"Beyza gelene kadar birşeyler içmek ister misin?" Dedim Cihana.
"Yok teşekkür ederim." Diyerek geri çevirdi.
"Pekala"
Beyza çabucak gelmişti. Aceleyle içeriye girip arkasını kontrol ederek kapıyı kapattı. Hızlı hızlı geldiği belliydi yüzü kızarmış nefes nefese kalmıştı.
"Abim seni öldürsün mü istiyorsun Cihan?!"
Diyerek saçlarını kulaklarının arkasına sıkıştırdı.
"Boran gelirse bu sefer kesin ölür."
Dedim sıkıntıyla doğrularak.
"Sakin olun hastaneden çıktı burada değil rahat olabiliriz."
Diyen Cihan kolunu ovuşturuyordu.
"Niye bizi burada topladın onu anlat."
Dedim sakince. Beyza da yanıma oturmuş bekliyordu Cihanın konuşmasını.
"Beyzanın bebeği büyümeye başladığında bunu gizlemek için zamanımız olmayacak bir an önce halledelim diye geldim. Hazar Ağayla konuşalım."
Haklıydı ama hem Beyzanın hem de benim korku kaplamış gözlerimiz dehşetle bakıyordu Cihana.
"Zamanı mı şimdi?"
Dedi Beyza. Elleri titriyordu.
"Ne kadar erken o kadar iyi Beyzacım. Eninde sonunda bu konuşulacak. Şimdi olması karnını saklamak için zaman kazandırır bize."
"Pekala."
Cihan bizi dinledikten sonra ayağa kalktı.
"Şans dileyin bana."
"Bol şans."
Dedikten sonra Cihan çıkmıştı. Beyzayla odada tek kalınca o geçmek bilmeyen dakikalar yaşanmaya başlamıştı.
"Kesin ölücek bu sefer."
Diyen Beyzayı tutmaya çalışıyordum.
"Kötüyü getirme aklına. Sakin ol"
"Şilan... Eğer bu iş olursa bebeğimle sana minnettar olucaz."
"O nasıl laf Beyza. Tek sorun Boran.... Boran öğrenmesin yeterli."
"Asla öğrenmeyecek."
Dedi gozleri dolu dolu.
"Tamam şimdilik dua etmekten başka çaremiz yok"
Mide bulantısıyla oturduğum yerden kalkıp hızlıca banyoya koştum. İki dakika sonra banyonun kapısı kırılırcasına açılmıştı. Kafamı kaldırıp bakmaya bile gücüm yoktu. Sadece bir elin arkamdan saçlarımı topladığını hissettim. Bütün yediklerimi çıkarmıştım. Halsiz bir şekilde kalkıp arkama döndüm. Boran saçlarımı tutmuş dikiliyordu. Durumumu farketmiş olmalı ki beni yavaşça kolumdan tutup musluğu açtı. Soğuk suyla yüzümü yıkadıktan sonra ensemi de ıslatmıştı. Havluyla nazikçe yüzümü silip dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra bana sarıldı.
"Daha iyi misin canım?"
Kollarımı Borana sarmıp;
"İyiyim birtanem"
Diyerek gözlerimi kapattım. Hala midem bulanıyordu.
"Nereye gittiğini söylemedin ama erken gelmişsin."
Diyerek devam ettim.
"Bitirdim işimi meleğim."
"Peki sevgilim. Şimdi yatağıma gidebilir miyiz halsiz hissediyorum."
Boran beni kucağına alıp banyodan yavaşça çıkardı. Yatağıma bıraktığı sırada Beyza da koltukta oturmuş Borana bakıyordu. Sanırım henüz Cihanın haberi gelmemişti.
"Birazcık uyu ben seni bekleyeceğim."
Diyen Boran boşta kalan bir diğer koltuğa oturdu. Beyza gözlerini kaçırıp duruyordu. Boran farketmişti.
"Hayırdır Beyza? Ne bu haller"
Demesiyle Beyza da ben de irkilmiştik. Beyza kısa bir süre bana baktıktan sonra Borana döndü;
"Abi... Cihan, babamla konuşuyor şuan. Evlilik düşüncemizi ona da sunmak istedik."
Boran delirmiş gibi ayağa kalkmıştı.
"BEN SANA ÖYLE BİŞEY YOK ONU AKLINDAN ÇIKAR DEMEDİM Mİ!?"
korkudan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Boranının sesi beni zangır zangır titretiyordu.
"Abi..."
"Kes sesini Beyza! Bu konuyu kapattım. Ya benim istediğim olacak ya da..."
Beyza Boranı susturdu;
"Ya da ne?"
"Ya da Abini unut!"
