Okuldan çıktığımda hava çoktan kararmaya başlıyor ama günün ağırlığı hâlâ üzerimde taşıdığım bir yük gibi duruyor. Ahmet’in Göktuğ’a attığı yumruk, sınıfın bir anda sessizleşmesi, benim tuvalete koşarken nefesimi bile toparlayamayışım… Hepsi zihnimde dönüp dönüp karşıma çıkıyor.
Ahmet yanımda yürürken sürekli etrafa bakıyor. Tehlike arar gibi değil… daha çok sanki benim her adımımı, her nefesimi kontrol eder gibi. Bana bakışındaki o koruma isteğini artık tanıyorum.
Üçüncü kez soruyor.
“İyi misin?”
Ona dönüp başımı sallıyorum. “İyiyim Ahmet… gerçekten.”
Ama ikimiz de sesimin titrediğini biliyoruz. İçimdeki çalkantı hâlâ durulmuyor.
Arkamızdan Eftel ve Adem geliyor. Eftel’in bakışları Adem’den kaçmıyor, Adem’in de ona gizlice göz kırptığını yakalıyorum. Aralarında yeni bir şeylerin başladığını artık çok net anlıyorum. Havası bile değişiyor sanki.
Ahmet bir anda durup nefes veriyor. Konuşmaya başlıyor.
“Ben bugün kendimi tutamıyorum. Göktuğ sana öyle bakınca… deliriyorum. Sanki bir şey olacak da yetişemeyeceğim diye korkuyorum.”
İçimde bir anlığına bir sıcaklık yükseliyor ama söyleyecek bir şey bulamıyorum.
Sadece “Biliyorum,” diyebiliyorum.
Ahmet yüzünü bana çeviriyor ama devam etmiyor. Sanki aklında daha çok şey var ama söylemeyi erteliyor.
Tam o anda koridordan bir ses geliyor.
“Bitmedi bu!”
Ses Emir’in. Yanında Göktuğ var. Göktuğ hâlâ dudağındaki kanı siliyor ve bize doğru bakarken gözlerindeki nefret adeta karanlığı büyütüyor.
“Daha yeni başlıyoruz!” diye bağırıyor ve ikisi uzaklaşıyor.
Ahmet öne atılacak gibi oluyor ama Adem kolundan tutuyor.
“Sakın. Bugünlük bu kadar.”
Ahmet dişlerini sıksa da kendini durduruyor.
Okul dağılıyor. Herkes bir yana savruluyor. Ben ise eve dönerken içimde garip bir huzursuzluk taşımaya devam ediyorum.
Eve geldiğimde kapıda Eftel beni bekliyor. Koltuğa oturtuyor beni.
Yüzünde tuhaf bir heyecan var. Ona bakınca zaten bir şey söylemek istediğini anlıyorum.
“Eftel… bir şey diyeceksin. Hadi söyle.”
Eftel başını eğiyor, dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme beliriyor.
“Adem… bugün bana çok farklı davranıyor. Yani… bilemedim Cemre… Ben galiba onu seviyorum.”
Ona gülümsüyorum.
“Sen onu çoktan seviyorsun Eftel.”
Tam o sırada telefonuma mesaj geliyor. Ekranda Adem’in adı yazıyor.
Adem: “Eftel’i biraz dışarı çağırmak istiyorum. Sence gelir mi?”
Bir an gülmemi tutamıyorum.
“Hadi hazırlan,” diyorum. “Biri seni görmeye geliyor.”
Eftel hızla hazırlanıp dışarı çıkıyor. Sokak lambalarının altına yürürken Adem’i görüyorum; loş ışık yüzünün yarısını gölgede bırakıyor. Gözlerinde bir gerginlik ama aynı zamanda bir ışık var.
Eftel yaklaşınca Adem derin bir nefes alıyor.
“Sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Eftel duruyor, bekliyor.
Adem ellerini cebine sokup sakinleşmeye çalışıyor. Sesinde hafif bir titreme var.
“Bugün seni izlerken… koridor boşalırken seni gördüğümde içim garip oluyor. Seni kaybederim diye korkuyorum. Emirhan seni kollarından tutunca bile içim sıkışıyor. Ben böyle hissetmeyi hiç planlamamıştım.”
Eftel bir adım ona yaklaşıyor.
“Adem… kıskanıyor musun beni?”
Adem boğazını temizliyor.
“Biraz.”
“Biraz mı?”
Eftel’in sesi alaycı ama gözleri ciddiyetle dolu.
Adem pes ediyor.
“Tamam! Evet. Kıskanıyorum. Çünkü ben seni seviyorum. Ve artık bunu saklayamıyorum.”
Eftel’in yüzündeki gülümseme büyüyor.
“Bunu söylemen için çok bekliyorum Adem. Sence ben seni neden hep kolluyorum? Neden bugün gözlerime bakınca içim titriyor?”
Adem’in yüzünde şaşkınlık beliriyor.
“Sen… beni seviyor musun?”
Eftel yaklaşıyor.
“Evet.”
Adem elini uzatıyor, Eftel’in beline koyuyor. Eftel de parmaklarını Adem’in çenesine götürüyor.
Aralarındaki mesafe bir nefes kadar kalıyor.
Ve sonunda…
Dudakları birleşiyor.
Sakin ve derin bir öpüşme. Aceleleri yok. Saklayacakları bir şey yok. Sanki uzun zamandır bekledikleri bir kapı sonunda açılmış.
Öpüşmeleri bittiğinde Adem alnını Eftel’in alnına yaslıyor.
“Bu son olmayacak… değil mi?”
Eftel hafifçe gülüyor.
“Hayır. Kesinlikle değil.”
Eftel eve döndüğünde yüzündeki gülüş her şeyi anlatıyor.
“Nasıl geçti?” diye soruyorum.
Eftel dudaklarını saklamaya çalışsa da gözleri ışıl ışıl.
“Cemre… biz olduk.”
Ona sarılıyorum. Sevincimiz evin içini dolduruyor.
Ama o an fark etmediğimiz bir şey oluyor.
Sokağın köşesinde bir gölge hareket etmiyor, sadece izliyor. Sanki varlığı bile sessiz bir tehdit gibi.
Göktuğ.
Telefonunu çıkarıyor.
“Plan başlıyor. Hazır olun,” diye mesaj atıyor.
Gece ağırlaşıyor.
Ve benim hissettiğim o huzursuzluk… haklı çıkıyor.