(Cemre'nin anlatımıyla)
Kapı yüzümüze çarpılarak kapandı. Metal sesi koridorda yankılandı. Ardından Ege’nin o pis kahkahası duyuldu:
“Birbirinizi özleyin biraz! Döneriz sonra, merak etmeyin!”
Sonra… ayak sesleri. Göktuğ’un sert adımları. Şahin’le Doğan’ın homurtuları. En son Emir’in nefesi…Ve sessizlik.Oda karanlığa gömüldü. Üçümüz. Bileklerim yanıyordu. İpler etime gömülmüş gibiydi. Başımı zor kaldırdım. Adem zincirlere yaslanmıştı, bilekleri kan içindeydi. Ahmet tam karşımdaydı. Nefesi düzensizdi, göğsü zor kalkıyordu. Yüzü morluk içindeydi, dudağı patlamıştı. İçimdeki her şey çöktü. Gözyaşlarım aktı. Tutamadım. Ahmet başını kaldırdı, beni görünce yüzü acıyla gerildi.
“Cemre… ağlama. Ne olur.”
Sesini duyunca daha da çözüldüm.
“NASIL AĞLAMAYAYIM?! Ahmet hâline baksana! Nefes alamıyorsun! Niye bana söylemedin?!”
Ahmet gözlerini kaçırdı.
“Ben… seni korkutmak istemedim.”
Bağırdım.
“BENDEN NEYİ SAKLADIĞIN İÇİN KORUNACAKSIN?!”
Şaşkındı.
“Neyi biliyorsun sen…?”
“Furkan anlattı.”
Ahmet’in yüzü dondu.
O an Adem’in sesi geldi.
“Cemre… ona kızma—”
“SEN DE sakladın!”
Adem başını eğdi.
Ahmet hemen araya girdi.
“Hayır! Adem’e kızma! Tek hatalı benim!”
Gözleri doldu.
“Seni koruyamadığımı düşünmeni istemedim.”
Kalbim sıkıştı.
“Sensiz kalmaktansa her şeyin içinden geçerim,” dedim.
Adem acı acı güldü.
“Bu konuşma başka zamana kalsa iyiydi. Bağlıyız çünkü.”
Tam o anda… Koridordan bir telefon sesi geldi. Yüksek. Ritmik.
“Tak tak tak…” Kapı açıldı. Ege içeri girdi. Telefon elindeydi.
Lvbel C5 – Tak Tak Tak son ses çalıyordu. Arkasında Göktuğ ve Emir.
Hepsinin elinde viski şişeleri vardı. Ege müziğin ritmine başını salladı.
“Ooo,” dedi.
“Duygusal sahneye soundtrack bile yakıştı.”
Göktuğ güldü.
“Terapi seansı + konser.”
Alkol kokusu odayı bastı. Ege şişeyi salladı.
“Kutlama yapalım dedik.”
Önce Ahmet’in önüne geldi. Şişeyi burnuna dayadı.
“Kokla.”
Ahmet istemsizce kokladı. Dayandı. Sonra Adem.
“Ucuz,” dedi Adem dişlerinin arasından.
Göktuğ güldü. Sıra bana geldi. Ege şişeyi yüzüme yaklaştırdı. Kokusu burnuma değer değmez midem kasıldı. Keskin, ağır… Yüzüm ekşidi ama kendimi tuttum. Ahmet fısıldadı:
“Cemre… iyi misin?”
Başımı salladım. Ege geri çekildi.
“Vay be,” dedi.
“Dayanıklı çıktı.”
Müzik hâlâ çalıyordu.
“Tak tak tak…”
Göktuğ sırıtıp Emir’e baktı.
“Fotoğraf zamanı.”
Emir Ahmet’in cebine uzandı. Telefonu aldı.
“Şifre?”
Ege bana baktı.
“Söyle.”
“131212.”
Emir sırıttı.
“Doğum tarihi ha.”
Telefon açıldı. Emir arkamdan geldi. Omuzlarımdan tuttu. Adem’le Ahmet’i yan yana getirdiler. Göktuğ arkalarına geçti, kollarını omuzlarına koydu. Ege telefonu kaldırdı. Müzik tam o anda nakarata girdi. “Tak tak tak—”
“Gülümseyin,” dedi.
“Aile fotoğrafı.”
Flaş patladı. Bir saniyelik sessizlik. Fotoğraf çekilmişti. Ve tam o an. Mideme bir yumruk indi. Genzim yandı. Yüzüm ekşidi.
“Ben—”
Tutamadım. Başıma eğildim. Kusmaya başladım. Boğazımdan acı acı mide asidi geldi. Ahmet panikledi.
“Cemre! Cemre iyi misin?!”
Adem zincirleri gerdi.
“Yeter lan!”
Ege geri çekildi.
“Fotoğraf bozulmasın diye mi tuttun bunu?”
Göktuğ yüzünü buruşturdu.
“Mideli final.”
Ama kusmam kesilmeyince… Emir’in yüzü ciddileşti. Müziği kapattı.
“Yeter.”
Ege sustu.
Göktuğ şişeyi indirdi. Emir yere bırakılmış suyu aldı, bana uzattı.
“İç.”
Titreyerek birkaç yudum aldım. Boğazım yanıyordu. Oda sessizdi. Ama o sessizlik… Hepsinden daha tehlikeliydi.