(Eftel’in anlatımıyla)
Araba, şehrin boş sokaklarından sessizce geçiyordu. Ahmet, Cemre’yi kucağında tutuyordu; beyaz tişörtü kanla lekelenmiş, nefesi hâlâ düzensizdi. İçimden dua ediyordum, gözlerimi yoldan ayırmadan:
— Ahmet, sakin ol… dedim, — Hastaneye yaklaşık 20 dakika var, ama her dakika sanki saatler sürüyormuş gibi geliyor.
Emirhan da yanımda sessizce oturuyordu, gözleri cama sabit, elleri birbirine kenetlenmişti.
— Lütfen… nefes al… diye fısıldadım kendi kendime. Kalbim onun kalbiyle yarışıyor gibiydi.
Arabada geçen bu dakikalar, sanki zaman durmuştu. Her ışıkta kalbimizin göğsümüzden fırlayacak gibi attığını hissediyorduk. Ahmet, Cemre’nin alnına dokunuyor, ara ara fısıldıyordu:
— Dayan, Ma chérie… dayan…
O an, Emirhan bana baktı. Sessizce gözlerimiz buluştu. Sanki kelimelere gerek yoktu; yılların birikmiş duygusu tek bir bakışta açığa çıktı.
— Eftel… dedi, — İnanıyorum ki Cemre hayatta kalacak.
Ben titrek bir nefesle karşılık verdim, ardından kısa ama derin bir öpüşme gerçekleşti. Bu sessizlik ve korku içinde, dünyamız sadece birbirimizdi.
(Emirhan’ın anlatımıyla)
Arabayı hastanenin acil girişine doğru sürdük. Her adımda kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. Ahmet, Cemre’yi hâlâ kucaklamış, nefesi düzensizdi. Beyaz tişörtü kan lekeleriyle kaplıydı.
— Polisler de hazır… dedi Eftel, — Dikkatli olmalıyız.
Ben sessizce, direksiyonun yanında ellerimi sıkıca kenetledim. Kalbim Cemre’nin kalbiyle birlikte sanki aynı ritimde atıyordu. Arabadan inerken, Ahmet hızlıca Cemre’yi ambulansa taşıdı.
(Eftel’in anlatımıyla)
Cemre ameliyata alındı. Biz camın dışındaydık, her nefesimizi monitöre kilitlemiş, sessizce bekliyorduk. Saatler ağır ağır geçiyordu. Ahmet dizlerinin üzerinde çökmüş, elleri cama değmiş, gözyaşlarıyla fısıldıyordu:
— Dayan, Ma chérie… seni bırakmayacağım…
Ameliyat yaklaşık iki saat sürdü. Baş cerrah yüzümüze bakıp, ciddi bir tonla konuştu:
— Kurşun böbreğine isabet etmiş… hızlı olmalıyız, aksi hâlde kaybedebiliriz.
Kalbimiz göğsümüzde sıkıştı. Nefesimizi tutuyor, her saniyeyi dikkatle izliyorduk.
(Emirhan’ın bakış açısından – Yoğun Bakım ve Kalp Durması)
Cemre yoğun bakıma alındığında, bip sesleri düzensizleşti, sonra kesildi. Düz çizgi… kalbi durmuştu.
Ahmet camın diğer tarafında dizlerinin üzerinde titriyordu. Elleri cama yapışık, gözleri dolu:
— Hayır! Hayır, Ma chérie… lütfen… nefes al…
Ben ve Eftel yan yana duruyor, gözyaşlarımızı tutamıyorduk. Eftel sessizce ellerini cama bastırdı:
— Lütfen, mucize gerçekleşsin…
Ahmet titrek bir sesle devam etti:
— Seninle daha yapacak çok şeyimiz var… ölmek yok… Ma chérie…
Bipler kesilmişti, odada ağır bir sessizlik vardı. Kalplerimiz durmuş gibiydi; zaman duruyor, her nefes uzun bir acı gibi geliyordu.
(Eftel’in anlatımıyla – Mucize)
Ve sonra… monitörden hafif bir “bip” sesi yükseldi:
— Bip… bip… bip…
Kalp yeniden atmaya başladı, önce yavaş, sonra ritmi güçlenerek oturdu. Ahmet ellerini camdan çekmeden, gözyaşlarıyla sessizce gülümsedi.
— Hoş geldin geri… Ma chérie… fısıldadı, sesi titrek ama umut doluydu.
Ben ve Emirhan birbirimize baktık, gözlerimiz dolu, titriyorduk. Artık korku yerini umuda bırakmıştı. Beyaz tişört lekeli ama Cemre hayattaydı.
Ahmet hâlâ camın dışında dizlerinin üzerinde titriyor, gözlerinde öfke, koruma ve derin sevgi vardı. Biz üçümüz de ağlıyorduk ama gözyaşlarımız bu kez umut ve sevgiyle doluydu.