Boran sinirle kapıyı çarpıp çıktı. Kapının çarpmasıyla birlikte yer yerinden oynamıştı. Bulanmaya devam edem midemle birlikte Beyzaya baktım.
Sinirlimiydi yoksa üzgün müydü bir türlü anlayamadım. Daha fazla dayanamayıp gözlerimi kapattım. Mercimek oldukça yorgundu uyumam gerekiyordu.
"Ben birazcık kestireyim bir şey olursa haber uyandır beni Beyza"
Dedim kısık bir sesle.
"Peki"
Tam derin bir nefes almıştım ki kapı açıldı gelen Cihandı. Yüzünde aptal bir gülümsemeyle bize bakıyordu.
"Hazar Ağayla konuştum! Buradan çıkar çıkmaz evleniyoruz Beyza!!"
Beyza sevinç çığlıklarıyla ayağa kalkıp Cihanın boynuna sarılmıştı. Ben ise asıl şimdi Boranın nasıl delireceğini düşünüyordum.
"Cihan eğer ölmek istemiyosanız buradan hemen gidin. Boran deli gibi seni arıyordur."
Diyerek gitmeleri için ısrar ettim.
"Tamam biz çıkıyoruz."
Diyen Beyza çantasını aldı ve hızlıca odadan çıktılar.
Bünyem bu olanlar karşısında çaresiz şekilde yorgundu. Uykunun tatlı kollarına bıraktım kendimi...
Gözlerimi açtığımda Boran başucumda oturmuş saçlarımı okşuyordu. Üstünde aptalca bir sakinlik vardı.
"İyi misin?"
Diyerek doğruldum.
"İyiyim sevgilim"
"Bu odadan çıkarken hiç öyle değildin ama."
"Sakinleştim. O mevzuyu da hallettim."
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Halletmesi sorun değildi de. Nasıl hallettiği sorundu.
"Nasıl hallettin?"
Dedim merakla. Biraz düşündükten sonra konuştu.
"Beyzayı vermeyeceğim. Bu kadar basit"
Ne demek vermeyeceğim ya? Tedirgin bir şekilde Borana döndüm;
"Ama sevgilim insanlar birbirlerini sever ve birlikte olmak ister. Neden onların mutlu olmalarını istemiyorsun ki?"
"Benim kız kardeşimi kimse alamaz."
"Öyle miiii?"
"Evet öyle"
"Sen beni alırken kimse sana öyle bişey söylemedi."
"Ama bizim durumumuz farklıydı aşkım"
"Haklısın"
Diyerek çarşafımı düzelttim.
"Ama seni de kimse alamadı" diyerek güldü.
"Nasıl?''
"Basbaya"
"Sen şu ağzında ki baklayı çıkarsana" diyerek Boranın dudaklarından öptüm.
"Anlatıcam ama şimdi değil"
Boran yanımdan kalkıp üzerini düzeltti.
"Neden?" Diyerek kestim sözünü
"Çünkü eve dönüyoruz bebeğim."
"Taburcu mu oluyorum!?"
Dedim heyecanla.
"Evet evimize dönüyoruz."
"Kendi evimize değil mi?"
"Evet karıcığım konağa değil kendi evimize dönüyoruz. Orası senin için güvenli değil şuan. Esma da konakta babamı bekliyor. Olacaklar seni tetikler."
"Çok mu kötü şeyler olacak?"
Dedim korkuyla.
"Henüz bilmiyorum ama umarım olmaz."
Boran terliklerimi önüme koymuş giyinmemi bekliyordu. Terliklerimi giyinip Boranın koluna girdim. Eşyalarımı ve hediyelerimi Emre getirecekti sonradan. Birlikte arabamıza yaklaştığımızda durduk. Boran kapıyı açıp beni koltuğa oturttuktan sonra kemerimi bağlayıp sürücü koltuğuna geçti. Her şey çok güzeldi güneşin tatlı ışıkları yüzüme vururken gülümsedim.
"Ne oldu?"
Dedi Boran gülerek.
"Güneşin tadını çıkarıyorum işte sevgilim. Yüzüme düşen ışınlar gıdıklandırıyo"
Dedim tebessümle.
"Of bir güneşi kıskanmadığım kalmıştı. Şimdi ona da düşman olucaz mecbur."
Boranın tatlı serzenişleri devam ederken başımı omzuna yasladım. Gözlerimi kapatmış bu anın güzelliğine bırakmıştım kendim... Ve bir müzik çalmaya başladı.....
Boran da şarkıya eşlik etmeye başlamıştı.
"Seni seviyorum"
Dedi fısıldayarak. Bu daha çok gülümsememe sebep olmuştu. Gözlerimi araladım. Boranın aşkla bakan gözleriyle karşılaştığımda kalbim deliler gibi atmaya başlamıştı.
