Yoğun bakım odasından çıkıp koridorda yürürken hâlâ yorgundum. Furkan kolumdan destek oluyordu, adımlarım ağır ama kararlıydı. Odaya girdiğimizde Adem yan yatıyordu, hâlâ biraz solgundu ama başını kaldırabiliyordu. Bir anda omzundan hafifçe kan sızmaya başladı.
— Adem!
Hemşire hızlıca koştu ve durumu kontrol etti:
— Kanamanın kaynağını bulmam lazım, lütfen sakin ol!
Adem biraz irkildi ama sessiz kaldı. Hemşire onu odasına götürdü, pansumanla durumu kontrol altına aldı.
Eftel yanımda durdu ve Emirhan’a döndü:
— Abicim, sen Adem’in yanında ol, ben Furkan ve Cemre’nin yanındayım. Sen bizi merak etme.
Emirhan başını salladı, gözlerinde hem sorumluluk hem koruma hissi vardı, sonra odadan çıktı.
Furkan başucumda dururken ben sessizce kendi içimde konuşmaya başladım.
— Furkan… biliyor musun… Ege zaten benim sevgilimdi. Ama onun peşimden ayrılmaması ve tüm bu olanların benim yüzümden olması… Ahmet’in yanında olmak, onu görmek… bana hissetmem gerekeni gösteriyor.
Furkan hafifçe başını salladı:
— Artık geçmişi değiştiremeyiz. Önemli olan şimdi ve hissettiklerin.
Odada sessizlik çöktü, yorgunluk ve rahatlama içinde herkes uykuya daldı. Ben de gözlerimi kapattım, Furkan kolumda duruyordu. İki saatten fazla geçti; odada sadece hafif makine sesleri vardı.
Birden Emirhan yüksek bir sesle bağırdı:
— Cemre! Furkan! Ahmet elini oynattı!
Hızla gözlerimizi açtık, Furkan hemen koluma destek oldu. Kalkıp camın önüne koştuk. Ahmet’in elini hafifçe hareket ettirdiğini gördük. Kalbi güçlü ve nefesi düzenliydi, tamamen iyileşmişti.
Ben, kalbim deli gibi çarparken, sesimi duyuracak kadar bağırdım:
— Aşkım!
Ahmet hafifçe gülümseyip bize el salladı.
Sessizlik ve mutluluk odada dolaşıyordu. Furkan omzuma dokundu, Emirhan camın kenarında sessizce tebessüm etti.
O an, geçmişin tüm acısı ve korkusu geride kalmıştı. Biz, birbirimize bakıyor ve yeniden başlamanın huzurunu yaşıyorduk. Kalplerimiz tavan yapmış, duygularımız birbirine tamamen açılmıştı.