Eve geleli bir süre olmuştu.
Yemek yenmişti, tabaklar toplanmıştı. Ahmet, Adem, Emirhan ve Furkan salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama kimse gerçekten izlemiyordu.
Ben odama çekilmiştim. Masanın başında matematik kitabı açıktı. Sayılara bakıyordum ama aklım derste değildi. Kalemi elimde çevirip duruyordum.
Kapı hafifçe tıklandı.
Eftel içeri girdi. Ayağı sargılıydı, topallıyordu biraz.
— Rahatsız etmiyorum ya? dedi.
— Yok, gel. dedim.
Yatağın kenarına oturdu. Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Sonra o sessizliği bozdu.
— Ayağım fena burkulmuş sadece. Bir iki gün üstüne basmayacakmışım. dedi.
— Merak edecek bir şey yok.
Başımı salladım.
— İyi bari.
Gözlerim doldu ama toparladım. Eftel fark etti.
— Bak, dedi gülerek.
— Maçı kazandık. Güzel bir galibiyetti. Siz sevin. Beni düşünmeyin.
— Olmaz. dedim.
— Sen bu hâldeyken… ben sevinemem.
Tam o sırada kapı bir anda açıldı.
Furkan içeri girdi.
— Ne oluyor burada, kriz odası mı burası? dedi.
Eftel güldü.
— Yok ya, dertleşiyoruz.
Furkan bana baktı.
— Sen niye bu suratla matematik çalışıyorsun?
— Boş yere ceza da aldım. dedim sakin bir sesle.
Eftel gülerken Furkan hemen atladı:
— Aynen boş yere.
— Adamı dövdün resmen, normal değil mi ceza alman?
Derin bir nefes aldım.
Gözlerim yine doldu ama ağlamadım.
— Keşke daha çok dövseydim. dedim düz bir tonla.
Furkan kaşlarını kaldırdı.
— Bak işte.
— Hiç pişman değil.
Eftel başını iki yana salladı.
— Bu hâliyle bile hâlâ sinirli.
İstemeden hafifçe gülümsedim.
O an odadaki hava değişti.
Gerginlik yerini daha sakin bir şeye bıraktı.
Eftel bana baktı.
— İyi ki varsın. dedi.
— Her zaman. dedim.
Ve ilk defa o gün,
içim biraz olsun rahatladı.