Uyandığımda Boranın kafası karnımdaydı. Benden önce uyanmış ve sanırım mercimekle duygusal bir bağ kurmak istemiş. Yüzü bana dönük değildi o yüzden uyuyomu yoksa öylece etrafı mı izliyor göremiyordum. Elimi yavaşça Boranın saçlarına götürdüm. Elimi hissedince yüzünü bana çevirdi. Huzurlu gözüküyordu. Saçlarını okşamaya başladım bir değil iki tane bebeğim vardı.
Uzun bir süre öylece uzandık. Boranın üzerimden kalkmaya hiç niyeti yoktu ama artık kalkmamız gerekiyordu.
"Sevgilim?" dedim sessizce. Boran gözlerini açar açmaz gülümsedi.
"Efendim karıcığım?"
"Kalksak mı artık? Acıktım da ben"
"Sen mi acıktın yoksa mercimek mi?" Kıkırdıyordu.
"Ne farkeder sonuçta ikimizin payını da ben yiycem" dedim gözlerimi devirerek.
"Tamam bitanem bişey demedim"
Diyen Boran üzerimden kalkmıştı. Çıplak göğsüyle bana tatlı tatlı bakarken kendime nasıl hakim olabilirdim ki! Yatağın üzerinde doğrulup Borana uzandım.
"Kucak" dedim kollarımı açarak. Boranın beni kucağına almasını bekliyordum.
"Gel bakalım." Diyerek beni kucakladı. Boran beni kucağında mutfağa indirip sandalyeye oturtmuştu.
"Evett! Sen oturuyosun bende kahvaltı hazırlıyorum"
Diyerek ellerini yıkamaya koyuldu.
"Bende birazcık yardım etsem olmaz mı kocam?"
Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Hmm bir düşüneyim... Belki sütünü ısıtabilirsin."
Süt mü? Ne sütü Boran benim sütü sevmediğimi bilmiyor muydu? Yok canım daha neler! Her şeyi bilen Boran bunu bilmiyorsa çok ayıp etmiş olcak.
"Sen..."
Demiştim ki konuşmama izin vermeyerek sözümü kesti.
"Sütü sevmediğini biliyorum. İçmek zorundasın çünkü bebeğimizin buna ihtiyacı var. Sakın karşı çıkayım mızmızlanayım deme ne yaparsan yap o sütü içeceksin."
Karşı çıkmama bile izin vermemişti. Şimdi zorla sütü içip Boranı mutlu etmeliydim. Ama Boran görmeden sütü dökebilirsem bu sütten kurtulabilirdim. Boran pankek yapma kararı aldığından beni çoktan unutmuş kırdığı yumurtaları çırpıyordu. Yavaşça sandalyemden inip ocağın önüne geçtim. Cezveye biraz süt döküp ocağı açtım. Süt ısınırken göz ucuyla Boranı izliyordum. Sahi bu kadar profesyonel bir şekilde yemek yapmayı nasıl başarıyordu? Onu izlemekle meşgulken Boranın sesiyle irkildim;
''Süt Şilan!''
Kafamı çevirdiğimde süt taşmak üzereydi. Panikle sütü ocaktan alıp masaya bıraktım. Boranın uzattığı bardakla bakışmam bittiğinde bardağı alıp sütü yavaşça döktüm. Tüm bunları uyuşuk uyuşuk yapıyordum ne kadar yavaş olursam sütü o kadar geç içecektim. Bardağı elime alıp balkona doğru ilerledim bir saksı bulup sütü içine dökmeyi planlıyordum. Balkon kapısını açmıştım ki kafam Boranın beton gibi koluna çarptı. Kapı pervazına kolunu siper etmiş çıkmamam için öylece dikilmişti.
''Aklından geçen şeyi tamamen unut''
''Ne geçiyormuş aklımdan?'' Dedim sakin kalmaya çalışarak.
''Sütle balkona çıkıp sonra da o sütü saksılardan birinin içine dökmeyecektin yanii?''
Ya bu adamın bu kadar zeki olması benim bütün entrikalarımı engelleyecek mi böylee!?
