Hakemin düdüğü çaldığında maç bitmişti.
Skor tabelasında biz yazıyorduk ama kimsenin içinde en ufak bir sevinç yoktu.
Eftel’i iki kişi koluna girerek revire götürdüler. Ayağı yere değdiği an yüzü acıyla gerildi ama yine de dişini sıktı, ses çıkarmadı. Hepimiz arkasından koştuk.
Revire girer girmez sedyeye oturtuldu. Ayağı hızla şişiyordu. Doktor dikkatlice kontrol ederken odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.
Bir süre sonra Eftel başını kaldırdı.
— Maçı kazandık. dedi.
— İyi bir galibiyet aldık. Siz sevinin. Beni merak etmeyin, ben iyiyim.
O an içimde bir şey koptu.
Öne çıktım.
— Olmaz. dedim.
— Sen bu durumdayken… takımda kimse sevinemez. Özellikle BEN.
Eftel bana baktı.
Gülümsemeye çalıştı ama başaramadı.
Tam o sırada kapıdan bir görevli göründü.
— Ambulans çağırıldı. Birazdan burada olur.
Adem hemen Eftel’in yanına geçti. Eğildi, şakağından hafifçe öptü, sonra sıkıca sarıldı.
— Geçecek. dedi alçak bir sesle.
— Beraber atlatacağız.
Emirhan da yaklaştı.
— Abicim geçicek, merak etme.
Eftel başını salladı.
— Biliyorum abi.
Ambulans sedyesi getirildi. Ayağı sabitlendi, dikkatlice yatırıldı. Siren sesi dışarıdan duyulmaya başladığında herkes susmuştu.
Adem hiç tereddüt etmeden:
— Hastaneye ben gidiyorum.
Eftel onaylar gibi baktı.
Sedye kapıdan çıkarılırken Eftel bir kez daha bana döndü.
— Maçı kazandık Cemre.
Başımı iki yana salladım.
— Bugün kazanan yok Eftel.
Ambulans kapısı kapandı.
Adem içeri bindi.
Siren sesi uzaklaştıkça içimde kalan tek şey, eksik bir galibiyetti.