İçeriğe geç

AŞK-I BERDEL

Bölüm 38 · 8 dk okuma

AŞK-I BERDEL

Bölüm 38

38.Bölüm

Günler sonra..

Yanıklarım geçmeye yüz tutmuştu. Günler geçerken bende iyileşiyordum. Annem ve kızlar gitmişti. Onlar yerine eve geçmiş olsuna gelen insanlar gelip gidiyordu. Hazar Ağa ve Esma bizde kalmaya başlamıştı. Ben daha iyi olana kadar burada kalacaklardır. Geçmiş olsuna gelenler de zaten Hazar ağayla görüşüyordu. Mirza ve karısı Leyla da sürekli gelip gidiyorlardı. Hala aklım almıyor Leyla'nın böyle bir insanla evli kalmasına.

Leylanın da yarası vardı. O da benim gibi sargıyla geziyordu hala. Tabi benim yaram daha çabuk iyileşmişti. Leyla'nın yarası kadar ciddi bir durumum yoktu çok şükür. Boran yanımdan ayrılmıyordu. Bu durum Esmanın da dikkatini çekmişti.

"Boran Ağam"

Diyerek seslendi Esma. Ben ise salonda oturmuş televizyona bakıyordum. Boran apartopar aşağıya indi. Merdiven basamaklarını ikişer üçer iniyordu.

"Ne oldu!? Şilan mı seslendi? Bir şeyi mi var? Şilan gel buraya. Çık odamıza bakıcam sargılarına çabuk."

Boran nefes almadan söylemişti bunların hepsini. Ben ise yayıldığım yerden Boran'a bakıyordum. Yanıma geldi beni kaldırdı. Esmanın yanında kucağına almıştı. Off Allah'ım bu Boran neden nerde ne yapacağını bilmiyo!?

Esma donuk bir şekilde bizi izliyordu. Çok geçmeden konuştu;

"Yok gelin hanım iyi indir onu."

Dedi katı bir sesle. Esmanın benimle ne sorunu olduğunu hala anlamamıştım. İlk günden beri düşmanıymışım gibi davranıyordu. Boran Esmayı baştan aşağıya süzdükten sonra cevap verdi;

"İndirmiyorum Esma. Karımla aramızda ki özel bağa karışma. Ben bu durumdan memnunum."

Ben gülmemek için elimi ağzıma kapatmıştım. Boran da gülüyordu ama hiç çaktırmıyordu.

"Öyle şey mi olur Ağam. İnsanlar demez mi Boran Ağa el kadar kızı kucaklamış. Ayıp olur."

"Aaa Esma ayıbın yolları kayıp!"

Ben artık dayanamamış kahkahayı patlatmıştım. Sıranın bana geldiğini anlayınca Boranın kucağında biraz kıpırdanıp kollarımı Boranın boynuna attım.

"Hadi Kocacım odamıza gidelim anlarsın ya işlerimiz var orda."

Esmanın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ama nasıl eğleniyorduk tarif bile edemiyorum.

"KARIM! CANIM KARIM! gidelim hemen hiç bekleyemem vallahi."

Boranın da çok hoşuna gitmişti bu.

"Boran Ağam Mirza sizinle görüşmek istiyor. Onu söylemek için çağırmıştım seni aslında."

Dedi Esma sakin bir tonlamayla. Boranın daha çok sinirlendiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam.

"Banane bundan Esma? Ben görüşmek istemiyorum karıcımla işimiz var. Gitsin babamla görüşsün."

Boran daha fazla durmayarak beni odaya çıkardı. Odaya girer girmez kahkahalarımız birbirine karışmıştı. Kapımızın önünden konuşma sesleri geliyordu. Borana sus işareti yaparak kulağımı kapıya dayadım. Esma Leyla'ya "Duyuyormusun sesleri? Bir susmadılar! Gündüz vakti o iş olur mu!? Sesten durulmuyo!"

