Yüzümü Borana çevirdiğimde korkudan yüreğim ağzımdaydı.
"Babam Beyzayı Cihana vermeyi kabul etmiş!"
Duyduklarım beni bir nebze de olsa yatıştırdı. Ama Boran avel avel bakışımdan bişeylerin ters gittini anlamıştı.
"Bir şey mi oldu?"
Diyerek omzuma dokundu. Ben elektrik akımına kapılmış gibi irkilerek cevap verdim;
"Yok ne olsun sevgilim. Şaşırdım sadece"
"Bu işte bir iş var Şilan. Kimse bu kadar kısa sürede birisine kör kütük aşık olamaz. Beni kandırıyorlar ama elbet öğreneceğim."
İçimden öğrenmemesi için dualar ediyordum.
"Noldu sana sevgilim? Betin benzin attı kireç gibi olmuşsun?"
Boranın sorguları uzadıkça vücudum değişik reaksiyonlar geçiriyordu.
"Bebek... " Dedim hızlıca. Aklıma başka bir şey gelmiyordu artık.
"Bu mercimek çok olmaya başladı ama. Her dakika rahatsızlık verilmez ki!"
Diyerek gülümsedi Boran. Bende ona katılarak;
"Evet ya bir türlü rahat durmuyo"
"Bazen düşünüyorum acaba hamile kalmakla hata mı ettin diye."
Gözlerimi devirerek cevap verdim
"Sence buna ben mi karar verdim"
Sanki benim isteğim dahilinde hamile kaldım. Bikere bunun sebeplisi Borandı.
"Sen yaptın!"
Dedim kızarak. Olduğu yere oturup bacak bacak üstüne attı ve
"Biyolojik olarak evet ben yaptım çok da güzel yapmışım ama bilinçli olarak yapmadım" hain hain gülüyordu.
"Hem seninde karşında, senin gibi bir güzellik olunca insan eline koluna hakim olamıyor karıcığım."
Diyerek devam etti. Her tartışmayı fırsata çevirmezsin be Boran Maraz. Hiç bişey söylemeden eve girdim. Akşam olmuştu ve evde yemek yoktu. Mide bulantımı bir kenara bırakıp mutfağa geçtim. Fırında sebzeli köfte yapma kararı aldığımda ise Boran da mutfağa gelmişti. Ben köfteyi yaparken Boran da sebzeleri doğrayıp fırın tepsisine dizdi. Son dokunuşları da yaptıktan sonra yemeği fırına vermiştik.
"Yemeği fırına verdik.." dedi Boran gülerek.
"Eee? Ne olmuş yani yemeği fırına verdiysek?"
"Yemeği fırına verdiysek mercimeği de fırına verelim!"
Boran belimden tutarak yavaşça kendine çekmişti beni. Bir eliyle önüme düşen saçlarımı geriye doğru iterek dudaklarıma küçük öpücükler bırakmaya başladı. O kadar iyi geliyordu ki öpücükleri, kendimi ona teslim etmekten alıkoyamıyordum. Boranın kucağında yerimi almıştım ki kapı çalındı.
Boran küfür savurarak beni kucağından indirip üstünü düzeltti. O önde ben arkada kapıyı açmaya gittik. Gelen Hazar ağa ve Beyzaydı.
"Hoşgeldin baba"
Diyerek Hazar Ağa'nın elini öptüm. Boran ise hiç tepki vermemiş Beyzanın yüzüne dahi bakmamıştı. Beyza ve Hazar ağayı içeriye davet ederek Boranı zorla mutfağa soktum.
"Evimize gelen misafire böyle davranma Boran"
Dedim gömleğinin yakalarını düzelterek.
"Sen bu işe karşıma Şilan lütfen"
Boran mutfaktan çıkıp salona geçerken bende dua ede ede arkasından salona girdim.
"Siz nasıl oldunuz babacım?" Diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştım.
"İyiyim kızım çok şükür. Beni bırak sen nasılsın? Torunum nasıl?"
Diyerek gülümsedi Hazar Ağa. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Tabi birde ihanetin ağırlığı.
"Şükürler olsun iyi gayet. İnşallah başka bir sorunla karşılaşmayız."
Diyerek cevap verdim. Boranın konuşmasını bekliyordum ama nafile. Dayanamayıp ayağa kalktım.
"Çay ya da kahve alır mısınız?" Dedim.
