(Eftel’in anlatımıyla)
Uyandığımda ilk fark ettiğim şey sessizlikti.
O bildik hastane sessizliği…
Ne tamamen sessiz, ne de gerçekten gürültülü. Uzaktan gelen cihaz sesleri vardı ama içimi sıkmıyordu. Loş bir ışık tavana vuruyordu; gözlerimi tam açamasam da lambanın şekli seçiliyordu.
Göğsümün alt kısmı sızlıyordu. Derin nefes aldığımda hafif bir yanma hissettim.
Hastanedeyim…
Hafızam yavaş yavaş yerine oturdu.
Göktuğ.
Silah.
O ses.
Ve sonra karanlık.
Tam o an kapı sessizce açıldı.
İlk Cemre’yi gördüm.
Gözleri doluydu ama ağlamıyordu; sanki ağlamayı unutmuş gibiydi. Saçları dağınıktı. Alnının kenarında küçük bir bandaj vardı. Onu öyle görünce içim sıkıştı.
Ardından Adem girdi.
Elinde…
Mavi güller vardı.
Kalbim hızlandı.
Adem yanımda durdu, çiçekleri yatağın yanındaki sehpaya bıraktı. Eğildi, çok yavaş bir şekilde alnımdan öptü. Eli titriyordu.
“Eftel’im,” dedi sesi kırılarak.
“Canım sevgilim benim…”
Cemre yanıma geldi, elimi tuttu. Parmakları buz gibiydi.
“Hoş geldin,” dedi fısıltıyla.
“Bizi çok korkuttun.”
“Hoş buldum,” diyebildim güçlükle.
Kapı tekrar açıldı.
Furkan ve Ahmet içeri girdi, ardından Emirhan.
Ahmet ve Furkan yatağın ucunda durdular. Emirhan ise hiç düşünmeden yanıma geldi, abi refleksiyle elimi tuttu.
“Hoş geldin,” dedi.
“Geçmiş olsun.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Cemre’ye baktım.
“Alnın…” dedim.
“Ne oldu sana?”
Cemre hemen başını çevirdi.
“Bir şey yok,” dedi hızlıca.
Ama Emirhan derin bir nefes aldı.
“Yok öyle,” dedi.
“Anlatıyorum.”
Herkes ona döndü.
“Sen komadayken,” dedi yavaşça,
“bir ara kalbin durdu.”
O an odadaki hava değişti.
Cemre’nin eli elimde daha da sıkıldı.
“İşte o an,” diye devam etti Emirhan,
“Cemre fenalaştı.”
Ahmet söze girdi:
“Bayıldı. Düşerken kafasını yere vurdu. Dikiş atıldı.”
Kalbim daraldı.
“Cemre…” dedim.
Gözlerimi kaçırdı.
Emirhan devam etti:
“Seni geri döndürdüler ama Cemre bu sefer duramadı.”
“Kustu. Fenalaştı. Sakinleştirici verdiler.”
Ahmet kollarını iki yana açtı.
“Ve kusmanın ciddi bir kısmı benim eşofmana geldi.”
Bir saniyelik sessizlik…
Sonra Furkan kahkahayı patlattı.
Adem dudaklarını ısırdı ama tutamadı.
Emirhan başını öne eğip güldü.
Ben bile gülmemek için kendimi zor tuttum.
Cemre ise utandı.
Yüzü kızardı, gözlerini yere indirdi.
Ahmet bunu fark etti.
Bir adım attı ve hiç düşünmeden Cemre’ye sarıldı.
“Ya boş ver,” dedi rahat bir sesle.
“Eşofman dediğin ne ki?”
Cemre şaşırdı, kolları bir an havada kaldı.
Sonra yavaşça o da sarıldı.
Ahmet sesi yumuşayarak ekledi:
“Senden önemli değil.”
“Canın sağ olsun.”
Cemre’nin omuzları titredi.
Bu sefer gülmedi…
Ama o sertlik gitti.
O an odadaki herkes sustu.
Ben Adem’e baktım.
“Mavi gül,” dedim.
“Hâlâ hatırlıyorsun.”
Adem elimi tuttu.
“Unutur muyum?” dedi.
“Senin en sevdiğin.”
Eğildi, bu sefer saçlarımdan öptü.
O an anladım…
Ben karanlıktayken bile
beni bırakmamışlardı.
Ve beni hayatta tutan şey
sadece makineler değilmiş.
Bu insanlar…
bu bağ…
bu oda…