Demişti. Kapıdan geri çekildim Boran da benimle birlikte duymuştu konuşulanları. Beni geri ittirerek gömleğinin düğmelerini açtı. Kapıyı açar açmaz Leylayla Esma kabak gibi ortada kalmıştı.

"Noluyor burda? Bir rahat bırakmadınız!"

Dedi Boran. Esma Leyla'nın gözlerini elleriyle kapatmış Boran'a;

"Tövbe tövbe oğlum gir içeri."

Diyerek kapıyı kapattı. Sonra da merdivenlerden inme sesleri duyuldu. Yatağa uzanmış bir şekilde Boran'a bakıyordumdum. Kıkırdamam daha da şiddetlenmişti. Boran ise çok sakindi.

"Bir bırakmadılar karımı öpeyim koklayayım! Kovucam bunları evden. Kapı dinlemek nedir ya! Ya ayıp şeyler yapıyor olsaydık?"

Dedi Boran ciddi bir şekilde. Daha çok gülesim geliyordu. Volkanik bir patlama gibi patlamaya hazırdım.

"Nasıl ayıp şeyler?"

Dedim ciddi bir şekilde yataktan kalkarak. Boranın göz bebekleri büyümüştü.

"Ayıp şeyler işte."

Dedi kesik kesik konuşarak.

"Hmm böyle mi?"

Diyerek Boranın zaten düğmeleri açık olan gömleğini çıkarıp yere bıraktım.

"Yok böyle de değil ama buda ayıp."

Diyerek güldü. Oyun istiyordu ve bende gayet oyun oynmaya hazırdım.

"Peki bu ayıp mı?"

Diyerek Boran'ın dudaklarını öpmeye başladım. Çok nazik bir şekilde karşılık veriyordu. Ellerim Boranın sırtında gezinirken Boran'ın elleri de boş durmuyordu. Sweatimin altından belime sarılmıştı. 2 dakika sonra geri çekildim Boranın yüzüne bakıyordum.

"Bak işte bu çok ayıptı."

Diyerek gülmeye başladı.

"Ama şimdi seni kim kurtaracak benim elimden?"

Demişti hemen ardından. Fitili ateşlemiştim ama pişman da değildim.

"Hah! Kurtulmak isteyen kim?"

Diyerek yatağa sırt üstü uzandım. Boran boynuma gömülmüştü. Küçük öpücükler bırakıyordu boynuma.

Sanırım günlerdir yaşadığım en güzel histi bu. Ellerimle Boranın saçlarını okşamaya başladım bende.

O sırada kapı tıklatıldı. Boranı ittirip ayağa kalktım.

"Sen dur ben bakarım."

Diyerek kapıya ilerledim. Boranın üzeri çıplaktı hala. Boran kapıyı açmama izin vermiyordu.

"Kimse kim bizene ya! Açma aşkım kapıyı."

Diyerek önüme geçti. Ellerimi Boranın çıplak göğsüne dayayarak;

"Ben bir kapıya bakayım sonra söz kaldığımız yerden devam edicez. Şimdi izin ver sevgilim kapıya bakayım. Önemli bir şey olabilir."

"Off tamam."

Diyerek çekildi Boran elinde gömleğiyle birlikte homurdanarak banyoya girmişti. Bende acele bir şekilde aynanın önünde üstüme çeki düzen verip kapıyı açtım. Gelen Hazar Ağaydı.

"Buyur Ağam?"

Dedim kapıyı arkamda yarı açık bırakarak.

"Niye bu kadar geç açıldı bu kapı?"

Dedi normal bir şekilde. Yani sence niye geç açıldı be adam! Her şey de sorulmaz ki!

"Sargılarımı değiştiriyorduk Boranla."

Dedim aklıma gelen ilk yalanı söyleyerek. Boran ise banyodan çıkmış kapının arkasından belime dokunuyordu. Tam bir haylaz çocuk ya!

"İyi aşağıda sofra kuruldu yemek yenecek siz hala yoksunuz. Beni taa buraya getirdiniz eşek kadar insanlarsınız yemek saatini bilmiyormusunuz?"

