Bahçeye çıktığımda kulaklığımı takmıştım.
Müzik vardı ama dinlemiyordum; sadece dışarıyı susturmak istiyordum. Banka oturdum, dizlerimi kendime çektim, başımı öne eğdim.
Gözlerim doluydu.
Ağlıyordum, sessizce… kimse fark etmesin diye yüzümü yana çevirmiştim.
Bir süre sonra Ahmet yanımda belirdi.
“Cemre…” dedi yumuşak bir sesle.
“İyi misin?”
Başımı salladım ama olmadı. Gözlerim doluyordu.
Yanıma oturdu, hiç acele etmeden. Eli dizime dokundu. Oradaydı. Bu yetti.
Ardından Adem ve Emirhan geldi, biraz geride durdular. Furkan da onlara katıldı. Kimse konuşmadı.
Bir süre sessizlik içinde kaldım. Dayanamadım, kulaklığı boynuma indirdim.
“Eftel…” dedim, sesim kırık ve ağlayarak.
Ahmet başını çevirdi.
“Anlatmak ister misin?” dedi.
Derin bir nefes aldım.
“Gecenin bir körü,” dedim,
“ben ve Eftel yatakta uzanıyorduk. Sizin çektiğiniz eski seriyi, Ejderha Adası’nı izliyorduk.”
Ahmet hafifçe gülümsedi.
“Evet,” dedi sessizce, meraklı bir bakışla.
“İçeriden biri uyandı sandık. Panik olduk. İki yatak vardı; birinde ben, birinde Eftel. O kendi yatağına geçmeye çalışırken… bardağa öyle bir tekme attı ki uçtu, yere düştü ve buz gibi oldu.”
Bir an sessizlik oldu.
Sonra hepimiz birden gülmeye başladık.
Gülüşlerimiz bahçede yankılandı.
Adem başını ellerinin arasına aldı ve sessizce ağlamaya başladı.
Emirhan hemen yanına oturdu ve kolunu Adem’in omzuna attı.
“Tamam, bak,” dedi hafifçe,
“geçiyor, bak hepimiz buradayız.”
Ahmet bana döndü.
Gözleri doluydu ama yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı.
“Şimdi bunu hatırlamak canını acıtıyor olabilir,” dedi.
“Ama bu anı hem eğlenceli hem değerli.”
O an cesaretimi topladım ve hafifçe Ahmet’e yaslandım.
Başımı omzuna koydum, nefesim hâlâ düzensizdi.
Ahmet eğildi, dudağımı hafifçe öptü.
Sonra başımı kaldırıp kafamdaki yarayı fark etti. Nazikçe, hafifçe öptü orayı da.
“Tamam,” dedi kulağıma,
“Her şey yolunda.”
Kalbim hızla çarptı. İçimde bir sıcaklık yayıldı.
Ahmet hâlâ yanımdaydı, eli saçlarımdaydı, öpücükleri ve dokunuşlarıyla yavaş yavaş rahatladım.
O sırada Damla bahçeye çıktı.
Bizi görünce durdu ve doğrudan yanıma geldi.
Sıkıca sarıldı.
“Özlemişsin,” dedi kulağıma.
Başımı omzuna yasladım.
“Çok,” dedim.
Adem, Emirhan ve Furkan biraz uzakta duruyordu.
Hiçbiri acele etmedi. Kimse “geçer” demedi. Sadece oradaydılar.
Ve o an şunu hissettim:
Bazı anılar can yakar…
Ama anlatıldığında biraz daha katlanılır olur.
Ve bazı dokunuşlar, sadece birinin orada olması… tüm ağırlığı hafifletebilir.
