İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 14 · 4 dk okuma

AŞK-I NEMNU-1

Bölüm 14

ZAFERİN ARDINDAKİ KALPLER

(Cemre’nin anlatımıyla)

Hastanedeki o uzun, sessiz günlerin ardından yeniden okula dönmek… garip bir histi. Koridorlarda yankılanan ayak sesleri, tahtaya vuran tebeşir sesi, sınıfın hafif tebeşir kokusu… Her şey tanıdıktı ama ben artık aynı kişi değildim.

Hayata tutunmanın nasıl bir mucize olduğunu, nefes almanın bile bir şans olduğunu öğrenmiştim.

Sabah erkenden okula gelmiştim. Hava serindi ama içimde yanmakta olan bir ateş vardı. Spor salonuna yöneldiğimde, içeriden top sesleri, kahkahalar, tezahüratlar yükseliyordu. Herkes yaklaşan okul voleybol turnuvası için heyecanlıydı.

Beden hocamız listeyi kontrol ederken beni görünce kaşlarını kaldırdı, bakışlarında hem şaşkınlık hem endişe vardı.

— Cemre… emin misin oynamak istediğinden? Yeni toparlandın kızım.

— Hocam… ben pes etmeyi unuttum artık, dedim gülümseyerek.

Bir an sessizlik oldu. Sonra hocamız başını hafifçe salladı ve gülümsedi:

— Peki o zaman… Phoenix sensiz eksik olurdu zaten.

O anda arkamdan tanıdık sesler geldi.

— Geldi bizim savaşçımız! diye bağırdı Damla.

Elif ve Selin hemen yanıma koştu. Damla saçımı tutarken neşeyle kıkırdadı:

— Gel, önce şu saçlarını toplayalım, kahraman! Bugün yeniden doğuş günü.

Ben de gülümseyip aynaya baktım. Gözlerimin altındaki morluklar hâlâ silinmemişti ama bakışlarımda yeni bir güç vardı.

Formamı giydim: beyaz zemin üzerine kırmızı alev deseni. Göğsümde tek bir kelime parlıyordu: PHOENIX.

Bu adı ben seçmiştim. Küllerimden yeniden doğduğumun kanıtıydı.

Soyunma odasında müzik çalıyordu. Elif lastikleri uzatıyor, Damla parmak bantlarını hazırlıyor, Mina saç spreyiyle uğraşıyordu.

— Kızlar, bugün sadece oynamayacağız… yeniden doğacağız! dedim aynaya bakarken.

— Evet! diye bağırdı Damla. — Phoenix küllerinden doğar!

Salon tıklım tıklımdı. Tribünlerde öğrenciler, öğretmenler, veliler… ve o.

Ahmet.

Elinde kahvesiyle tribünde oturuyordu. Gözleri, tüm kalabalığın arasından sadece bana kilitlenmişti.

Bir saniye bile ayırmıyordu.

Kalbim hızlandı. İçimden “Ben buradayım, sen de olmalısın.” der gibiydi.

Hakem düdüğü çaldı, maç başladı.

İlk servisi ben attım. Top parmaklarımı terk ederken tüm salon sessizleşti. Hedefe kilitlendim, derin bir nefes aldım…

Top hızla rakip sahaya düştü.

“Phoenix 1-0 önde!” diye bağırdı spiker.

Tribün alkışlarla inledi. Damla gelip omzuma vurdu:

— İşte bu, Cemre! Aynı eskisi gibisin!

İkinci sette işler karıştı. Rakip takım sertleşmişti. Bir anda gelen güçlü bir smaç…

Ve top doğrudan burnuma çarptı.

Bir an başım döndü, dizlerim çözüldü. Burnumdan sıcak bir şey aktı. Kan…

Hoca hemen düdüğü çaldı, oyun durdu.

— Cemre! Kızım iyi misin?

Etrafım bir anda kalabalıklaştı. Damla yanımdaydı, sesi endişeliydi:

— Cemre, yeter! Kenara geç, bitsin artık bu kadar!

Ama ben başımı iki yana salladım.

— Hayır. Bitmedi.

Burnumdan süzülen kanı kolumla sildim, parmaklarımı sıktım ve ayağa kalktım.

Kalabalık sessizleşti. Gözlerimi Ahmet’e çevirdim.

O, tribünde ayağa kalkmıştı, gözleri doluydu ama başıyla onayladı.

Sanki “sen yaparsın” diyordu.

Derin bir nefes aldım, topu elime aldım. Ellerim titriyordu ama içimdeki ateş daha güçlüydü.