Diyerek azarlamıştı resmen beni. Bir elimle kapının arkasında ki Borana vurmaya çalışıyordum durması için. Huylandığım yerlerime dokunup duruyordu.

"Haklısın Ağam şimdi... AYH! şimdi geliyoruz."

Demiştim. Çığlığım Hazar Ağayı şaşırtırken ben kızarmıştım.

"Noluyor kızım?"

Dedi Hazar Ağa. Şaşkınlık içerisindeydi. Bende öyleydim.

"Bir kaç yerde hala yaralar var da çok acıyor Ağam kusura bakma."

Yalan makinesine dönmüştüm!

"Haa anladım kızım anladım. Neyse nerde o hayta?"

Diyerek Boranı sordu. Çok şükür ki Boran'ı sormuştu. Daha fazla dayanamayacaktım.

"Dur çağırayım Hazar Ağam"

Diyerek kapıyı kapattım Boran'a sinirli sinirli bakıyordum.

"Çocuk musun sen? Az kalsın rezil oluyorduk!"

Dedim sessizce.

"Hiç bişey olmaz güzel karım!"

Diyerek dudağımdan öpüp kapıyı açtı. Bunun bedeli çok kötü olacaktı ama şimdi değil. Sen görürsün Boran Ağa.

"Geliyoruz baba"

Diyerek beni de elimden tutup odadan çıkardı. Hazar Ağa'nın arkasında aşağıya inip yemek masasına oturduk. Esmayla Leyla bize bakıyordu.

Yemeğe başlamıştık ki Esma konuştu;

"Bu zamane gençlerinde de ne terbiye kalmış ne ahlâk pes doğrusu!"

Diyerek bana baktı. Leyla da aynı şekilde Esmayı onaylamıştı. Boran bana baktıklarını farketmişti ki lafa girdi;

"Evet evet kesinlikle öyle Esma. Ne bu terbiyesizlik demi?"

Diyerek gülümsedi. Esmanın sesi kısılmıştı. Leyla ise hiç oralı olmamıştı bile. Sofrada Mirza da vardı. Kimse onun yüzüne bakmıyor onunla iletişim kurmuyordu. Gerçi hala bizim evimizde bizim soframızda olması da hiç normal değildi ama Boran bir şey demedikten sonra bana da pek bir şey demek düşmüyordu. Mutlaka bir bildiği vardır Boran'ın.

Yemekler yenmiş sıra çaya gelmişti. Tatlılar ve çaylar servis edildikten sonra Leyla izin isteyerek konuşmaya başladı;

"Herkes buradayken bu güzel haberi herkesle paylaşmak istedim. Ben hamileyim."

İçtiğim çay boğazımda kalmıştı. Öksürmeye başlayınca Boran hemen ayaklanıp su getirdi. Ben suyu içerken oda sırtımı sıvazlıyordu.

Bu kadın aptal mıydı? Bu kadın salak mıydı? Çıldırmak üzereydim. Mirzadan çocuk yapma fikrini kim aşıladı bu aptala?

"Tebrik ederim kızım."

Dedi Hazar Ağa. Ardından Esma tebrik etti. Ben ise hala su içiyordum. Boran da benimle ilgileniyordu. Sanki biz hiç orada değildik.

Mirza da bizim gibi orada değilmişçesine devam ediyordu tatlısını yemeye. Sanki onun değil çocuk bendendi. En tuhaf ben karşılamıştım.

Boran saçlarımı geriye doğru iterek;

"Daha iyi misin karıcım?"

Dedi. Şimdi daha iyiydim ama hal şoku atlatamıyordum.

"İy... İyiyim sevgilim."

Diyerek elimde ki bardağı masaya bıraktım. Hazar Ağa konuşmaya başlamıştı.

"Eee Boran sizde hala bir şey yok. Siz daha önce evlendiniz ama hala fol yok yumurta yok. Siz bebek istemiyor musunuz?"

Demişti. İkinci bir öksürük krizine girmeme ramak kala çayı kafama dikledim.

