Sınıfta hava zaten gergindi ama ben daha kapıdan adımımı atar atmaz sinirimin taşacağını hissediyordum. Sanki herkes bir şey olacakmış gibi susuyor, kimse göz göze gelmemeye çalışıyordu.
Ben, Ahmet, Emirhan ve Furkan sessizce yerlerimize geçtik.
Eftel’in sırası boştu.
O boşluk boğazıma oturdu.
Çantamı sıraya bıraktım.
Elif hemen bana döndü.
— Eftel nasıl?
Yutkundum. Sesim çatladı.
— Hastaneye götürüldü, dedim.
— Ayağı feci burkulmuş… kırılmış bile olabilir.
Sınıfta kısa bir sessizlik oldu.
Sonra arka sıralardan Göktuğ’un sesi geldi, alaycıydı.
— Bu kadar drama da gerek var mı ya?
Emirhan bir anda döndü.
— Senin o ses tellerinin a* k***!** dedi dişlerini sıkarak.
Sınıf karıştı.
Emir gülerek araya girdi.
— Ne ya? Yalan mı?
İşte o an içimde bir şey koptu.
Elimi masaya vurarak ayağa kalktım.
Sınıf irkildi.
— Bir kelime daha edersen… dedim ama cümlem bitmedi.
Çünkü Emir de ayağa kalkmıştı.
Bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Üstüme doğru yürüyordu.
— Ne yapacaksın? dedi.
— Bağıracak mısın yine?
Aramızdaki mesafe neredeyse yoktu.
— Geri çekil, dedim.
— Son kez söylüyorum.
Emir gülümsedi, bilerek üstüme geldi.
— Yoksa ne?
— Bana da mı vuracaksın?
Elif bir anda araya girdi, kollarını açtı.
— Emir dur!
— Yeter artık!
Damla da yerinden kalktı.
— Ciddi misin ya?
— Üzerine yürümenin anlamı ne?
Emir Damla’ya bile bakmadan konuştu.
— Karışma sen.
— Konu sen değilsin.
Bir adım daha attı. Göğsü neredeyse bana değecekti.
Ahmet yerinden fırladı.
— Emir, yeter lan!
— Geri çekil!
Ama Emir gözünü benden ayırmıyordu.
— Herkes görüyor, dedi.
— Kendini kaybediyor.
Tam o anda, gerilim en tepedeyken, arka sıralardan Furkan’ın sesi geldi.
Zamansız. Rahat. Sinir bozucu.
— Oğlum… dedi Ahmet’le Emirhan’a doğru eğilerek,
— Patlamış mısır var mı?
Bir anlık donukluk oldu.
Elif arkasını Furkan’a döndü.
— Şu an bunun sırası mı Furkan?!
Göktuğ sırıttı.
— Haklı çocuk.
— Sahne bayağı film gibi.
Damla sinirle Göktuğ’a döndü.
— Sen de bir sus!
— Dalga geçilecek bir şey mi bu?
Emir tekrar bana döndü, sesi sertleşti.
— Bak, dedi.
— Herkes seni idare ediyor ama benim sabrım yok.
— Kendini tutamıyorsun.
— Üzerime yürüme, dedim dişlerimi sıkarak.
— Ciddi söylüyorum.
Emir eğilip yüzüme yaklaştı.
— Yoksa ne olacak?
İşte o an…
Bir saniye bile düşünmedim.
Elim kalktı.
Yüzüne sert bir tokat attım.
Tokadın sesi sınıfta yankılandı.
Emir sendeledi ama düşmedi.
Elim istemsizce tekrar gitti. Tırnaklarım yüzünü çizdi, teninde iz bırakarak kaydı.
Sınıfta çığlıklar yükseldi.
Elif bağırdı.
— YETER!
— Cemre dur!
Damla önüme geçti.
— Tamam, yeter!
— Bitti artık!
Göktuğ bağırarak laf attı.
— Bacım, şu tırnaklarını bir kes ya!
— Kedi gibi saldırma!
— KAPA ÇENENİ! diye bağırdım.
Furkan koşarak araya girdi.
— Cemre yeter!
Ahmet iki kolumdan tuttu.
— Aşkım bak bana.
— Nefes al.
— Lütfen.
Göğsüm hızla inip kalkıyordu. Ellerim titriyordu. Ama gözüm hâlâ Emir’deydi.
Tam o sırada kapı sertçe açıldı.
— BU NE REZALET?!
Müdür sınıfa girdi.
Herkes sustu.
Ahmet hâlâ beni tutuyordu.
— Aşkım sakin ol, dedi.
— Lütfen…
Nefesim kesilmişti.
— Nasıl sakin olayım Ahmet? dedim.
— Eftel hastanede… bunlar dalga geçiyor!
Müdür sert adımlarla yaklaştı.
— İkiniz de!
— Şimdi odama.
Sınıftan çıkarken Damla arkamızdan seslendi, Emir’e bakarak net bir tonla:
— Hak etti.
— Yalan mı?
Koridora çıktığımızda hâlâ titriyordum.
Ahmet yanımdaydı. Elimi bırakmıyordu.
Ve içimdeki düşünce artık netti:
Bu kavga sadece bir anlık öfke değildi.
Bu…
Üzerime yürüyen herkesleydi.