İçeriğe geç

AŞK-I BERDEL

Bölüm 43 · 6 dk okuma

AŞK-I BERDEL

Bölüm 43

43.Bölüm

Gözlerim kapanırken bilincimi de kaybediyordum.

"Bırak beni! İmdat!!"

Bütün gücüm tükenmek üzereydi. Mirzanın göğsüne bir yumruk indirdikten sonra gözlerim kararmış bedenim bir çuval gibi yere serilmişti.

Gözlerimi açtığımda bir sandalyeye bağlanmış şekilde oturuyordum. İçerisi çok havasız ve oldukça loştu. Başıma saplanan ağrı beni delirtmek üzereydi. Aklımı kaçırmak üzereydim iplerimi çözmek için sayısız denemeden sonra kurtulamayacağımı anlamış ve pes etmiştim. Etrafa göz gezdirirken küçücük bir pencereye ilişti gözüm.

Dikkatli bakınca ormanlık bir alanda olduğumu anladım. Sesimi de duyuramayacaktım. Çaresizce beklemeye başladım. Çok geçmeden kapının açılma sesi yükseldi. Pür dikkat içeri girecek olan kişiye odaklanmıştım. Mirza içeriye girince kapının sağ üst tarafında ki ışığın düğmesine bastı. Gözlerimi alan ışık odayı aydınlatırken Mirza yanına gelmişti bile.

"Bu kadar tantanaya ne gerek vardı be?"

Dedi gülerek.

"Boran seni bulduğunda bu sefer öldürecek!"

Dedim debelenerek. Dişlerimi sıkmaktan çenem ağrımıştı.

"Boran Boran Boran! Yeter artık duymak istemiyorum onun adını! Sende onu unutsan iyi olur aksi takdirde benimle yaşamak senin için çok zor olur."

Gözlerimin içine dik dik bakıyordu. Kaşlarımı çatıp iğrenerek baktım ona.

"Ben hiç bir zaman seninle yaşamayacağım Mirza! Kendine gel artık!"

Ayaklarımı sinirle yere vuruyordum. Karşımda arsız bir yaratık vardı.

"Onunla da yaşamayacaktın! Unuttun mu ilk evlendiğiniz zamanları?! Ha!"

Dedi bağırarak. Bunları bilmesine imkan yoktu. Mirza o zamanlar hiç ortalıkta yoktu. Düğüne de gelmiş olamazdı demek ki araştırmıştı.

"Mirza siktir git buradan! Siktir git lan"

Deliye dönmüştüm.

"Boşuna debelenme seni burada kimse bulamaz güzellikten anlamadın zor kullanırız bizde"

Diyerek elini saçlarıma değdirdi. Kendimi sandalyeyle beraber sırt üstü yere atmıştım.

"Dokunma bana!"

Diyerek bağırdım. Beni yerden kaldırıp sinirle odadan çıkıp gitmişti. Boran beni aramaya başlamıtır bile. Çabuk olsa bari. Diye geçirdim içimden.

Akşam olmuştu uyumamak için ne kadar dirensem de gözlerim bana meydan okuyordu. Hayır! Hayır! Uyumak yok Şilan uyursan her an şey olabilir.

Etrafta iplerimi çözmek için bir şeyler aramayı denedim ama hiç bir şey yoktu. Gözlerim artık kapanıyordu ve ben direnemeyecek duruma gelmiştim. Çok geçmeden kendimi uykunun tatlı kollarına bırakmıştım...

Borandan;

Hastaneden çıkmış eve gidiyordum. İçimde kötü bir his vardı. Tarifsiz....

Evin önünde durup arabadan indiğim anda kapının açık olduğunu gördüm. Bunu görmek bile bana yetmişti. Koşarak eve girdim kimse yoktu. Şilan yoktu! Bütün odaları deli gibi aramış yine de onu bulamamıştım. Ona dair hiç bir iz de yoktu. Hızlıca koltuğa oturup bütün kamera kayıtlarını izlemeye koyuldum. Mirza itinin işi olduğunu zaten anlamıştım ama yine de emin olmam gerekiyordu. Bütün kayıtları izledikten sonra sinirden kudurmak üzereydim. Şilanı paket yapar gibi kucaklayıp götürmüştü adi herif!

Nereye gittiğini bilmem imkansızdı. Evin içinde volta atarken bir anda unuttuğum küçük bir detay aklıma gelmişti. Bu detay Şilanın yerini bana göstermeye yeter de artardı bile.