''Saçmalama aşkım hava almak için şey etmiştim'' Diyerek sandalyeme geri döndüm. Mecbur içecektim artık.
Ben zorla sütümü içmeye çalışırken Boran kahvaltıyı hazırlamıştı. Sofra tam bir yeni gelin masasıydı. Gülerek ayaklarımı karşımda oturan Boranın kucağına koydum.
''Benden daha çok yeni gelinsin kocam. Acaba bu ilişkide koca rolünü ben mi üstlensem?''
''Tabi aşkım hatta çocuğumuzu da ben doğurayım nasıl fikir?''
''OHAA ben bunu nasıl düşünemedim. Bence de sen doğur.'' Diyerek boş olan bardağımı masaya bıraktım.
''Doğururum tabii hatta hemen ikinciyi yapalım.'' Diyen Boran kucağında olan ayaklarımı gıdıkladı. Kıkırdayarak ayaklarımı çektim.
''Yuh Boran yuh! Ne ikinci çocuğu? Daha birincisini doğuramadım bide ikinci diyosun''
''Ben doğururum dedim ya aşkım.''
''Sende eviriyon çeviriyon lafı istediğin yere getiriyon'' Diyerek güldüm. Öykü Karayel'in bu repliğini her yerde kullanabiliyordum.
''Ne yani benim çocuğumun kardeşi olmasın mı?'' Dedi Boran kahvesini yudumlarken.
Merak etme aşkım çocuğunun kardeşi yolda. Kardeşin Beyza o işi çoktan halletti bizim için.
''Belki çoook ilerde kardeşi olabilir belkiii...'' Diyerek tabağımda kalan son parçayı yedim. Ben tabağımı bitirmek için uğraşırken Boran bir yandan tabağıma yemem için bir şeyler daha koyup duruyordu.
''Boran dur artık doydum aşkım.'' Diyerek Boranın elini havada yakaladım.
''Ne demek doydum? Azıcık bir şey yedin zaten''
''Azıcık mı? Bir seni yemedim daha ne yiyim''
Boran gülmeye başlamıştı. Elinde ki tabağı masaya bırakarak bana döndü;
''İstersen beni de yiyebilirsin yanii. Sormana gerek yok''
''Senin bu libidonu napıcaz biz!?'' Diyerek gözlerimi devirdim.
''Benim libido anlayışım sensin karıcığım. Yoksa gayet efendi bir insanım ben. Seni görünce şey oluyo. Sonra ben şey yapıyorum şeyden dolayı''
Kahkahlarla masadan kalkıp Borana sarıldım. ''Koca bebek'' Diyerek fısıldadım kulağına. Geri çekildiğimde çarpılmış gibi bakıyordu. Tahrik olduğunu anladığımda daha çok gülmeye başlamıştım ki Emre balkondan seslendi;
''Yenge abim orda mı yoksa çıktı mı?''
Gülmemi dizginlemeye çalışarak Emreye cevap verdim;
''Burada Emre gel içeri.''
Emre içeri gelir gelmez lafa girmişti;
''Abi Hazar Ağam bugün Beyza bacımı istemeye geleceklerini senin de orada olman gerektiğini söyledi. Gelin hanımı da getirsin dedi.'' Diyerek derin bir nefes aldı.
''Tamam Emre birazdan yola çıkarız. Sen arabayı hazırla.'' Dedi Boran oturduğu yerden.
''Abi pek iyi gözükmüyorsun bir şey mi oldu?'' Dedi Emre ciddiyetle.
Nefesimi tutmuş gülmemek için cançekişiyordum.
''Yok bişeyim Emre'' Dedi Boran.
''Bişeyi yok yengem'' Diyerek Emrenin omzuna dokundum.
''Peki yenge.''
''Eeee aşkım geçirsene Emreyi'' Dedim ciddi bir şekilde.
''Yok ben geçerim yenge.'' Emre ısrar ederken Boran canına okuyacağım bakışlarını atmaya başlamıştı.
