Sabah saatlerinde tartışma sesleri beni uyandırmıştı. Daha doğrusu Boranın sesi yeri göğü inletiyordu. Gözlerimi araladığımda Boranın odada olmadığını farkettim. Üzerime örtülen çarşafı da yeni farketmiştim. Sanırım ben uyurken Boran örtmüş olmalı.
Kalkıp kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açınca Boranın sırtıyla bakışmıştım. Boran ise Cihana laf yetiştirmekle meşgul olduğu için benden habersizdi.
"Karım içerde uyuyor. Giremezsin içeri arkadaşım. Müsait değiliz!"
"Sanırım artık müsaitiz"Dedi Cihan beni görünce. Boran arkasını dönüp kısa bir bakış atmıştı.
"İçeri gir"Dedi sert bir şekilde.
"Neden?"
"İçeri gir diyorum sana Şilan."
"Pekâlâ"Diyip içeri girdim. Kapıyı kapattıktan sonra üstümü başımı düzeltip oturdum. Boran odaya girdiğinde alev püskürüyordu.
"Hazır mısın?"
"Neye?"Dedim tedirgin bir şekilde. Her an patlayacak gibiydi.
"Konağa. Öyle anlaşmıştık"
"Ha evet hazırım gidelim."
Ben önde Boran arkada hastaneden çıktık. Boranın sargıları hala duruyordu. Fakat durumu düne göre daha iyiydi.
Arabaya biner binmez Boran her zaman ki gibi önce benim kemerimi bağlamıştı.
"Yavaş gideceğiz. Bebeğimiz için."
Cevap vermeden yola odaklanmıştım. Uzun bir yolculuğun ardından konağa gelmiştik. Kalbim küt küt atıyordu. Birazdan duyacaklarım beni hem heyecanlandırıyor hemde korkutuyordu. Soğuk terler dökmüştüm. Arabadan önce Boran indi gayet sakindi. Kapımı açıp kemerimi çözdü.
"Kendin iner misin ben mi indireyim?"
"Kendim inerim."Küçük hareketlerle arabadan indim. Boran kapıyı kapatıp yanıma geldi. Kapıyı çaldıktan sonra beklemeye başladık. Kapı açıldı ve içeriye girdik. Avluda dikliyorduk.
"Bekle."Diyen Boran eve girdi. Beklemeye başladım. Çok geçmeden Boran, Leyla ve Hazar Ağa birlikte avluya inmişti. Leyla beni süzüyordu.
"Anlat baba karım seni dinliyor."Dedi Boran benim yanıma gelerek.
"Uzatma Boran!Diyerek bağırdı Leyla.
"Sen sakın! Sakın konuşmaya kalkma!"
"Gel kızım otur şöyle"Dedi Hazar Ağa sandalyeyi işaret ederek. Bir iki adım atıp durakladım. Karnıma kramp girmişti.
"Neyin var? Ne oldu?"Dedi Boran belimden sıkıca tutarak.
"Yok bişeyim. Kramp girdi sadece."
"Koluna girmeme izin ver."
Boran koluma girip beni sandalyeye oturtmuştu. Hazar Ağa da karşıma oturup konuşmaya başladı.
"Babam... Bizden habersiz Boranın yerine vekil birisini bulup Leylayla nikah kıydırmış sessiz sedasız bir şekilde."
Gözlerim Leylayı buldu. Kollarını önünde bağlamış gözlerini deviriyordu.
"Ve Leylada bu işe sessiz kalıp Boranın yerine vekillik eden herifle Boranmış gibi evlendi mi?!"Dehşet içindeydim. Hazar Ağa'nın da gözleri Leylayı buldu. Kısa bir süre baktıktan sonra bana döndü.
"Evet kızım"
"Bunu nasıl yapabilir!"Dedim ayağa kalkarak. Bu kadarı benim bünyeme hatta ve hatta mercimeğe bile çok fazlaydı.
"Sakin ol kızım. Allahta şahidim olsun ki eğer bilseydim böyle bir şey olacağını sana yemin ediyorum engellerdim."
Hazar Ağa'nın her şeyden habersiz olduğu çok belliydi. Boran da onun gibi habersizdi ama bunu bana söylemek için gecikmişlerdi.
"Neden!? Neden daha önce söylemediniz? Boran sana söylüyorum!"
Borana dönmüştüm. Mantıklı bir açıklaması olmalıydı. Beni... Bizi bu hale getiren şeyin mantıklı bir açıklaması olmak zorundaydı.
"Güzel karım benim. Bende öğrendiğimde senin kadar sinirlendim emin olabilirsin ama...."
"Ama ne Boran!?"
"Yaşayacağın ani sinir ve duygu değişimleri bebeğimize zarar verir diye söyleyemedim. Bende daha o gün öğrendim senin gibi. Sadece senden bir kaç saat önce haberim oldu."
Borana artık kızamıyordum. En masum olan oydu aramızda. Her şeyden bir haber evlenmişti Leylayla. Asıl en büyük şoku o yaşamıştı. Elim ayağım tir tir titriyordu.
"Şimdi! Hemen! Gözümün önünde boşayacaksın Leylayı Boran. Yoksa ben seni boşarım!"
Sesim avlunun duvarlarına çarpıp kulaklarımı dolduruyordu.
"Tabiki! Zevkle yaparım."
Leylayı kolundan tuttuğum gibi Boranın karşısına çekmiştim.
"Seni Allah'ın nezlinde boşuyorum Leyla BOŞ OL! BOŞ OL! BOŞ OL!"
Leylayı kenara ittirerek Boranın yanına geçtim.