Hemen telefonumu çıkarıp Beyzayı aradım. Her ne oluyorsa Esmanın bilmemesi gerekliydi aksi takdirde Mirzaya haber uçurur ve Şilanı bulma ümidimiz de kaybolurdu. Beyza telefonu hemen açmıştı.

"Efendim abi"

"Beyza... Odana geç önemli bir konu konuşmamız gerekiyo. Odandaysan kapının dinlenmediğinden emin ol."

Diyerek Beyzaya telkinde bulundum.

"Tamam abi. Bekle hemen kontrol ediyorum."

Dedikten sonra Beyzayı beş dakika beklemiştim. Hemen telefona dönüp;

"Dinliyorum abi."

Diyerek beklmeye başladı. Şilanın yüzüğünde bir takip cihazı vardı. Bunu ona verdiğim gün takmıştık. Şilanı bulmak için o yüzüğü kullanacaktık.

"Hemen toparlan bana gel yolda Mert'i de al"

"Tamam abi."

Diyip telefonu kapattı Beyza. Mert Şilanın babasını alıkoymama yardım etmişti eminim tekrar bana yardım edecekti. O benim kardeşim sonuçta.

Şimdi sıra Emredeydi. En güvendiğim insanlarla çalışıp bu işten sıyrılmam gerekiyordu. Çok geçmeden herkes bizim evde toplanmış meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.

"Evet abi seni dinliyoruz."

Dedi Emre takım elbisesini düzelterek. Beyza ve Mert koltuğa oturmuş ayakta dikilen ben ve Emre'yi izliyordu.

"Mirza Şilanı kaçırmış! Nerde olduklarını bilmiyoruz."

Dedim dişlerimin arasından konuşarak. Sinirlerime hakim olmaya çalışıyordum. Beyza çığlık atarak koltuktan fırladı.

"Abi! Abi ne diyosun sen?!"

Merte işaret edip Beyzayı tutmasını söyledim. Mert Beyzayı tutarken ben konuşmaya devam ettim.

"Şilanın yüzüğü Emre... Yüzük içine bir takip cihazı yerleştirmiştik. Şilanın nerde olduğunu onunla bulucaz. Bilgisayarı getir."

Emre saniyeler içinde kucağında bilgisayarla oturma odasında belirmişti. Yemek masasına hepimiz yerleştikten sonra işe koyulduk.

Bilgisayarla yüzüğün bağlantısını sağlamıştım. Yüzük şehrin çıkışında bulunan ormanı işaret ediyordu.

Hemen toparlanıp çıktık. Ben Mert ve Emre yola koyulmuştuk. Beyza ne olur ne olmaz diye evde kalmıştı. Bizimle birlikte adamlarımız da arabayla peşimizden geliyordu. Yaklaşık 1 saatin sonunda bilgisayarın gösterdiği yere varmıştık. İkişerli guruplar halinde ayrılıp Şilanı aramaya başladık. Bir yandan da Şilan diye bağırıyordum.

Şilandan;

Boran'ın sesini duymuştum. Biliyordum geleceğini!

"Buradayıım!! Boran!"

Avazım çıktığı kadar bağırarak yerimi belli etmeye çalışıyordum. Ben bağırırken Mirza içeriye girdi.

"Kes sesini!"

Tokat atmıştı. Aldığım tokat darbesiyle saçlarım yüzüme dağılmıştı. Dudağımda sıcaklık hissettiğimde dudağımım patladığını anlamıştım.

"Rezil Herif!"

Diyerek yüzüne tükürdüm. Deliye dönmüş gibiydi çenemi sıkarak yüzüne bakmaya zorlamıştı.

"Amma uzattın! Fazla naz aşık usandırır Şilan."

Susuzluktan ve Açlıktan olsa gerek artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Tek kelime bile etmeden Boranı beklemeye ve bir an önce gelmesi için dua etmeye çalışıyordum. Mirza ani bir hareketle ellerimi çözüp beni ayağa kaldırdı.

"Yürü gidiyoruz! Yerimizi belli ettin"

"Ben hiç bir yere gelmiyorum! Boran buraya gelene kadar tek bir adım dahi atmayacağım!"

"Sana yürü dedim!"

"Ehh yetti be yetti artık!"

Diyip Mirzanın silahına davrandım. Şaşkınlıkla elimde ki silaha bakıyordu. Bir iki adım geri gidip benden uzaklaştı. Bende şaşkındım elimde ki silahı Mirzaya doğrulttum.

