Sabah olmuştu bütün gece deliler gibi sevişmiştik. Yatakta bir o tarafa bir bu tarafa dönüp duruyordum. Boran hâlâ uyanmamış yatıyordu. İyice sağ tarafa kayarak Boran'a yaslandım. Başımı omzuna koyup sakallarını okşamaya başladım.
Elimi tutup öpmeye başlamıştı;
"Uyansana sevgilim."
Dedim gülerek. Gözleri kapalı bir şekilde cevap verdi;
"Hâlâ uyuyorum ben."
Gülmeye başlamıştım.
"Konuşarak mı uyuyorsun sen?"
Dedikten sonra gözlerini açmıştı.
"Pilimi bitirdin be kızım dün gece."
Dedi sırtını yatağın başlığına yaslayarak. Omzuna vurmuştum.
"Hiç de bile! Asıl sen beni bitirdin. Yordun beni yordun! Yoruldum ben."
"Kızma sevgilim! Çok güzel bir geceydi valla tadı damağımda kaldı."
Haylaz haylaz gülüyordu.
"Uff gülme!"
Dedim kendimi tutmaya çalışarak ama nafile çoktan odamızın içini gülüşmeler kaplamıştı.
"Tamam tamam."
Dedi Boran saçlarımı okşayarak. Saçlarım belime değiyordu. Komodinin üzerinde duran tokamı alıp saçlarımı toplamaya koyulmuştu.
"Eee kahvaltıda ne yemek istersiniz Şilan hanım?"
Diye sordu bir yandan.
"Yaniii Boran bey ben her şeyi yemem biliyorsunuz amaa... Sandviç olsa hiç fena olmaz! Yanına da portakal suyu"
Dedim kıkırdayarak.
"Hay hay efendim! Şimdi doğruca mutfağa gidiyorum ve hemen hazırlıklara başlıyorum. Sende giyin sevgilim yoksa..."
Dedi gülerek.
"Yoksa ne?"
Diyerek başımı çevirdim.
"Yoksa bidaha yataktan çıkamazsın ona göre!"
Diyerek yataktan çıkıp banyoya girdi Boran. Bende çarşafa dolanıp giyinme odasına doğru ilerledim. Kendime bir kaç parça kıyafet bakınacaktım. Son anda fikrimi değiştirip Boranın bana üç beden büyük olan siyah t-shirtünü üzerime geçirdim. Kalçalarıma kadar uzanan t-shirtin eteklerinden tutup etrafımda bir tur dönerken Boran'a çarpmıştım.
"Ayy!"
Diyerek sendeledim. Boranın çıplak göğsüyle bakışıyoruduk. Boran da çarpmanın etkisiyle düşmiyim diye sıkıca tutmuştu beni belimden.
"Dikkat etsene be yavrum"
Diyerek geri çekildi.
"Kendime bakacaktım ya."
Diyerek aynaya baktım.
"Güzelsin güzel!"
Diyerek mırıldandıktan sonra üzerini değiştirmeye koyuldu Boran.
"Ben çıkayım sen giyin"
Giyinme odasının kapısına yapışmıştım.
"Aramızda mahrem mi kaldı Şilan?"
Diyerek kahkaha atan Boran'a kızmıştım. Tamam haklıydı belki ama onu mu seyretseydim.
"Uff tamam hadi bekliyorim çabuk ol."
Diyip kapıya yaslandım.
Çok geçmeden Boran giyinmişti. O aşağıya kahvaltı hazırlamaya inerken bende telefonumu almaya tekrar yatağa gitmiştim. Telefonumu açınca gelen bir sürü bildirimle karşılaşmıştım. 21 kere aramış olan Beyza çoktan delirmiş olmalıydı.
Hemen Beyzayı aradım ama telefon uzun uzun çalmıştı. Aman o sonra tekrar arar diyerek çıplak ayaklarımla merdivenleri ikişer ikişer inmeye başladım. Mutfaktan sesler geliyordu. Parmak uçlarımda mutfağa sessiz sessiz gidip Borana sarıldım. Ellerimi göğsünde birleştirmiştim. Yavaşça bana doğru dönerek;
"Baskın yaparsın demek ha!?"
Beni gıdıklamaya başlamıştı. Kıkırdaşmalar arasında sofraya geçtik. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Boranla birlikte masayı topladık.
Bulaşıklari makineye dizen Boran'ı seyrediyordum.
"Bu kadar maharetli olduğunu bilmiyordum kocacım!"
Diyerek güldüm. Boran hiç istifini bozmadan makinenin kapağını kapatıp bana döndü;
"Karıya hizmet vatana hizmettir"
Dedi ciddi bir ifadeyle.
"Gülmemeliyim hayır gülmicem"
Diyerek kıvranırken kapı çaldı. Boranla birbirimize bakıyorduk.
"Ben gidip kapıya bakayım."
Demiştim panikle.
"Bu halinle bırak kapı açmayı cama bile çıkamazsın Şilan"
Sert bir şekilde söylemişti bunu. Haklıydı birazcık. Kıyafetim kapı açmaya pek müsait değildi.
"Tamam sen bak hadi."
