İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 20 · 3 dk okuma

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 20

KARŞI HAMLE

(Cemre’nin anlatımıyla)

Sabah olmadan önceki o gri saat…

Zaman ne geceydi, ne sabah.

Sanki dünya nefesini tutmuş, sadece bizi izliyordu.

Ev sessizdi ama huzurlu değildi.

Her odadan düşük bir uğultu geliyordu; bilgisayarların sesi, güvenlik sisteminin bip’leri, arada yankılanan bir ayak sesi…

Ama en çok kendi kalp atışımı duyuyordum.

Ege yaşıyordu.

Bu gerçek artık sadece bir korku değil, plan gerektiren bir gerçekteydi.

Mutfakta soğumuş kahvemi elimde tutarken, camdaki yansımamı gördüm.

Yorgun, uykusuz, ama gözlerinde hâlâ kıvılcım taşıyan birini.

Belki de Ege’nin “her şey bir kıvılcımla başlar” dediği o şey bendim.

Aşağı indiğimde, Ahmet, Emirhan ve Eftel salonda masa etrafındaydı.

Üçü de uykusuzdu.

Eftel’in ekranında yeşil kodlar akıyor, odanın karanlığına ritmik bir ışık saçıyordu.

— Bir iz buldum, dedi Eftel.

Sesi kararlıydı ama içinde bir yorgunluk çınlıyordu.

— Ege dün gece sisteme girmiş. Kameralara, mikrofonlara… güvenlik ağımıza bile.

Ahmet’in kaşları çatıldı.

— Nereden sızdı?

— Kendi hattından değil. Ara sunucu kullanmış. Ama... bir hata yapmış.

Ekrana eğildik.

Küçük bir satır.

Bir kelime.

Bir iz.

“Her şey bir kıvılcımla başlar.”

O an odadaki hava değişti.

Ahmet’in eli masaya vurdu, sert ve soğuk bir ses yankılandı.

Emirhan nefesini tuttu.

Ben ise sadece ekrana bakıyordum.

O cümleyi en son ben söylemiştim.

Yıllar önce.

Ege’nin yanında.

— Bu bir mesaj, dedim. — Bizi korkutmak için değil. Hatırlatmak için.

Ahmet bana döndü.

Gözlerinde öfke vardı, ama o öfkenin altında korku gizlenmişti.

— Papatyam, hâlâ onu anlamaya mı çalışıyorsun?

— Hayır.

Bir an sustum.

— Ama düşmanımı tanımadan savunma yapamam.

Bu cümle Ahmet’in sabrını kesti.

— Düşmanınla empati kuramazsın, Cemre!

— Bu empati değil, strateji.

— O seni izliyor.

— Biliyorum.

Bakıştık.

— O hâlde izlesin. Çünkü bu kez biz de onu izleyeceğiz.

Saat geceye geri döndü.

Eftel’in parmakları klavyede dans ediyordu.

Emirhan güvenlik cihazlarını kontrol ediyor, Ahmet ise evin etrafında son turunu atıyordu.

Ben odada tek başıma, ekrana bakan o sessiz kişi olmuştum.

Karanlıkta sadece ekranın ışığı yüzüme vuruyordu.

Eftel’in sesi kulaklığımdan yankılandı:

— Sızma protokolünü başlatıyorum… şimdi.

Ekrandaki harita bir anlık karardı, ardından bir nokta belirdi.

Kırmızı, sabit, nefes alır gibi yanıp sönüyordu.

— Bulduk.

Eftel’in sesi artık fısıltıydı.

Koordinatlar şehir dışındaki eski sanayi bölgesini gösteriyordu.

— Burası onun üssü olabilir.

Ahmet hemen geldi.

— Hayır, bu bir tuzak olabilir.

— Belki de, dedim.

Başımı kaldırdım.

— Ama bazen bir tuzağı bozmanın tek yolu, içine girmektir.

Ahmet’in elleri yumruk oldu.

— Seni oraya tek başına bırakmam.

— Zaten bırakmayacaksın.

— Yani... gideceğiz?

— Evet, Ahmet. Gideceğiz.

Eftel araya girdi.

— Ben burada kalıp bağlantıyı sürdüreceğim. Eğer bir şey olursa, yedek sistem devreye girer.

Emirhan sessizdi, ama gözleri konuşuyordu:

Bunu bitireceğiz.

Rüzgârın sesi, araba motorunun üstüne karışıyordu.

Sokak lambaları birer birer azalıyordu; şehir karanlığa çekilirken biz sessizce kuzeye doğru ilerliyorduk.

Ahmet’in eli direksiyonda, gözleri hep aynada.

Bir an bana baktı.

— Korkuyor musun?

— Hayır, dedim.

Ama ellerim titriyordu.

— Sadece… zamanı geldi.

Yolun sonunda eski atölyeler göründü.

Paslı kapılar, kırık camlar, rüzgârın içinde yankılanan sessizlik.

Sanki dünya bile burayı unutmuştu.

Arabadan indik.

Toprak ayaklarımızın altında gıcırdadı.

Ahmet önümdeydi, ben hemen arkasında.

Her adımda nefesimi sayıyordum: bir, iki, üç…

Eftel’in sesi kulaklıktan geldi.

— Sinyal sabit. Kamera bağlantıları açık. Sizdeyim.

Kapının önünde durduk.

Ahmet yavaşça elini kaldırdı, kapıyı itti.

Metal kapı, gıcırdayarak açıldı.

Tozlu bir hava yüzüme çarptı.

İçerisi karanlıktı.

Sadece uzakta, titreşen bir kırmızı ışık yanıyordu.

Bir adım attım.

Sonra bir tane daha.

Her şey sessizdi… ta ki o sesi duyana kadar.

“Beni bulabileceğinizi mi sandınız?”

Ege’nin sesi yankılandı.

Bir anda bütün kameralar aynı anda döndü.

Hepsi bana odaklandı.

Ahmet refleksle önüme geçti, silahını kaldırdı.

— Ege! Çık ortaya!

Ama cevap gelmedi.

Sadece bir kahkaha.

Alçak, sakin, hesaplı.

“Hoş geldin, Papatya.”

O an ekranlar birer birer karardı.

Işıklar söndü.

Rüzgâr bile sustu.

Ben gözlerimi kısmıştım.

Kalbim deli gibi atıyordu ama zihnim netti.

Çünkü biliyordum.

Bu kez, oyunun kurallarını biz yazacağız.

O gece kimse konuşmadı.

Sadece rüzgârın sesi, uzaktan gelen bir alarmın yankısı ve içimizde büyüyen kararlılık.

Ege’nin gölgesi yeniden belirmişti, ama biz artık eskisi gibi değildik.

Bu kez korkmuyor, hazırlanıyorduk.

Ve ben içimden sessizce fısıldadım:

“Kıvılcımı sen yaktın, Ege… ama yangını biz yöneteceğiz.”
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.