"Bana hep böyle bak olur mu?"
Dedim yüzünü avuçlarım arasına alarak. Boran arabayı durdurup gözlerini devirdi.
"Böyle yaparsan yola odaklanamam ki güzel karım"
"Peki peki"
"Ve...."
Dedi devam ederek.
"Sana bakmaya kıyamaz bu adam"
Arabayı tekrar çalıştırmıştı. Cevap vermeden tekrar Boranın omzunda yerimi aldım.
Eve vardığımızda kapının önünde bekleyen Emreyle karşılaştık. O bizden önce gelmiş eşyaları eve bırakmış bile. Kapımı açıp kemerimi çözdü. Yavaşça beni indirirken Borana durum güncellemesi yapıyordu;
"Abi Esma konakta terör estiriyor. Her şeyin sorumlusu Şilan diyip duruyormuş. Çıldırmış manyak karı"
Kafamı çevirip Borana baktım.
"Karımın sağında solunda onu görürsem çeker vururum."
Dedi Boran sakince.
"Aşkım sakin ol"
Dedim Emreye tutunarak.
"Sakinim bebeğim. Sen eve gir bir kaç işim var onları halledip geliyorum."
"Nereye Boran"
Dedim kızarak.
"Babamın yanına. Konuşacaklarımız var"
"Peki dikkat et kendine"
Alnımdan öpüp arabaya binerek uzaklaştı. Emreye döndüm;
"Eee ben yokken neler oldu Emre anlat. Dedikodu lazım bana"
Emreyle kıkırdayarak içeriye girdik.
"Yenge sen benim başıma iş açıcan ama Boran abim yengeniz tek ayak cezası bile verse uyulacak dediği için boynum kıldan ince."
Eve girdikten sonra Emreyle birlikte perdeleri indirip camları açtık. Uzun süredir eve girmediğimiz için havasız kalmıştı.
Sonrasında iki kahve yapıp kamelyaya geçtik.
"Yenge sanki sen kahve yapmasan mı?"
Dedi Emre çekingen bir şekilde.
"Sen bana kahveyi kötü mü yapıyosun dedin?!"
Diyerek kızdım Emreye.
"Yok yengem ne kötüsü dünyanın en güzel kahvesi bu. Sadece yorma kendini diye şey ettim."
İçimden kıs kıs gülerken Emre'nin binbir zorlukla kahvesini içmesini izliyordum.
"Eee yeğenim napıyo?"
Dedi fincanını kapatarak. Sanırım fal bakacaktık.
"Yeğenin uyuyo" dedim ellerimi karnıma götürerek.
"Bu saatte uyunur mu"
"O senin gibi koruma değil Emre"
"Doğru... "
"Doğru tabi. Sen şu fincanını uzat bakayım falında ne var."
Emre'nin fincanını açıp bişeyler uyduracaktım. Fal bakmak kim ben kim.
"Aaa Emreee sana bir kısmet çıkmış."
"Hani! Hani!"
Gülmeye başlayınca Emre bozulmuştu.
"Tamam tamam düzgün bakıyorum" diyerek devam ettim.
"Kim bu kısmet yenge?"
"Valla bu kısmet pek yakışıklı boylu poslu kara kara gözleri var."
Derken karşıdan gelen Boranı izliyordum.
"Ne?"
Dedi şaşkınlıkla Emre.
"Bunda anlamayacak ne var Emre Boran işte"
Diyerek kıkırdadım. Boran da çoktan yanımıza varmış bana katılmıştı.
"Ama yenge dalga geçiyosun"
Diyerek mızmızlandı Emre.
"Geçer. Yengen ne derse o Emre. Bende emir kuluyum bak"
Dedi Boran elimi tutarak.
"Ben gideyim bari"
Emre nöbet yerine giderken Boran yanıma oturmuştu.
"İnşAllah isteme günü bana yaptığın kahveden yapmadın çocuğa"
Diyerek güldü.
"Yok aşkım henüz senden başka o kahveyi hakedecek başka bir insan tanımıyorum."
Boranla gülüşürken telefon çaldı. Boranın telefonuydu bu. Telefonu açıp alo demişti bile. Ses Beyzaya ait
ti. Boranın gözleri bana döndüğünde tüylerim diken diken olmuştu. Gözlerinden alevler çıkıyordu. Buna rağmen tek kelime etmemişti. Gözlerini üzerimden çekmesi için dua ederken masasının üzerindeki fincanları tek hamlede savurup yere serdi. Ben korkuyla tuzla buz olmuş fincanlara bakarken telefon kapandı ve Boranın sesi kulaklarımda çınladı...







