Emre elinde testle kapıyı çaldığında ben yerimde duramıyordum. Koşarak kapıyı açtım ve Emre'yi kolundan tutup içeri çektim.
"Boranı aramadın değil mi?"
"Yok yenge aramadım."
"Aferin! Aferin!"
Emre hala bana bakıyordu.
"Ne bekliyorsun Emre?"
"Yenge senden daha çok heyecanlıyım ben."
"Emrecim sen iyi misin?"
Dedim gülerek. Gerçekten de heyecanlıydı deli gibi merak ediyor olsa gerek.
"Tamam sen geç görev yerine. Ben sana mutlaka haber vericem."
"Tamam kaçtım ben."
Emre çıktıktan sonra hızlıca lavaboya girip testi yaptım. Ben daha çok heyecanlanmıştım. Beklemek benim için hiç bu kadar zor olmamıştı. Testi sehpaya koymuş bir yukarı bir aşağı gidip geliyordum. Yaklasik on dakika sonra bir iki adım atıp uzaktan teste bakmayı denedim. Eğer beklediğim şey yoksa üzülmek istemiyordum. Bir iki adım daha derken testi bakmadan elime aldım. İçimden üçe kadar sayıp öyle bakacaktım.
"Tamam sakin ol Şilan. Bir... İki... Üç!"
Gözlerimi açmış elimde ki teste baktım. Hamileydim! Allah'ım gözlerime inanamıyorum hamileyim! Sevinç çığlıkları atmamak için kendimi zor tutuyordum. Hızlıca kapıyı açıp Emre'ye bağırdım.
"EMREE!!"
Emre anında kapının önünde bitmişti.
"Nolduu? Nee hamileymiş miyiz!?"
Beni gülme tutmuştu. Göz yaşlarımla kafamı salladım.
"Evet Emre Hamileymişiz!"
Sevinçle sarılmıştık birbirimize. Ben ağlıyordum Emre ise benim ağlamamın bitmesini bekliyordu.
"Hıığğ Emreğğ"
Dedim ağlayarak.
"Efendim yenge?"
"Anne mi olcas şimdi"
Dedim gülerek. Artık Emre de benimle birlikte anne adayı olmak zorundaydı.
"Valla yenge benden anne olmaz. Teyze olur hala olur annane olur ama anne olmaz. Bikere fizik kurallarına aykırı. Mükremin miyim ben?"
"Az önce öyle demiyodun"
Emre'ye dirsek atmıştım.
"Tamam tamam anne de oluruz"
Emre gittikten sonra bende içeri girmiş bu haberi Boran'a nasıl vereceğimi düşünüyordum. Çok şatafatlı bir şey istemiyordum gerek de yoktu.
Testi cebime koydum ve Boranı aradım. Açmamıştı normalde hiç böyle yapmazdı ne oldu acaba. Tekrar aradım telefon bu sefer uzun uzun çaldıktan sonra açıldı.
"Aşkım"
"Efendim benim güzel karım"
"Sen bu sabah beni öpmeden gitmişsin işe!"
Dedim huysuzlanarak.
"Hayır bitanem öptüm ama sen uyuyodun bende uyandırmaya kıyamadım."
"Hııı o zaman tamam affedildin! Bu akşam erken gelmeye çalış sana bir sürprizim var."
Belli etmemeye çalışıyordum.
"Neymiş bu sürpriz bakalım meleğim?"
"Telefonda söylenmez."
"İpucu da mı yok?"
"Maalesef kocam"
Dedim gülerek. Boranda gülüyordu.
"Pekâlâ o zaman ben de çabucak gelmeye çalışırım."
"Tamam sevgilim! Seni seviyorum"
"Ben de seni seviyorum bebeğim"
Telefonu kapatıp beklemeye başlamıştım. Giyinmek için odaya çıkıp dolabı karıştırdım. Söyle şık ama rahat bir şeyler çok iyi olurdu.
Giyinip tekrar salona indiğimde Boran'ın gelmesine bir kaç saat vardı. Biraz bahçeye çıkıp dolaşmak istedim. Temiz hava çok iyi gelmişti bahçede ki çiçekleri sulayıp budamıştım. Saatin nasıl geçtiğini bilmiyordum ki Boran bahçe kapısından içeriye girdi.
Ayağa kalkıp koşarak Boran'a sarıldım. Üstüm başım toz toprak içindeydi.
"Dur! Dur! Üstünü bir temizleyelim."
Diyen Boran üzerimde ki toprağı silkelemekle meşguldü.
"Ya aşkım!"
"Ne Aşkım? Toz toprak içinde kalmışsın sonra mikrop kapıp hasta olucaksın."
"Üff! Ben şimdi sana gösteririm toz toprağı"
Eğilip yerden bir avuç toprak alıp Boran'ın başından aşağı döktüm. Şaşkınlıkla bana bakıyordu.
"Senin hayatında ki en büyük mikrop benim Boran!"
Dedim gülerek. Boran elinde ki ceketi ve çantayı yere bırakıp bir iki saniye duraksadı.
"Madem oyun istiyosun al sana oyun."