''Peki Emre işinin başına dön sen'' Dedikten sonra Emreye kapıya kadar eşlik ettim.
Mutfağa döndüğümde Boran yoktu. Baya zorlamıştım onu. O sütü zorla içirmenin bir bedeli olmalıydı ama. Arkamdan kapı kapandığında bedel ödeme sırasının bende olduğunu anlamam çok sürmemişti.
''Kaşındın'' Dedi Boran.
Ensemde nefesini hissediyordum. Bütün vücudum reaksiyon vermeye başlamıştı. Tüylerim diken dikendi. Arkamı döndüm Boranın hain gülüşü hiç de sempatik gelmemişti.
''Hakettin Boran'' Dedim ciddi bir şekilde. Eğer ciddiye bağlarsam kaçabilirdim.
''Öyle mi olmuş?'' Diyerek belimden kavramıştı beni.Nefesini artık yüzümde hissediyordum. Karşı koymanın bir faydası olmayacağından teslim oldum. Sırtımı duvara yaslamış dudaklarımı talan ediyordu. Sert öpücüklerine karşılık veremiyordum. Eli tişörtümün altından göğüslerimi bulmuştu. Göğsümü avuçladığı anda bacaklarımın artık beni ayakta tutamayacağını anlamıştım.
''Boran...'' Dedim kesik kesik konuşarak.
''Efendim güzelim.'' Gözlerimin içine baka baka devam ediyordu.
''Düşeceğim''
''Düşmezsin''
Dedikten sonra bir koluyla beni tutarak düşmemem için desteklemişti. Boynuma gömüldüğünde sessizce inleyerek;
''Ne yapacaksan yap artık. Dayanamıyorum'' dedim.
Boran geri çekilerek kısa bir kahkaha attı ve masayı toplamaya koyuldu. Dehşetler içinde onu izliyordum. Kan ter içinde kalmıştım ve o benimle oynamıştı resmen.
''Bu ne şimdi!?'' Dedim bağırarak.
''Cezan'' Diyerek gülümsedi.
''Beni bu şekilde bırakamazsın'' Diyerek devam ettim.
''Sana istediğini vermeyeceğim''
Sinirle mutfaktan çıkıp üzerimi değiştirmeye odamıza çıktım. Tek başına o mutfağı toplasın da aklı başına gelsin!
Konağa gidecektik ve isteme vardı bu yüzden güzel şık bir elbise fena olmazdı. Dolabımı karıştırdım. Çok güzel elbiselerim vardı fakat göbeğim çıktığı için onların içine girmem imkansızdı. En yakın zamanda hamile kıyafetleri almaya çıkmam gerekiyordu. Uzun denemeler sonucunda üzerime olan bir elbise bulmuştum.
''Eee çok yakıştı'' diyerek etrafımda bir tur döndüm. Dönerken Borana çarpınca afallamıştım. Daha kötüsü durduğumda midem bulanmaya başlamıştı.
''Yavaş ol bebeğim'' dedi Boran beni tutarak.
''Nasıl oldum diye bakıyordum.'' Dedim üstümü düzelterek.
''Her zaman ki gibi çok güzelsin'' Diyen Boran giyinmek için kıyafet bakmaya başlamıştı.
''Kıyafetini seçmeme izin ver'' Dedim Boranın omzuna dokunarak.
''Pekala güzelim. Giydir hadi beni''
Dolaba şöyle bir göz gezdirip benim elbisemle uyacak güzel bir kaç parça çıkarıp Borana giyinmesi için uzattım. Geri geldiğinde muhteşem gözüküyordu.
''Çok yakışıklı olmuşum yine'' Dedikten sonra alnımdan öpüp çekmecede duran silahını aldı.
''Gidiyoruz hadi'' dedi Boran kapıyı benim için açarak. Evden çıkıp arabaya bindik. Bizi Emre götürecekti anlaşılan. Sürücü koltuğunda Emre vardı çünkü. Yavaşça yol almaya başladık. Konak çok uzak sayılmazdı ama Emre oldukça yavaş gidiyordu. Biraz zaman sonra sıkılıp Borana döndüm;
''Çok yavaş gitmiyor muyuz?''