Diyerek Borana yol verdim. Çok geçmeden kapıyı açan Boran fırça atmaya başlamıştı. Sesten de anlaşılacağı üzere gelen Beyzaydı. Delirmiş gibiydi.
"Ya ben bu kızı kaç defa aradım!? Bu telefon niye açılmıyor??"
Bağıra çağıra mutfağa gelmişti. Beni görür görmez.
"Ben yanlış bir zamanda geldim galiba"
Diyerek arkasını döndü hemen. Boran ise Beyanın önünde durmuş bir şekilde burnundan soluyordu.
"Sabahın köründe ne işin var acaba burada?"
Diye sordu Boran. Bende onları izliyordum.
"Karını almaya gelmiştim."
Dedi Beyza bana dönerek.
"Karımı almaya geldin he olur al! Paket yapayım istersen."
Şaka yaptığı belliydi ama Beyza ciddiye almıştı bile.
"Yani iznin olursa abicim arkadaşımı alıcaktım."
"Hayır karımı hiç bir yere götürmezsin çünkü o benim karım."
"Evet! Evet onun karısıyım."
Diyerek gülmeye başlamıştım. Beyza şaka olduğunu geç anlasa da pek fazla bozulmamıştı.
"Aşk olsun abi ya!"
Diyerek çantasını mutfak masasına bıraktı.
"Ne oldu Beyza?"
Dedim merakla.
"Mirza abim kayıp."
Dedi Beyza tedirgin bir şekilde.
"Abi deme şuna!"
Diyerek bağırdı Boran. Mirzanın ismine bile tahammül edemiyordu. Onu sakinleştirmek için sandalyemden kalkıp boynuna doladım kollarımı. Başını boynuma gömmüş derin derin nefes alıp veriyor elleriyle bir yandan saçlarımı okşuyordu.
"Eee dedim Beyzaya dönerek."
"Eeesi benim seni buradan götürmem gerekiyor bir kaç saatliğine. Biraz kafa dağıtmak için."
"Beni niye götürüyorsun ki? Benimle ne ilgisi var?"
Demiştim Borandan ayrılarak.
"Babam söyledi."
Diyen Beyzanın yüzü kireç gibiydi.
"Boran ne oluyor?"
Boran da hiç bir şey bilmiyordu. Sadece bana derin derin bakmakla yetinmişti.
"Konağa gidelim sevgilim. Hazırlan hadi."
Ben apar topar hazırlanmaya giderken Boranda peşimden geliyordu. Ben hemen bir pantolon bir t-shirt geçirmiştim üzerime. Boran da gömleğini giyinip kapıyı açtı. Beraber aşağıya inip konağın yolunu tuttuk.
🪐
Konağa varınca Boranla el ele konağa girdik. Avluda bir sürü büyük toplanmıştı. Aşiretin ileri gelenleri olmalı bunlar. Boran onların yanına giderken bende Beyzayla birlikte konağa girip mutfağa geçmiştim. Leylanın duygu durumunda bir değişiklik yoktu kocam beni karnımda çocuğumla terk etse ben ne hale gelirdim...
Bir köşeye oturup Leyla'nın elinde ki kağıt parçasına odaklandım. Sanırım Mirzanın giderken bıraktığı mektuptu bu. Beyza yavaşça kulağıma eğilerek;
"Onu sevmediğini ve hiç bir zaman sevmeyeceğini yazmış ve yurt dışına çıkmış."
Demişti. Üzülmüştüm sadece. Keşke düğün günü onu vurduğunda vazgeçseydi. Dedim içimden kendi kendime.
Yaklaşık bir saat sonra dışarıdan bir davul zurna sesi gelmeye başlamıştı. Herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu. Bende anlamamıştım. Dışarı çıkmak için yeltendiğimde beni Esma tutmuştu.
"Geç otur bir şey yok."
Olay çıkmasın diye yerime geçip otururken bir kaç kadın mutfağa girerek bir köşeye oturdu. Aralarında konuşuyorlardı. Ah vah ediyorlardı. İçlerinden bir tanesi dayanamayıp yanıma geldi. Gözlerinden yaşlar akarak;
"Sakın üzülme kızım. Senin de kaderin buymuş."
Diyerek geçip yerine oturdu.
Ne olduğunu yeni anlamıştım. Beynime bir kurşun saplanmıştı sanki. Kulaklarımda ki uğultu ve kadınların vahlamaları elimin kolumun canını kaçırmıştı. Oturduğum yerden zorla ayağa kalktım. Sendeleyerek bir kaç adım attım mutfağın kapısında kendini siper etmiş Esma boğazıma yapışmıştı. Ayakta duracak gücüm yoktu. Göz yaşım gözümden yavaşça çeneme doğru süzülürken Boranın sesini duydum.
Derin bir nefes alıp var gücümle Esmayı ittirip kendimi avluya attım. Boran herkesi karşısına almış bağırıp çağırıyordu. Az önce içeride bir köşeye kıvrılmış mahzun mahzun bakan Leyla içeriden allı
pullu bir elbiseyle çıkmıştı. Boran beni avluda görünce koşar adımlarla yanıma gelmişti.
"Korkulacak hiç bir şey yok"
Dedi bana sarılarak. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Boran'a sıkı sıkı sarılmıştım.







