İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 24 · 3 dk okuma

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 24

SABAHIN HESABI

(Ahmet’in Anlatımı)

Sabahın erken saatleriydi. İçimde açıklanamaz bir huzursuzluk vardı; bir yandan heyecan, bir yandan öfke. Furkan sessizce hazırlanıyordu, ama gözlerindeki parıltı, bugün farklı olacağını söylüyordu.

“Erken gidelim,” dedi, sesi derin ve kontrol dolu.

“Bugün boş geçmeyecek,” dedim. Gözlerim keskin, dudaklarım alaycı bir gülümsemeyle kıvrıldı.

Evden çıktık. Sokaklar sessizdi. Ama sessizlik… her zaman yalan söylemez; bugün tüm gerçekleri fısıldıyordu. Okula vardığımızda koridorlar boştu, sanki dünya bize sahne kurmuştu. Sınıfın kapısını açtık. İçeride sadece üç kişi vardı: Ege arkada ayaklarını uzatmış, sırıtarak bakıyordu; alay dolu ve kendini beğenmiş. Emir cam kenarında dikilmiş, telefonuyla oyalansa da bakışları bizden kaçamıyordu. Göktuğ tahtaya yakın, bir şey bekler gibi dikiliyordu.

Kapıdan girer girmez tüm bakışlar bize döndü. Furkan sessizce sıraya yaslandı, gözleri adeta ışık saçıyordu.

Ben çantamı bıraktım, derin bir nefes aldım.

Ege alaycı bir gülüşle başladı:

“Vay… Sabah sabah ekip gelmiş.”

“Tesadüf değil,” dedim, sesi alçak, keskin ve meydan okurcasına.

“Konuşacağız.”

Emir telefonu bıraktı.

“Ne konuşacağız?” dedi.

“Daha gün yeni,” dedim, alay ve tehdit karışımı bir tonla.

Furkan başını kaldırdı, Emir’e baktı:

“Hoşlanıyorsun,” dedi sakin ama bastırılmış, tehlike kokan bir sesle.

“Değil mi?”

Emir gülümsedi ama gerildi, gözleri kaçıyordu.

“Ne saçma—” dedi.

Furkan sözünü kesti, bir adım attı. Sesi alçaldı, ama bastırdığı öfke dalga dalga yayılıyordu:

“Cemre’den hoşlanıyorsun. Ama hiç ümitlenme.”

Ege arkadan ıslık çaldı:

“Ooo, baya net,” dedi, ama gözlerinde tedirginlik vardı.

Furkan devam etti, kelimeleri keskin ve kudurtucu:

“Çünkü Cemre ve Ahmet… birbirlerini çok ama çok seviyorlar. Sen en fazla uzaktan bakarsın, çaresiz hayranlıkla.”

Emir bir anda ayağa fırladı:

“Kes lan!”

“Kim lan sen—”

Öne çıktım, gözlerim tüm sınıfı kavradı, gözümü kırptım, bakışım keskin ve meydan okurcasına.

Ege’nin yüzü gerildi, bir tüy bile kıpırdayamadı.

“Bak sen,” dedi, sesi buz gibi, ama titredi:

“Boğulurken de kırpmıyordun ama, hatırlıyor musun?”

Sınıf buz kesti. Göktuğ kıpırdadı ama emin olamadı.

“Ege, yeter,” dedi Göktuğ.

“Geçmişi karıştırma.”

“Geçmiş mi?” dedi Ege.

“Bazıları bugünü onunla kurdu,” dedim, gözlerimde alay ve gurur karışımı bir ışıltıyla.

Emir omzumu itti:

“Sen kimsin lan?”

“Beni susturacak mısın?” dedim. Kolum istemsizce kalktı. Furkan önüme geçti.

“Bir adım daha,” dedi Emir’e, “ve bu iş sınıfla kalmaz.”

Emir dişlerini sıktı:

“Tehdit mi bu?”

“Bilgilendirme,” dedi Furkan, gözleri yıldırım gibi.

Göktuğ alayla gülümsedi:

“Ne bu arka çıkmalar?”

“Sizin bu arka çıkmalar nolcak be?”

Furkan dönmeden cevap verdi:

“Yan yana duruyoruz. Alışın. Biz fark yaratırız, sizse hayal kurmaya devam edin.”

Ege gülümsedi ama gözleri karanlıktı.

“Bu iş burada bitmez,” dedi, ama sesi titriyordu.

Tam o anda kapı açıldı. Cemre girdi. Kapüşonu başında. Gözleri keskin, sesi bıçak gibi:

O an bilerek Emir’e baktım:

“Yavrum,” dedim.

“Nasılsın Ma Chériem?”

Emir’in yüzü gerildi. Cemre bana baktı, tereddütsüzce, meydan okurcasına:

“İyiyim yavrum, ma chériem.”

Ege’nin sırıtışı dondu. Emir’in çenesi kilitlendi. Cemre bir adım attı, kapüşonu hâlâ indirmedi.

“Sizle uğraştıkça kalitemiz düşüyor,” dedi.

“Yeter artık. Biz çıkıyoruz.”

Furkan kolumu tuttu.

“Bırak Furkan, benim için yapıyor,” diye fısıldadı Cemre Furkan’a.

Furkan durdu, sonra izin verdi. Hızlıca Cemre yanağıma öpücük kondurdu. O öpücük… her seferinde beynimi ateşe veriyor, damarlarımı kaynatıyordu.

Ben dayanamadım, hafifçe yanağına dokundum. Gözlerim kilitlendi. Fısıldadım:

“Beni böyle öpmen deliye çeviriyor. Seninle öpüşmek istiyorum… her seferinde, beni böyle öptüğünde.”

Cemre gülümsedi, gözlerinde hem alay hem tutku vardı. Başını yana eğdi. Ben de onun yanağını öptüm. O an sınıfta sadece kalplerimizin çarpıntısı vardı.

Sonra gerçek dünya geldi. Göktuğ üzerime gelmeye çalıştı ama hazırlıksızdı. Kolunu tuttum, duvara yapıştırdım.

Emir araya girmek istedi:

“Yeter lan!”

“Hayırdır sen! Böyle yavrum falan demeler!” diye çıktım, alaylı ama öldürücü bir kararlılıkla.

Furkan araya girdi, Emir’i itti:

“Karışma, bu senin mevzun değil,” dedi.

Ege arkadan sırıtarak izliyordu:

“Devam et. Bakalım nereye kadar.”

Göktuğ tekrar hamle yaptı. Ama ben daha serttim. Bir yumruk, sonra bir tane daha… Göktuğ yere düştü.

Sınıfta sadece nefes sesleri vardı. Cemre öne çıktı, sesi net ve kendinden emin:

“Yeter,” dedi.

“Gidelim.”

Furkan çantayı kaptı:

“Bu seviye bize göre değil. Biz çıkıyoruz,” dedi.

Kapıya yürüdük. Tam çıkarken Ege bağırdı:

“Kaçmayın lan!”

Döndüm:

“Kaçmak değil,” dedim.

“Seçim. Kalite farkımız bu.”

Cemre koluma girdi:

“Kalitemiz burada düşüyor,” dedi.

Kapıyı kapattık. Koridorda yürürken Furkan bana baktı. Göz göze geldik. Hesap vardı içinde. Ama en önemlisi… artık herkes kim nerede duracağını çok iyi biliyordu.

Ve bilirdik ki: Bu iş burada bitmedi. Ama aşk, tutku ve güç bizim yanımızdaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.