"Bir çayını içeriz kızım" diyen Hazar ağayı başımla onaylayıp mutfağa yöneldim tekrardan.
"Beyza sende yengene yardım et. Hamile kızcağız çok yormasın kendini"
Dedi Hazar ağa arkamdan. Beyza da ayaklanıp peşime geldikten sonra mutfağın kapısını kapattım. Sessizce Beyzaya;
"Boran kudurmak üzere Beyza neden şimdi geldiniz?"
Diyerek çaydanlığı çıkardım.
"Bir an önce bu işi çözmemiz lazım yenge vaktimiz yok."
"Anlıyorum ama şimdi zamanı mıydı?"
"Babam kıvama gelmişken abimi de ikna edip aradan çıkarmak istedim."
"Babanı nasıl ikna ettiniz beklediğimden daha kolay oldu bu iş"
"Babam Cihanı tanıyormuş zaten. Çok yakın bir ahbabının oğlu olduğunu öğrenince çok fazla kurcalamadı hatta şaşırtıcı bir şekilde sevindi."
"Sevinsem mi üzülsem mi bilmiyorum. Boran hala çok gergin."
"Alışacak zamanla Şilan."
Sessizce suyun kaynamasını bekliyorduk. Salondan konuşma sesleri geliyordu ama ne konuşulduğu belli değildi. Korkudan mutfaktan adım dahi atamıyorduk. Çayı demlerken günlerdir beynimi kemiren o soruyu Beyzaya yönelttim;
"Beyza"
"Efendim Şilan?"
"Bu bebeğin babası kim?"
Beyza donuk bir ifadeyle yüzüme bakıyordu. Bunun cevabı çok zor olmasa gerekti. İnsan bilir kiminle ne yaptığını.
"Şey..."
"Ney?" dedim sakince.
"Duran aşiretinin oğlu"
"NE?!"
Diye bir çığlık attıktan sonra elimi ağzıma kapatmıştım. İşte şimdi Allah belamızı verecekti. Maraz aşiretinden sonra gelen en büyük aşiretti bu... Ve düşman aşiret öyle ki Mardin ikiye bölünmüştü bu iki aşiret yüzünden. Birbirlerinden bir şey almazlar ticaret yapmazlardı. Şuan Beyzanın hamile olması bile daha küçük bir olaydı.
"Beyza sen... Sen ne yaptın!"
"Kızma lütfen sevdim bilmiyodum böyle olacağını aptalın tekiyim"
Allah'ım deliricem az kaldı. Çayın taştığını umursamadan devam ettim;
"Biliyo mu bebeğin babası hamile olduğunu?"
"Biliyo bilmez mi. Heyecanla verdim haberi ona ama o bebeği istemedi. Aldırmak için zorladı kendi bebeğinden kurtulmak için elinden geleni yaptı düşünebiliyor musun."
Bunları söylerken Beyzanın gözlerinden iki damla yaş süzüldü. İçim paramparçaydı. Ne desem haklıydım ama kendi bebeğini öldürmek isteyen bir adama karşı minicik canı kurtarmaya çalışan bir anne vardı karşımda. Üstelik bende bir anneydim. Beyzanın yerine kendimi koyup düşündüm. Ya Boran da bebeğini öğrendiğinde böyle yapsaydı... Dayanamazdım ki onun bir parçasını içimde taşırken istememesi beni yüz yerimden bıçaklardı. Gözlerim dolu dolu ocağın altını kapatıp Beyzaya sarıldım. Hüngür hüngür ağlıyorduk.
Kapı açıldı Boran içeriye girdi. O girer girmez Beyzayla ayrıldık. Arkamı dönüp göz yaşlarımı silmeye çalıştım. Boran kollarımdan tutup kendine çevirdi.
"Ne bu halin!?''
"Bişey yok Boran. Hormonlarım bozuk biliyosun. Ondan oldu."
Diyerek gülümsedim. Beyza hala ağlıyordu. Borana baktım gözlerimle Beyzaya sarılması için yalvarıyordum adeta. Beyzanın şuan en büyük ihtiyacı buydu. Beyza her zaman abisinin minik prensesi olmuştu. Şuan Boranın onun karşısında olması o kadar kötüydü ki.
Boran anlamıştı ama sarılmamak için direniyordu.
"Lütfen Boran yalvarıyorum sana."
