Eftel!
Adını haykırarak yanına çöktüm. Dizlerimin üstüne düştüm, başım onun göğsüne yakındı. Nefesi vardı ama düzensizdi. Yüzüm kan içindeydi, ellerim titreyerek kanayan yerine bastırıyordu.
“Bak bana,” dedim ağlayarak.
“Ne olur bak bana.”
Gözleri aralandı. Beni zor da olsa gördü.
“Cemre…” dedi, sesi neredeyse yoktu.
“Buradayım,” dedim hemen.
“Gitme.”
“Ne olur gitme.”
Dudakları titredi.
“Korkma…” dedi güçlükle.
“Ben… buradayım.”
“Yalan söyleme,” diye ağladım.
“Üşüyorsun… kanıyorsun.”
“Dayan, tamam mı?”
Gözleri elimdeki ele takıldı.
“Elimi…” dedi.
“Bırakma…”
“Elini bırakmıyorum,” dedim.
“Yemin ederim bırakmıyorum.”
Parmakları elimde gevşedi.
Gözleri bir noktaya sabitlendi.
“Eftel?” dedim.
“Eftel!”
Cevap yoktu.
O an sanki içimdeki her şey boşaldı. Kulaklarım uğuldadı. Görüntü bulanıklaştı. Ellerim titreyerek cebime gitti.
Telefonu çıkardım.
112’yi aradım.
Telefon açılır açılmaz çığlık attım.
“Eftel’im benim!”
“Eftel’im vuruldu!”
“Ne olur hızlı gelin!”
“Yalvarırım!”
Karşıdan bir ses geliyordu ama zor duyuyordum.
“Adres alabilir miyiz?” dediğini seçebildim.
“Konum atıyorum,” dedim hıçkıra hıçkıra.
“Lütfen… lütfen ölmesin.”
Telefonu kapattım.
Elim hâlâ titriyordu. Hemen rehbere girdim.
Ahmet.
Aradım.
Telefon çalarken kendimi tutamadım.
“Ahmet!” diye bağırdım ağlayarak.
“Ahmet lütfen aç!”
Telefon açıldı.
“Cemre?” dedi paniğe kapılmış bir sesle.
“Ne oldu?!”
“Sakin olma!” diye bağırdım, hüngür hüngür ağlıyordum.
“Ahmet, Eftel vuruldu!”
“Kan içinde… yerde yatıyor!”
“Ne olur gel!”
“Ne diyorsun sen?” dedi, nefesi hızlandı.
“Neredesin?”
“Konum attım!” dedim ağlayarak.
“Lütfen hızlı olun… Furkan’la gel!”
“Ne olur!”
“Tamam,” dedi sert ama titreyen bir sesle.
“Geliyoruz.”
“Sakın yanından ayrılma.”
Telefonu kapattım.
O anda midem kasıldı. Emir’in zorla burnuma dayadığı viskinin kokusu hâlâ genzimdeydi. Başımı yana çevirdim ve kustum. Ama kalkmadım. Eftel’in başındaydım.
Yüzüm kan içindeydi. Ellerim onun kanıyla kaplıydı.
“Uyan,” diye fısıldadım.
“Ne olur uyan…”
Ayak sesleri duydum.
Adem.
Tek başınaydı.
Koşarak geldi, bir an durdu. Sonra hiç konuşmadan Eftel’in başına çömeldi.
“Eftel…” dedi kısık bir sesle.
Sonra bana döndü.
“Ne oldu?” dedi sertçe.
“Ne yaptınız burada?”
“Ben bir şey yapmadım!” diye bağırdım ağlayarak.
“Beni korudu!”
“Silah vardı… beni bırakmadılar!”
“Her seferinde aynı şey!” dedi Adem.
“Hep kendini senin önüne atıyor!”
“Çünkü başka şansı yoktu! Eğer o bunu yapmasaydı en çok o üzülecekti Adem! Suçlu ben mişim gibi davranmayı kes!” diye bağırdım.
“Beni orada bırakamazdı!”
Mideme bir kramp daha girdi. Eğildim ve tekrar kustum.
Adem Eftel’i işaret etti.
“Şu an durumu daha önemli olan biri varsa,” dedi,
“o da Eftel!”
“Bunu ben de biliyorum!” diye ağladım.
“O yüzden başındayım!”
“Gitmiyorum!”
O sırada sokaktan ayak sesleri daha geldi.
Ahmet, Furkan ve Emirhan birlikte geldiler.
Ama durdular.
Çünkü beni duydular.
Hüngür hüngür ağlıyordum.
Ahmet koşarak geldi.
“Cemre!” diye bağırdı.
Dizlerimin önüne çöktü.
“Buradayım,” dedi.
“Bak buradayım.”
Tam o sırada midem yeniden kasıldı. Eğildim ve yeniden kustum.
Emirhan sertçe konuştu, özellikle vurgulayarak:
“Kusarsa kussun!”
“Şu an durumu daha önemli olan biri varsa o da Eftel!”
Ahmet bir anda ayağa fırladı ve Emirhan’ın yakasına yapıştı.
“Bir sus artık!” dedi dişlerini sıkarak.
“Şu hâlini görmüyor musun?!”
Vurmadı.
Ama elleri titriyordu.
Furkan hemen araya girdi.
“Yeter!” dedi.
“Herkes yeter!”
Ben Eftel’in başındaydım. Yüzüm ve ellerim kan içindeydi. İçimdeki son direnç de kırıldı.
Ağladım.
Hüngür hüngür.
Nefessiz kalarak.
Furkan yanıma çöktü, beni kollarının arasına aldı.
“Şşş… sakin ol abicim,” dedi.
“Buradayız.”
Ahmet önüme çöktü, ellerimi tuttu.
“Yavrum,” dedi ağlayarak.
“Sakin ol lütfen.”
“Geçecek.”
“Eftel iyileşecek.”
“Ne olur sakin ol.”
Ama ben duramadım.
Hepimiz ağlıyorduk.
Ama en çok ben.
Adem ve Emirhan sustular.
Baktılar.
Hiçbir şey demediler.
Uzakta ambulans sireni duyuldu.
Ambulans geldiği anda midem bir kez daha kasıldı ve yeniden kustum.
Sağlık görevlileri koşarak geldi.
“İki kişi var,” dedi biri.
“Biri bilinci kapalı.”
Biri bana baktı.
“Onu da alıyoruz.”
“Hayır!” diye bağırdım.
“Eftel—”
“İkinizi de alıyoruz,” dedi net bir sesle.
Eftel’i sedyeye aldılar.
Sonra beni.
Ambulansın içine alındık.
Kapılar kapandı.
Dışarıda polisler sarı şeritleri çekiyordu.
İçeride ben ağlıyordum.
Eftel yanımdaydı.
Ve o an anladım:
Bazı telefonlar vardır…
önce ambulansı,
sonra hayatındaki herkesi
aynı yere getirir.