"Bu kız bu evde barınmayacak. Seni bu konaktan kovuyorum defolup gideceksin hayatımızdan!"
Leyla'nın gitmeye hiç niyeti yoktu. Söylediklerim bir kulağından girip diğer kulağından çıkıyordu.
Delirmek üzereydim. Hızlı adımlarla eve girdim. Leylanın odasına dalıp dolabını açtım. Bulduğum bir çantaya bütün kıyafetlerini gelişi güzel koyup dışarıya çıktım. Hala avluda olan Boran ve Hazar Ağa beni görünce bir iki adım geri çekildi. Elimde ki çantayı Leylanın eline tutuşturup sürükleyerek çıkardım avludan. Debelenmeye çalışıyordu ama nafile. Deli kuvveti gelmişti kollarıma. O kocaman tahta kapıyı kendi başıma nasıl açtığıma kendim bile inananmadım Leylayı dışarıya fırlatıp tekrar kapıyı kapattım. Avluya döndüğümde nefes nefese kalmıştım. Dizlerimin üzerine çöktüm ve yere oturdum. Boran yanıma gelip başımı göğsüne yasladı.
"Sakin ol meleğim. Sakin ol ben yanındayım."Ellerimle Boranın kollarını sıkıca tuttum.
"Ben artık dayanamıyorum Boran"Sesim çıkmıyordu bile. Dilim damağım kurumuştu.
"Hayır! Biz birlikte olduğumuz müddetçe dayanamıyorum diye bir şey yok."
Yaklaşık 5 dakika boyunca yerde öylece oturduk.
Esmanın sesiyle başımı Boranın göğsünden kaldırmıştım.
"Leyla nerde!?"İğrenç sesiyle midemi bulandırmıştı.
"Cehennemin dibine gönderdim!"Dedim bağırarak.
"Ne yaptın ne yaptın!?"
"Cehennemin dibine gönderdim dedim!"
Esma koşar adımlarla yanımıza gelip beni omuzlarımdan tuttuğu gibi ayağa kaldırmıştı.
"Sen kendini ne sanıyorsun ha?!"Son gücümle kendimi geri çektim Boran beni yakalamış arkamda düşmemem için sıkı sıkı duruyordu.
"Ben bu evin gelin hanımı Hazar Ağa'nın gelini Boran Marazın karısı ŞİLAN MARAZ!"
"Öyle mi seni küçük şeytan!?"
"Sabrımı taşırma! Hepsi senin yüzünden! Her şey senin başının altından çıkıyor pislik kadın!"
"Bana bak sen bu konağın gelin hanımı olabilirsin ama ben bu konağın Hanım Ağasıyım haddini bil!"
"Bilmezsem ne olur!?"
Bana tokat atmak için elini kaldırmıştı ki Boran Esmanın elini havada yakaladı.
"Ben sana bir daha sakın karıma el kaldırma demedim mi Esma!?"Dedi bağırarak Boran.
"Sen bunu çoktan haketin!"
Dedikten sonra Esmaya tokat attım. Öyle bir tokat atmıştım Esma yere kapaklanmıştı. Avucumun içi sızlıyordu. Boran elimi elleri arasına alıp ovmaya başladığı sırada Hazar Ağa delirmişçesine yanımıza geldi.
"Bu ne hadsizlik bu ne ahlaksızlık nasıl bu konağın Hanımına tokat atarsın!?"
"Babacım bunu sana inan hiç söylemek istemezdim ama senin bu gözün gibi baktığın karın seni seneler önce kardeşinle aldatmış. Ahlaksızlığı karında ara"
Hazar Ağa'nın başından aşağı kaynar sular dökülmüştü.
"Ne diyorsun kızım sen!?"
"Doğru söylüyor babacım. Esmanın amcamla olan birlikteliğinden bir de oğlu var.... Mirza Esma ve amcamın oğlu. "
Dedi Boran Hazar Ağaya. Hazar Ağa sendelemeye başlamıştı. Bir iki adım sonra yere düştü. Esma ise sessizdi. Olduğu yerden kımıldamamıştı bile.
"Kalbim... Kalbim oğlum!"Diye bağırdı Hazar Ağa. Kalp krizi geçiriyordu. Boran hışımla Hazar Ağa'nın yanına çöküp gömleğinin düğmelerini çözmeye başladı.
"Şilan! Ambulansı ara çabuk!"
Panikle cebimden telefonumu çıkarıp ambulansı aradım. Ellerim titriyordu hala. Bir ambulans çağırıp telefonu kapattım. Boran Hazar Ağa için elinden gelenin yapıyordu.
Ambulansın gelmesi an meselediydi. Çok şükür ki Hazar Ağa hala hayatta kalmak için savaşıyordu.
"Korkma baba kurtaracağım seni!"Diye bağırdı Boran. Ambulansın siren sesleri duyulduğunda az da olsa rahatlamıştım.
Ambulans avluya girer girmez paramedik hemşireleri hızlıca aşağıya inip Hazar Ağayı sedyeye yatırdı.
Yerden kalkmış olan Esmanın sesini duydum.
"Sende o karnında ki çocuk da geberin!"
Nerden aldığını bilmediğim ve ne ara eline geçtiğinden bir haber olduğum silahı bana doğrultmuştu.
"BORAN!"
Diye bir çığlık kopardım. Sedyeyi Ambulansa yerleştiren Boranla iki saniye göz göze geldik. Sanki her şey ağır çekimde yaşanıyor gibiydi. Boran çıldırmış gibi koşuyordu. Daha yanıma varmadan Esma tetiğe basmıştı.





