(Göktuğ’un anlatımıyla)
Karakolun içi hâlâ soğuktu. Ama bu sefer soğuk olan hava değil, bekleyişti. Emir’le birlikte koridorun köşesinde oturuyorduk. İfadelerimiz çoktan alınmıştı. Şimdi sıra Ege’deydi. Ve bu bekleyiş… İçimi parçalıyordu. Kapı açıldı. Bir polis çıktı.
“Ege için karar çıktı.”
Bir saniye durdu.
“Tutuklama.”
“25 yıl hapis cezası istemiyle sevk edilecek.”
Dünya sustu. Emir başını kaldırdı. Ben ayağa kalktım.
“Ne?” dedim.
Ama cevap yoktu. Kapı açıldı. Ege çıkarıldı. Kelepçeliydi. Ama yüzü sakindi. Onu gördüğüm an yürüdüm. Emir de arkamdan geldi.
“Ege!” dedim.
Durdu. Baktı. İlk kez sesim kırıldı.
“Bunu niye yaptın?”
“Niye tek başına üstlendin?”
Ege cevap vermedi hemen. Ben devam ettim.
“Bize söylemedin bile…”
“Bizi dışarıda bıraktın!”
Ege gözlerime baktı.
“Çünkü başka yol yoktu.” dedi.
Ama bu kez sesim sertleşti.
“Var!” dedim.
“Her zaman var!”
Ege başını yavaşça salladı.
“Göktuğ…” dedi.
“Bazen seçenek yoktur.”
Sessizlik oldu. Sonra bir şey söyledim.
“Gel…” dedim.
“İfadeleri değiştirelim.”
“Ben gireyim hapse.”
Bir an durdu. Emir bile bana döndü. Şok olmuştu. Ege ise sadece baktı. Uzun süre. Sonra gülümsedi. Ama o gülümseme üzgündü.
“Sen ne diyorsun…” dedi.
Ama bu sefer Ege konuştu. Sesi netti.
“Sen benim öz abimsin.”
Durdu.
“Ben abilerim için her şeyi yaparım.”
Başını hafif eğdi.
“Zaten olması gereken buydu.”
“Ben daha fazla suç işledim.”
“Daha çok kırdım.”
Bir an sustu.
“Benim zamanım gelmişti zaten.”
Bu cümle… Beni vurdu. Emir hiçbir şey diyemedi. Bir adım attım.
“Ege…” dedim.
Ama o devam etti.
“Hayır Göktuğ.”
“Bunu tartışmayalım.”
Sonra Emir’e baktı.
“Sen de…”
Durdu.
“Beni bırakmadınız.”
Emir’in gözleri doldu.
“Biz seni bırakmıyoruz.” dedi.
Ege hafif güldü.
“Biliyorum.”
Ve o an… Emir bana baktı. Gözleri kızgındı. Ama kırgındı da.
“Sen…” dedi bana.
“Bunu niye bizden sakladın?”
Sessiz kaldım.
“Biz birlikteydik Göktuğ.” dedi.
“Plan varsa birlikte olur.”
Sesinde hem öfke hem üzgünlük vardı.
“Bizi dışarıda bırakmak… en büyük hata buydu.”
Yutkundum.
“Biliyorum.”
Emir bir adım yaklaştı.
“Biliyorum yetmez.” dedi.
Ama sonra sesi yumuşadı.
“Biz sana kızgınız…”
Durdu.
“…ama yanındayız.”
Ege o sırada araya girdi.
“Yeter.” dedi.
Sesi sakindi ama ağırdı.
“Bu anı uzatmayın.”
Bize baktı.
“Ben iyiyim.”
Hiçbirimiz inanmadık. Ve sonra… Ben Ege’ye yaklaştım. Hiç konuşmadan. Sadece sarıldım. Sıkı. Gerçekten sıkı. Ege de karşılık verdi. Ama bu sarılma uzun sürdü. Çünkü vedaydı. Emir de yaklaştı. O da sarıldı. Ama o sarılma farklıydı. İçinde kızgınlık vardı. Üzüntü vardı. Ve samimiyet vardı. Emir kısık sesle konuştu:
“Bizi böyle bırakman…”
Durdu.
“…çok saçma.”
Ege hafif güldü.
“Biliyorum.”
Emir devam etti:
“Ama…”
Sesi kırıldı.
“…seni unutmayacağız.”
Ege başını salladı.
“Unutmayın zaten.”
Polisler geldi.
“Hazır olun.”
Ege’yi aldılar. Yürümeye başladı. Kapıya doğru. Son kez bize baktı.
“Güçlü olun.”
Sonra götürüldü. Koridor boşaldı. Sadece biz kaldık. Emir bana baktı.
“Gitti…” dedi.
Başımı salladım. Ama konuşamadım. Ve o an… Hiç konuşmadan sarıldık. Emir ve ben. Sadece sarıldık. Çünkü bazen… Sözler biter. İnsanlar kalır. Ama eksik.