''Evet bebeğimiz için en sağlıklı şekilde gidiyoruz hayatım'' Dedi Boran saçlarımı geriye doğru atarak.
''Pekala. Diyerek kafamı Boranın omzuna koydum. Boranda ince ince yanağımı okşuyordu.
Yaklaşık yarım saatin ardından konağa gelmiştik. Boran önce kendi inip sonra beni arabadan indirdi. Koluma girerek ''Her şeye hazırlıklı ol'' dedi. Ne demekti bu? Konağın kapısının önünde donup kalmıştım. Sanırım Boranın her şeye hazırlıklı ol dediği şey buydu. Esma konak kapısının önüne çökmüş öylece oturuyordu. Beni görür görmez ayaklandı. Boran önüme geçerek beni arkasına aldı. Emre de tam arkamda silahını çıkarmış bir vaziyette bekliyordu. Esma yerden aldığı taşla Boranın önünde dikiliyordu. Boran dişlerinin arasından konuştu;
''Hayır! Bu defa izin vermem!''
''Çekil önümden Boran! O karın olacak kepazeyi kendi ellerimle öldüreceğim!'' Dedi Esma bağırarak.
Boran silahını çıkarıp Esmanın şakağına dayadı. Korkuyla onları izliyordum.
''Karımdan uzak duracaksın! Ha yok ben uzak durmam diyorsan beynini dağıtayım şurada.''
Esma elinde ki taşı yere hırsla fırlatınca Boran silahını çekti. Tam yerine koyacaktı ki hışımla Esmaya tekrar doğrulttu.
''Ha bu arada karım hakkında düzgün konuşursan çok iyi olur. Maazallah kim vurduya gidersin.''
Boran son uyarısını da yaptıktan sonra silahını indirip kapıyı açtı. Biz içeri girdikten sonra kapı kapandı ve Esma dışarda kaldı. Avluya girdiğimizde Boran direkt söze girmişti;
''Baba daha kaç defa söyleyeceğim Esmayı bu kapının önünden def edin diye?''
Hazar Ağa sinirli bir şekilde ''Yine mi orada? Daha kaç kez kapıdan kovacağız utanmazı ? Canını bağışladığım için teşekkür edeceğine arsızlık yapıyor!''
Hazar Ağa iki adamına işaret vermişti. Sanırım Esmayı kovmak için gidiyorlardı. Hazar Ağa bana bakarak;
''Hoş geldin kızım'' dedi.
''Hoş bulduk babacım.'' diyerek elini öptüm.
''Sen Beyzanın yanına git istersen karıcım.'' dedi Boran.
''Olur'' diyerek Beyzanın odasına çıktım.
Beyza pek mutlu gözükmese de hazırlanmıştı ve oldukça güzel gözüküyordu.
''Beyza? Neyin var? Bak Boran da artık karşı çıkmıyor problemimiz çözüldü. Ne bu suratının hali''
Diyerek yatağın köşesine çömeldim.
''Şilan ben korkuyorum. Ya.... yapamazsam? Alışamazsam?''
''Bende aynı şeyleri yaşadım kısmen. Korkunu anlayabiliyorum. '' dedim içini ferahlatmak için.
''Şilan sen aşık olduğun adamla evlisin'' dedi sitemle.
''Yok canım Berdeldi bizimkisi biliyosun bunu'' dedim gülerek.
''Evet ama abime çocukken aşık değil miydin sen?'' dedi kıkırdayarak. Keyfi yerine gelmiş gibiydi.
''Şey... evet aşık olmuştum çocukken ama çok küçüktüm ve sizin eve gelip gittiğim için gördüğüm tek erkek abin Borandı. Doğal olarak ona aşık olmuştum. ''
''İlk söylediğin günü hatırlıyorum... Beyza Abin çikolatalı pasta gibi çok güzel demiştin''
Beyza kahkahalarla gülerken bunu söylediğim için kızarmıştım. Çikolatalı pasta bide ya... Benzetecek başka bir şey yok muydu da ona benzettim!