— Hadi kızlar, Phoenix pes etmez! diye bağırdım.

Damla ve Elif hemen omuzlarımı sıvazladı.

— Hadi savaşçımız, yak! dedi Elif gülümseyerek.

Sonra maç yeniden başladı. Her top, her vuruş, her adım bir mücadeleydi.

Rakip takım güçlüydü ama biz inançlıydık. Selin’in pasları, Mina’nın savunması, Damla’nın çığlıklarıyla birleşiyordu.

Set sonuna doğru skor berabereydi.

Top yeniden bana geldi. Her şey bir anda yavaşladı.

Ahmet’in gözleriyle göz göze geldim.

Son bir nefes aldım.

Topu öyle bir smaçladım ki… fileyi aşarken sanki kalbimden çıkan bir parça gibiydi.

Top yere düştü.

Rakip oyuncular dondu kaldı.

— OYUN BİTTİ!

— MAÇI PHOENIX KAZANDI!

Salon alkışlarla yankılandı. Takım arkadaşlarım beni ortalarına aldı. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu.

Damla sarıldı:

— İşte bu! Küllerinden doğan Cemre!

Soyunma odasına geldiğimizde hâlâ adrenalin etkisindeydim.

Burnumun kenarında hâlâ hafif bir kızarıklık vardı ama umurumda değildi.

Elif kahkahalarla saçımı çözüyordu, Selin elime su uzattı, Mina havluyla alnımı sildi.

Damla başımı okşadı:

— Kahraman sensin bugün.

O sırada kapı aralandı.

Ahmet sessizce içeri girdi. Herkes fark ettiğinde ortam bir anda sessizleşti.

Yavaş adımlarla yanıma geldi.

— Papatyam… burnun kanıyor ama hâlâ parlıyorsun.

Gülümsemeye çalıştım ama sesim titredi:

— Kazandık Ahmet… pes etmedim.

Bir an birbirimize baktık.

Sonra Ahmet elini yanağıma koydu, başımı hafifçe eğdi.

— Ve ben… seninle gurur duyuyorum, dedi fısıltıyla.

O anda dudaklarımız buluştu.

O öpücük ne bir zafer kutlamasıydı, ne de bir oyun sonu anı…

O, “yaşıyorum” deyişiydi.

Tüm korkular, acılar, geçmişin gölgeleri o öpücükte eridi.

Ahmet’in elleri yüzümdeydi, ben ise tüm gücümle ona sarıldım.

Kalbimin ritmi yeniden düzen bulmuştu.

Artık sadece bir kazanan değil, yeniden doğan biriydim.

Ve o gün… Phoenix sadece bir takım değil, yeniden doğuşun sembolü olmuştu.

Soyunma odasının havası hâlâ maçın coşkusuyla doluydu. Biz Phoenix kızları birbirimize sarılıyor, gülüyor ve zaferi kutluyorduk. Damla, Selin, Elif ve Mina hâlâ neşeyle bağırıyor, ellerimizi havaya kaldırıyordu.

O sırada Eftel ve Emirhan birbirlerine baktı; gözlerinde aynı anın heyecanı ve birikmiş duygular vardı. Sessizce birbirlerine yaklaştılar. İlk başta sadece ellerini tuttular, sonra Eftel yavaşça Emirhan’ın yüzüne dokundu.

— Emirhan… fısıldadı, sesi titrek ama anlam yüklü.

Emirhan gözlerini kapadı ve bir an duraksadı, sonra dudaklarını Eftel’in dudaklarına bastı. Öpüşme önce yavaş ve nazikti; sanki geçen zamanın acısını çıkarır gibi, her saniye uzun ve yoğun hissettirdi.

Eller birbirlerinin sırtına dolandı, parmaklar saçlara girdi, nefesler hızlandı. Her bir dokunuş, maçın heyecanı kadar, yoğun ve tutkuluydu. Sessizlik, sadece öpüşmelerinin yankısıyla doluydu.

— Seni… çok uzun zamandır bekledim… dedi Emirhan nefes nefese.

— Ben de… dedi Eftel, gözleri dolu dolu ama gülümseyerek.

Öpüşmeleri derinleşti; salonun arka köşesinde bile herkes bir an için zamanın durduğunu hissetmiş gibiydi. Artık sadece kazanan bir takım değil, duygularını açığa çıkaran iki kalp vardı.

Ve o an fark ettik ki, zafer sadece saha içindeydi; yüreklerimizde çok daha büyük bir zafer yaşanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.