(Emir'in anlatımıyla)
Kavga bitti sanıyorlar. Oysa biten şey sadece gürültü.Biz masadaydık. Ege koltuğa yaslanmıştı. Göktuğ telefonla oynuyordu. Ben kahvemi
karıştırıyordum; köpük dağıldıkça kafamdaki fikir netleşiyordu.
“Bunların gücü yumruk değil,” dedim.
“Uyum.”
Göktuğ başını kaldırdı.
“Ne uyumu?”
“Bluetooth dedikleri şey,” dedim.
“Bakışla anlaşmaları. Aynı anda karar vermeleri.”
Ege sırıttı.
“Onu nasıl bozacağız?”
Kahveden bir yudum aldım.
“Birini hedef alırsan diğeri savunur,” dedim.
“İkisini aynı anda vuramazsın.”
Bir an durdum. Sonra devam ettim.
“Aralarına girmen lazım.”
Göktuğ kaşını kaldırdı.
“Nasıl?”
Telefonumu masaya bıraktım.
“Cemre’nin diliyle,” dedim.
“Eftel hakkında.”
Sessizlik oldu.
“Onun yazısı gibi,” diye ekledim.
“Onun cümleleriyle.
‘Yakınlık’, ‘yanlış anlaşılma’, ‘arkadan iş çevirme’ gibi şeyler.”
Ege’nin yüzündeki gülümseme ağırlaştı.
“İnsanlar şuna inanır,” dedim,
“en yakının söylediğine.”
Göktuğ kahkaha attı.
“Güzelmiş.”
Başımı salladım.
“Ama bugün değil,” dedim.
“Şimdi değil.”
Ege bana baktı.
“Neden?”
“Çünkü önce izleriz,” dedim.
“Zaten çatlak var mı, yok mu.”
Kahveyi bitirdim.
“Uyum bozulursa,” dedim,
“gerisi kendiliğinden gelir.”
Kalktık. Plan masada kaldı.Ama bazı planlar, uygulanmasa bile zehirini çoktan bırakır.