''Çocuktum işte geçti gitti Beyza'' dedim susması için.
''Peki daha sonra neden abimi istemedin?''
Konumuz bu muydu şimdi ya. Ben moral verecektim güya...
''Çünkü başka birisine aşıktım artık. Kalbim başkasına aitti içimde onun sevgisi varken Boranı sevemezdim. Ama sonra bir şeyler değişti Beyza. Kendimi deli dolu bir aşkın içinde buldum. Hiç bir şeyden pişman değilim. İyi ki Boran''
Dedim gözlerim dolu dolu. Hormonlarım yine depreşiyor muydu yoksa ben sevildiğimi iliklerime kadar hissettiğim için mi dolmuştu gözlerim? Ben gülümsemeye çalışarak ayağa kalktım.
''Hadi birazdan gelecek Cihanlar. Aşağıya inelim.''
''Tamam gidelim.''
Odanın kapısını açtığımda Boran içeri daldı.
''Hadi ama sizi bekliyor herkes''
''Sen bizi mi dinliyordun?'' dedim dehşet içinde. Konuştuklarımızı duymuş olamazdı ya!!
''Yok ben sizi çağırmak için gelmiştim sende kapıyı açmış bulundun karıcım'' dedi Boran sakince.
''Koluna girebilir miyim abi?'' diyen Beyzanın konuyu dağıtmasıyla aşağıya indik.
Cihan annesi ve babasıyla gelmişti. Daha kalabalık olmalarını bekliyordum ama şaşırtıcı bir biçimde yanıltmışlardı bizi. Boran ve Cihan tokalaşıp avluya geçerken Cihanın babası ve annesi de Hazar Ağayla avlunun yolunu tutmuştu. Ben Beyzayla birlikte mutfağa geçip fincan çıkarmaya yardım edecektim.
''Off Şilan bu kahveler köpüksüz oldu!'' diye söylenen Beyzanın cezvesine baktım. Gerçekten de köpüksüzdü. Gerçi şuan tek sorunumuz kahvenin köpüğü olmamalıydı ama neyse.
''Kahve makinasında yapsana Beyza'' dedim makinayı işaret ederek.
''Doğru ya ben panikten unuttum onu''
Dakikalar sonra kafamda muhteşem bir fikir parıldamıştı.
''Beyza abinin kahvesini ben yapıcam sen 4 tane yap'' diyerek gülümsedim.
''Senin aklında yine ne hinlik var?'' dedi Beyza gülerek.
''Hiiiçç canım ne olsun... küçük bir intikam''
''Abime bazen acıyorum canım arkadaşım'' dedi Beyza kıkırdayarak.
''Şşşt şuan yengen değil arkadaşınım Boran da abin değil enişten. Yani senin baş düşmanın'' diyerek karabiber kavanozuna uzandım...
''Şilaaan sakııınn!'' dedi Beyza kavanozu elimden almaya çalışarak.
''Sen kendi kocanın kahvesiyle ilgilensene Beyza. Bırak benim kocamı'' dedim kızarak.
''Tamam peki ya... ben ne koyucam içine?''
''İşte şimdi benim anladığım dilden konuşmaya başladın'' diyerek düşünmeye koyuldum.
''Evet?''
''Yani Beyzacım Cihanın Boran kadar dayanıklı olduğunu sanmıyorum. Sen klasik tuz koy içine.''
''Tamam''
Beyza tuzlu kahvesini hazırlarken bende Boranın mis gibi karabiber kahvesini hazırlamaya koyuldum. Kahveler hazır olduğunda Beyza önde ben arkada mutfaktan çıktık. Beyza önce Hazar Ağaya sonra Cihan ve ailesine kahveleri uzatırken bende Borana kahvesini uzattım. Cihanın annesi duruma şaşırmış olmalı ki bir an duraksayıp sordu;
''Boranın kahvesi neden ayrı kızım?''
Boran benim yerime cevap verdi;
''Ben karımın yaptığı kahve dışında kimsenin kahvesini içemiyorum Nilgün hanım'' dedikten sonra kahveyi aldı.
