İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 15 · 3 dk okuma

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 15

SİSTEM BÖYLE ÇALIŞIR

Sevgili Okur,

Bu sabah evden çıkarken annemle konuşmadık. Dün gece her şey zaten söylenmişti; sesler yükselmiş, kelimeler birbirine çarpıp anlamını kaybetmişti. Geriye yalnızca ağır bir sessizlik kalmıştı. Aynı evin içinde yürüdük ama sanki farklı hayatlara ait gibiydik. Kapıyı kapatırken arkamdan “dikkat et” bile demedi. Ben de dönüp bakmadım. Çünkü bazen bakarsan, kalırsın. Bazen gitmek, konuşmamaktan daha kolaydır.

Okula Ahmet, Adem, Furkan, Emirhan, Eftel ve ben birlikte gittik. Aynı kaldırımdaydık ama kimse tam olarak orada değildi. Konuşmalar kısa sürdü, yarım kaldı. Kimse dünü sormadı. Çünkü cevaplar ağırdı. Her birimizin üzerinde görünmeyen yaralar vardı ve okul, bugün onları saklayabileceğimiz bir yer olmayacaktı.

Kapıdan içeri girdiğimizde bakışlar üzerimize yapıştı. Fısıldaşmalar sustu ama bitmedi; sadece şekil değiştirdi. Eftel’le yan yana yürüdük. Annem yoktu. Bu eksiklik hem hafif hem yakıcıydı. Sanki biri beni sahneye itmişti ama kuliste bekleyen kimse kalmamıştı.

Damla ve Elif yoktu. “Üşütmüşler,” dendi. Kimse sorgulamadı. Sorgulamak cesaret isterdi.

Sınıfa girdiğimizde hava ağırdı. Pencere kenarındaki ışık bile solgun düşüyordu. Henüz oturmamıştık ki kapı açıldı.

Ege, Göktuğ ve Emir sınıfa girdi.

Üçünün de elinde karton kahve bardakları vardı. Kapakları kapalıydı. Fazla rahattılar. Sanki dökülmemesi gereken tek şey kahveymiş gibi dikkatliydiler.

Buse yoktu. Yurtdışına gitmişti.

Boşluğu bilinçliydi.

Ege sınıfın ortasında durdu. Kahvesinden bir yudum aldı. Sonra konuştu.

“Şu göldeki kaza var ya,” dedi.

“Soruşturma kapandı.”

Kimse kıpırdamadı.

“Oradan kaçabilirsiniz,” dedi.

“Dosyadan, polisten…”

Bir yudum daha aldı.

“Ama,” dedi,

“okuldan atılmaktan kaçamazsınız.”

O an Eftel’le aynı anda birbirimize baktık. Gerçek anlamda bluetoothlandık. Konuşmadık. Gerek de yoktu. Aynı saniyede karar verdik.Çantamı yere bıraktım. Masaya çıktım.

“Cemre ne yapıyorsun?!” dedi Furkan.

“Lan düşeceksin!”

Başımı salladım.

“Hayır,” dedim.

“İnmeyeceğim.”

Sesim sakindi. Korkutucu olan da buydu.

“Çünkü,” dedim,

“herkesin gerçeği bilmesi lazım.”

Sınıf nefesini tuttu.

“Ben önce tek başıma kaçırıldım,” dedim.

“Böbreğimden vuruldum.”

Bir sandalye gıcırdadı.

“Sonra Eftel’le birlikte,” dedim.

“Omuzlarımızdan.”

Kimsenin yüzüne bakmadım.

“Bir daha kaçırıldık,” dedim.

“Bu sefer bizi korumaya çalıştılar.”

Adem’e baktım.

“Adem vuruldu.”

Ahmet’e baktım.

“Ahmet göğsünden.”

Ahmet, Adem, Furkan ve Emirhan bize bakıyordu. Sessizlerdi. Ama o sessizlik korkudan değildi. Gururdu.

“Biz susmadık çünkü korkaktık,” dedim.

“Susmak zorundaydık çünkü hayatta kalmamız gerekiyordu.”

Nefesim daraldı ama durmadım.

“Bu okulda bugün konuşulan her şey,” dedim,

“bizim sustuklarımızın üstüne kurulu.”

Bir an durdum. Sonra ekledim:

“Ve şunu da bilin,” dedim.

“Bu olanların hepsi bu dangalaklar yüzünden oldu.”

Sınıf buz kesti.

“Kaçırılmalar,” dedim,

“kurşunlar,” “suskunluklar…”“Bir kere bile tutuklanmadılar.”

Göktuğ kahvesini sertçe masaya bıraktı. Üzerime doğru yürümeye başladı. Tam o anda—Ahmet önüme geçti. Göktuğ’la aralarındaki mesafe kapandı. Ahmet’in sesi yükselmedi. Ama netti.

“Eğer onun kılına dokunursan,” dedi,

“seni delik deşik ederim.”

Kimse nefes alamadı. Göktuğ durdu. Yutkundu. Furkan sandalyesini geri itti. Emirhan’ın bakışları sabitti.O an herkes şunu anladı:Biz yalnız değildik.Ve artık korkmuyorduk.Masadan indim.Eftel yanımda durdu.

“Araba meselesi,” dedi Eftel.

“Herkesin merak ettiği şey.”

Ben anlattım: Elif’in siyah BMW’sini. Gecenin boşluğunu. Gölün karanlığını. Ege’nin arabasının biraz ileride duruşunu.Buse’yi arabaya aldığımızı söyledim. Damla’nın kontağı almasını.Eftel devam etti: Sessizliği. Yanlış saniyeyi.Ben direksiyonun kırılışını anlattım. Çarpma sesini. Arabanın geriye savrulmasını.Eftel yokuşu anlattı. Lastiklerin tutunamayışını. Farların bir an gökyüzünü yırtışını.Ben suya düşüşü söyledim. O boğuk sesi.Eftel dalgaların nasıl sakinleştiğini.

“Buna kaza denecek,” dedi.

“Çünkü sistem böyle çalışır.”

Tam o anda kapı açıldı.Müdür içeri girdi. Her şeyi duymuştu.Gözlüğünü düzeltti.

“Ege,” dedi.

“Göktuğ. Emir.”

Bir an durdu.

“Odama geliyorsunuz.”

Üçü sınıftan çıktı. Kahve bardakları masada kaldı.Kimse alkışlamadı. Kimse konuşmadı.Ahmet, Adem, Furkan ve Emirhan bize baktı. Başları dikti.Gururla.Eftel’le göz göze geldim.O an anladım: Artık saklanacak hiçbir şey de kalmamıştı.

Ve Sevgili Okur, yaşanılanlar bağırarak değil,

anlatılarak biter.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.