"Henüz karar vermedik. Şilan ne zaman kendini hazır hissederse olur illa ki. Şuan bir şey yok."

Boran benim yerime cevap verince rahatlamıştım. Çünkü bu soruya ben asla cevap veremezdim.

"Olsun oğlum amma ve lakin ben dede olmak istiyorum bunu da bilesiniz yani."

Esma söze girmişti;

"Mirzanın çocuğu da senin torunun olur Ağam oda senin oğlun değil mi?"

Diyerek yumuşatmaya çalıştı Hazar Ağayı.

"Hiç onunla Boranın bebeği bir olur mu hanım?"

Dedi sert bir şekilde. Mirzayı oğlu olarak kabul etmemesi en doğal hakkıydı bunca olandan sonra.

"Ee Şilancım biz 3 haftalık evliyiz siz neredeyse 9 aylık evlisiniz yani bilemiyorum neden olmadıysa artık..."

İmasını Boran da sezmişti ki Boran Leyla'ya da cevabını vermişti.

"Sanane Leyla bacım! Belki ben çocuk istemiyorum?"

Leyla susmuştu. Ben ise izin alarak masadan kalktım. Saat 9 buçuktu. Biraz bahçede oturur sonra da uyumaya giderdim. Ben masadan kalkınca Boran da mutfağa geçmişti. Bahçeye çıkıp hamağa oturdum. Boran elinde iki fincan kahve birde battaniyeyle gelmişti. Yanıma oturarak battaniyenin altına girdi. İyice sarıp sarmalamıştı battaniye ikimizi de.

Sessizce kahvelerimizi yudumlarken Boran sessizliği bozdu;

"Sen sakın onların söylediklerini dinleme. Biz ne zaman istersek o zaman anne ve baba oluruz. Kimsenin bizden bebek istemesi üzerine biz bebek yapacak değiliz."

Dedi. Ben ise fincanımda kalan son kahveyi de yudumlayıp Boran'a döndüm.

"Seni seviyorum."

Diyerek öptüm dudağından. Bana karşı aşırı merhametli davranıyordu. Sanki onun istediği oluyormuş gibi gözüküyodu dışardan. Ama aslında ben ne dersem onu yapıyorduk.

Bir müddet hamakta oturduktan sonra uyku vaktinin geldiğini anlayınca Boran'a;

"Odamıza gidelim. Uykum geldi."

Dedim fısıldayarak. Hamaktan kalkıp eve girdik. Odamıza çıktıktan sonra üzerimizi değişip pijamalarla yatağa girmiştik.

"Çok susadım. Mutfağa inip geleyim"

Diyerek yataktan kalktım. Boran da yataktan fırlamıştı.

"Bende geliyorum."

"Hayır sevgilim su içip geleceğim. Sen beni burda bekle."

Diyerek Boranı yatağa yatırdım. Daha sonra aşağıya, mutfağa indim. Tam mutfağa girecektim ki konuşma sesleri duydum. Hemen gizlendim. Esmayla Mirzanın konuşma sesleri geliyordu. Pür dikkat dinlemeye başladım.

"Bunu hiç kimse bilmeyecek Mirza!"

Dedi Esma kısık ama sert bir şekilde.

"Ne demek bilmeyecek! Yeter artık sakladığımız her şeyi anlatacağım."

Dedi Mirza daha sert bir şekilde.

"Eğer söylersen seni de beni de yaşatmazlar oğlum!"

Diyen Esmanın kelimeleri beynimde dönüp duruyordu. "Oğlum."

"Ben artık aynı evin içinde annemden uzak olmak istemiy

orum."

Demişti Mirza.

"Oğlum! Yavrum... Uzak değiliz ki bu senin annen olduğum gerçeğini değiştirmez."

Dedi Esma. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm.

Mirza Esmanın oğlumuydu!? Ama Mirza Hazar Ağanın kardeşinin oğlu değil mi!? Allah'ım neler duyuyorum ben!

Bölüm sonu

20 yorum