Ne yaptığımın farkındaydı. Ben ise mutlu mutlu bakıyordum Borana.
Boranın yanına oturup ilk yudumu içmesini bekledim. İlk yudumu alır almaz sessizce;
''Dejavu'' diyerek gülümsedim. Boran beklediğimin aksine gayet iyi gözüküyordu. Kahvesini içmeye devam etti ve bitirdikten sonra;
''Eline sağlık Şilancım. Kahve çok güzel olmuş bir de yapıp kendin içsen'' dedi.
Bu cümleyi beni istemeye geldiğinde kurmuştu. Asıl dejavu buna denir işte.
Kahveler içildikten sonra sıra yüzükleri takmaya gelmişti. Hazar Ağa yüzükleri Boranın takmasını kurdeleyi benim kesmemi istedi. Beyza ve Cihanın bizim gibi mutlu olması için bir totem yapmak istemiş. Boran yüzükleri taktıktan sonra bende kurdeleyi kesip Beyza ve Cihana mutluluklar diledim. Cihan Beyzaya sarıldıktan sonra sırayla bütün aile fertlerine sarılmaya koyuldu. Sıra bana geldiğinde Boran araya girip ;
''Bana sarıldın yeterli bu kadar.'' dedi.
''Pekala problem çıkmasın.'' diyen Cihan geri çekilerek Beyzanın yanına döndü.
Geceyi kazasız belasız atlatıp Cihan ve ailesini yolculadıktan sonra biz bize kalmıştık. Boran beklediğimden daha misafirperver davranmıştı bugün.
Gitmek için hazırlanıyorduk ki Hazar Ağa bu geceyi konakta geçirmemiz için ısrar etmişti. Boran pek sıcak bakmasa da babasını kırmamak için kabul etti.
Herkes odasına dağılmıştı. Bizde Boranın odasına çekildik. Bu odaya girmeyeli uzun süre olmuştu. Boranla olan didişmelerimizin bir kısmı bu odada geçmişti.
''Bu akşam ki kahve neydi öyle?'' dedi Boran saatini çıkararak.
''Cezan'' diyerek güldüm.
''Hakettim'' dedi Boran da bana katılarak.
''Bence de hakettin ama bu burada kalmaz.'' diyerek devam ettim.
''Niye böyle dedin şimdi? Benim bu gece için farklı planlarım vardı''
''O planların 1 ay boyunca suya düşecek kocam.'' diyerek yatağı açtım.
''NE! 1 AY MI?''
''Evet aşkım''
''Ben o kadar uzun süre dayanamam!'' dedi yalvarırcasına.
''Bugün yaptığın gibi dayanırsın'' dedim imalı imalı.
''Ama ben istediğimi alırım Şilan Maraz.'' tehtidkar bir ses tonuyla konuşuyordu.
''Öyle mi Boran Maraz?'' dedim Boranın üzerine çıkarak.
''Öyle'' diyen Boran tek bir hareketle yerlerimzi değiştirmişti.
''İn üzerimden Boran.'' diyerek Boranı ittim.
''Sessiz ol.'' dedi Boran dudaklarımı öperek.
''Burda olmaz!'' diyerek geri çekildim.
''Olur olur.''
''Olmaz Boran delirdin mi birileri duyacak in üzerimden.''
''Sen kendini tutarsan kimse bir şey duymaz sevgilim''
''Şimdi çığlık atıcam bak!''
Ben çığlık atmadan bir çığlık sesi avluda duyulmuştu. Sarhoş bir erkek sesi geliyordu. Boran bana kısa bir bakış atıp hızlıca toparlandı.
''Sakın aşağı inme'' diyerek apar topar çıktı.
Kapıya doğru yaslanıp sessizce dinlemeye çalıştım. Gelen sesler çok boğuktu. Duyabildiğim tek şey ''Ben Duranların oğlu Oğuz'' oldu...
Korkuyla geri çekildim. İşte şimdi sıçmıştık.