Beni kucakladığı gibi az önce toprak aldığım yere yatırmıştı. Bir yandan gıdıklıyor diğer yandan avuç avuç toprağı üstüme döküyordu. Artık gülmeye takatim kalmamıştı ki durdu.
"Biraz daha oynayalım mı karıcım?"
Pis pis sırıtıyordu. Mızmızlanarak kalktım üstümü başımı düzelttikten sonra elimi cebime attım test yoktu. Muhtemelen Boranla debelenirken yere düşmüştü. Sinirli bir şekilde Boran'a döndüm;
"Ya Boran!!"
"Ne oldu yine?"
"Senin yüzünden şeyi düşürdüm!"
"Neyi düşürdün?"
"Şeyi işte!"
"Neyi aşkım?"
"Sürprizi."
"Dert ettiğin şeye bak! Buluruz şimdi hemen."
Boran ayağa kalkmış yerlere bakıyordu. Bende toprağı eşeliyordum. Emre farketmiş olacak ki yanımıza geldi;
"Ne arıyorsunuz Abi?"
Dedi Boran'a dönerek. Boran kafasını yerden kaldırmadan cevap verdi;
"Şeyi."
"Neyi abi?"
"Şeyi işte Emre."
Kıkırdayarak Emre'ye döndüm.
"Sürprizi Emre."
Boran kafasını kaldırmış Emre'ye bakıyordu.
"Sen sürprizi biliyor musun Emre?"
"Biliyorum abi."
Boran mızmızlanmaya başlamıştı;
"Emre'ye söyledin bana söylemiyosun Şilan alacağın olsun!"
"Üff çok konuşma da önüne bak sen!"
Diyip Emre'nin yanına dikildim. Bir iki dakika sonra Boran arkasını dönmüştü. Elinde tuttuğu teste bakıyordu.
"Bu ne?"
Dedi şaşkın şaşkın.
"Sürpriz işte!"
Diyerek güldüm.
"Abi bana niye bakıyorsun ben hamile olacak değilim ya"
Dedi Emre yerine giderek. Boran hala elinde ki teste bakıyordu.
"Şilan...."
"Efendim Kocacım?"
"Sen..."
"Ne?"
"Sen hamile misin?"
"Evett!! Hamileyim!!"
Boran'ın üzerine atlamıştım. Beraber yere düşünce Boran'ın gözlerinin dolu dolu olduğunu farkettim.
"Ben baba mı oluyorum!"
"Yok anne oluyosun Boran! Aaaa bu ne böyle herkes anne olmaya meraklı. Sabahta Emre anne oluyodu."
"Aşkım!"
Beni sıkı sıkı sarmıştı.
"Allah'ım şükürler olsun!"
Diyerek sevin çığlıkları atıyordu.
"Aaa midem bulanıyor sarsma beni."
Diyerek Boranı ittirdim. Ayağa kalkıp beni kucağına almıştı.
"Eve gidelim"
"Gidelim hayatım."
Dedim kollarımı Boran'ın boynunda birleştirerek. Eve girdiğimizde ikimiz de kumlu kumlu koltukta oturuyorduk.
"Sen şimdi hamilesin yani. Bebek var karnında. Benim bebeğim"
Dedi tebessümle. Karşımda yerinde duramayan ilkokul çocukları gibi duruyordu.
"Aşkım benim sakin olsana. Delirmiş gibi davranıyosun."
"İnanamıyorum sevgilim! Baba oluyorum!"
Kucağıma yatmış karnıma koymuştu elini.
"Evet Baba oluyorsun.. hemde mükemmel bir baba olucaksın birtanem."
"Gerçekten mi?"
Dedi doğrularak.
"Gerçekten bebeğim."
"Yarın doktora gidelim."
"Olur gideriz"
"Görelim bakalım şu fasulyeyi"
Dedi gülerek.
"Aşkım henüz fasulye kadar bile değildir"
Boran'ın yüzünü avuçlarım arasına almıştım.
"Daha mı küçük?"
Dedi şaşkın şaşkın.
"Ya doktor olan sensin az çok senin bilmen gerekiyo bunları Boran. Bir de bana soruyosun!"
"Ya söylesene aşkım işte!"
"Evet bitanem fasulyeden daha küçük mercimek kadar."
"Kırmızı mercimek mi yeşil mercimek mi?"
Sorduğu soruyla beraber bir kahkaha patlatmıştım. Sanırım bu haber Boran'ın nevrini döndürmüştü.
"Yanii ben kırmızı mercimek çorbasını daha çok severim kırmızı mercimek olsun"
Dedim gülmeme engel olmaya çalışarak.
"Ben şimdi ne yapayım? Canın bir şey istiyor mu?"
Diye sordu ayağa dikilip.
"Hayır aşkım canım hiç bir şey istemiyo"
"Eee ben daha ne işe yarıyorum burda?"
"Yalı kazığı gibi dikil aşkım"
Dedim koltuğa uzanarak.
"Kalk kalk yatma!"
"Ne oluyo Boran?"
"Toz toprak içindeyiz duş alalım önce"
"Haklısın aşkım"
Beraber duşa girmek için hazırlanırken kapı çalmıştı. Boran beni banyoda bırakıp kapıyı açmak için aşağıya inmişti.