Diyerek fısıldadım. Gözlerim dolmaya başlamıştı yine.
"Tamam ağlama yeter ki." dedi endişeyle.
Beyzaya yaklaşıp sıkıca sarıldı. Boran da Beyzaya sarılmayı bekliyormuş öyle derinden sarılmıştı ki ben bile hissetmiştim sıcaklığını. Beyza daha çok ağlamaya başlamıştı. Kolları Boranın boynunda iç çeke çeke ağlıyordu. 10 dakika sonra Boran geri çekilip Beyzanın yüzüne düşen saçları toparlayıp yüzünü avuçları arasına aldı.
"Abicim sen hala benim bebeğimsin. Ben sana kızamam bilmiyor musun. Sadece büyüdüğünü kabullenip seni paylaşmak istemiyorum."
Diyerek Beyzanın alnından öptü. Gördüğüm manzara beni öyle mutlu etmişti ki. Sanki dünyalar benim olmuştu. Sevinçle yanlarına gidip ikisine birden sarıldım.
"Eğer seni üzerese gebertirim onu."
Dedi Boran dakikalar sonra. Bu bir kabullenişti sanırım.
"Abime söylerim döver" dedi Beyza kıkırdayarak.
Küçükken de hep böyle derdi. Boran onun evi yurduydu. Hazar Ağa merak etmiş mutfağa bizi kontrol etmeye gelmişti. İçeri girince tatlı tatlı güldü;
"Benim güzel çocuklarım"
Diyerek kapının pervazına yaslandı. Biz ise toparlanıp ayağa kalkmıştık.
"Hallolduğuna göre bize gidelim artık"
Dedi Hazar Ağa Borana dönerek. O sırada bende yemeği kontrol etmek için koşar adımlarla fırının yanına gittim. Yemeği yanmadan son anda kurtarmıştım.
"Yemeğe kalın baba"
Dedi Boran ısrar ederek. Hazar Ağanın sıkıntısı büyüktü sanırım. Derin bir iç çekerek gidelim evladım dedi. Boran da peki diyerek onları geçirmeye gitmişti. Bende sofrayı kurmaya koyulmuştum. Boran geri geldiğinde sofra hazırdı.
"Oo hızlısınız karım" diyerek oturdu sandalyeye.
"Sen karını ne sandın aslan parçası?"
Diyerek güldüm. Yemekten sonra saat oldukça geç olmuştu. Boranla beraber sofrayı toplayıp odamıza geçmiştik. Boran duş alırken bende üzerimi değişip yatağa girdim. Çok geçmeden duştan çıkan Boran giyinip yanıma uzanmıştı.
Saçlarında ki damlalar yastığa düşerken karşımda görsel bir şölen duruyordu resmen. Uzun uzun baktım Borana.
"Ne oldu sevgilim?" Dedi şaşkınlıkla
"Bu muhteşem şey benim mi şimdi?" Dedim gülerek.
"Seninim sevgilim. Hep de öyle kalıcam"
"Miss gibi yaa!" Diyip sarıldım
Tişörtümün altından sıkı sıkı dolamıştı kollarını bana.
"Bugün Beyzaya söylediklerin... Bir kez daha emin oldum muhteşem bir baba olacağına. Sen dünyanın en süper babası olucaksın Boran" diyerek kafamı Boranın boynuna gömdüm.
Şımarık şımarık güldü.
"Öyle mi dersin?"
"Evet sevgilim. Bugün gördüğüm manzara beni yanıltmaz."
"Bende bir şey itiraf edebilir miyim karıcığım?"
Dedi Boran hemen ardından.
"Tabiki kocam" diyerek güldüm.
"Bugün asla yapmayacağım bir şey yaptırdın bana. Asla öfkemi alt edip Beyzaya sarılamazdım. Allah biliyor ya kapıdan girdiğinde sarılıp kokusunu içime çekmeyi istedim ama öfkem izin vermedi. Sen... Benim içimden geçeni biliyormuşsun gibi bana istediğim ama yapamadığım şeyi yaptırdın. Hayatımı değiştiriyorsun
."
Diyerek fısıldadı. Kalbimin ritmi değişmiş kontrolden çıkmıştı. Ne ara bu kadar yolu kat etmiştik.
"Seni seviyorum Boran. Seni çok seviyorum"
Dedim iyice sarılarak.
"Bende seni seviyorum yüreğimin süsü"