"Allah canımı alsın ki seni burada öldüreceğim!"

Diyip tetiyi çektim.

"Deli deli konuşma Şilan! Ver şu silahı bana!"

Diyip elini uzattı. Bir el ateş ettim tavana. Bu korku ona yetmişti.

"Senden nefret ediyorum! SENDEN NEFRET EDİYORUM!"

Ayağına sıkmıştım. Acıyla kıvranarak yere düştü. Hızlıca beni bağladığı sandalyeyi alıp sertçe kafasına vurdum. Bayılmıştı kolumla hala kanayan dudağımı silip Mirzayı sürükleyerek sandalyeye oturtup bağladım. Sonra da kendimi dışarı attım. Sesler geliyordu. Bir müddet sonra ağaçların arasından Boran görünmüştü. Kalbim deli gibi çarpıyordu ağlayarak Borana koştum. Öyle sıkı sarılmıştı ki bana bütün bedenim hissetmişti onu. Geri çekildim yüzümü avuçları arasına almıştı. Gözleri kanayan dudağıma kaydı. Uzun bir süre oraya baktıktan sonra;

"Sana bunu o mu yaptı?"

Dedi kükreyerek. Sadece başımı salladım.

"İçerde... Bağladım onu"

Diyip yere yığılıvermiştim.

Gözlerimi araladığımda Boran'ın dizinde yatıyordum. Elinde ki pamukla dudağıma pansuman yapan Boran gülümseyerek saçlarımdan öptü.

"Geçti bebeğim benim. Ben buradayım korkma sakın."

"Susadım."

Diyebildim sadece. Arabadaydık ön koltukta ki Emreye su vermesini söyledi. Boynuma destek vererek suyu içirmişti bana. Bir iki dakika sonra konuşmaya hazırdım.

"Hiç korkmadım biliyodum beni bulacağını."

Dedim yanağımda ki elini avcuma alıp öperek.

"Adamı paket yapmışsın sevgilim. Bana hiç gerek yokmuş ki"

Dedi gülerek. Elini sıkarak güldüm

"Dalga geçme be!"

"Yok bitanem dalga geçmiyorum. Şerefsizi önce etkisiz hale getirmiş sonra da bir güzel hediye paketi yapmışsın. Bize hiç iş kalmamış sadece aldık bagaja attık soysuzu."

Eve dönüyorduk. Biz arka koltukta cilveleşirken Emre hiç orada değilmiş gibi davranıyordu. Kafasını dahi çevirmemişti.

"Immm öpsene beni daha çabuk geçer bu yara"

Diyerek dudağımı işaret ettim. Boran önce Emreye sonra bana sonra bir daha Emre'ye baktı.

Dudaklarıma Küçük bir öpücük bıraktı.

"Devamını sonra göstericem ben sana."

Diyerek beni gıdıklamıştı. Emre'nin sesi yükseldi;

"Abi evde mi devam etseniz"

Gülüyordu. Boran kızar sanmıştım ama hiç sinirlenmemişti;

"Sana da göstericem"

Kendimi tutamayıp kahkahayı basmıştım.

"Bana bak Boran beni aldatmaya kalkarsaaann hemde Emreyle seni boşarım"

"Aaa sevgili karıcığım! Ben Emrelerden pek hoşlanmıyorum daha çok İbrahim ve Mustafalar dikkatimi çekiyor"

Bir dirsek atmıştım Boran'ın karnına.

"Şşştt benim dikkatimi çeken tek şey sensin yavrum."

Diyerek beni durdurmuştu.

"Abi Emreler sana ne yaptı da beni istemiyorsun"

Diyerek bir sigara yaktı Emre. Anlaşılan ciddi anlamda bir kumam vardı artık.

"Boran ne diyor bu?"

Diyerek Boran'a baktım.

"Oğlum sende iyice uzattın! Bak yengen kızıyo."

Diyerek beni kucağına aldı.

"Yenge çok pardon."

Diyerek güldü Emre.

"Bizim de bu alemde bir raconumuz var Emre."

Dedi Boran sesli bir şekilde. Sonra bana d

öndü;

"Miyavlıyım mı yavrum?"

Dedi sakince.

"Deli misin sen!?"

Gülme krizine girmek üzereydim. Biraz daha gülüp susmuştum. Daha çok yolumuz vardı ve ben yorgundum. Boran'ın kucağında tatlı bir uykuya daldım...

Bölüm sonu

23 yorum