Uzun bir süre uyuduktan sonra kalkmıştım. Vücudumda bulunan yanıkların acısı geçmişti ama kıpırdarken sızlıyordu. Sızlana sızlana kalktım. Sanırım herkes beni unutmuş aşağıda ki işlerine dalmıştı. Odadan çıkmadan önce aynaya baktım. Boynum ve boynumdan aşağı kısımlar sarılıydı sarılı olan yerlerin etrafı kızarıktı. Aynanın karşısında biraz daha durursam ağlardım çok geçmeden odadan çıktım. Annemin yaptığı yemek kokusu bütün evi sarmıştı.
Merdivenleri birer ikişer indim. Soluğu salonda almıştım. Salonda duran koltuğun birinde Boran diğerinde ise Havin ve Gülşin yatıyordu. Mışıl mışıl uyuyorlardı. Annem ise hala mutfakta mırıldanıyordu. Annemin yanına geçmeden önce köşede duran battaniyeleri aldım bir tanesini Havin ve Gülşinin üzerine diğerini de Boranın üzerine örttüm. Tam gidecekken Boran uyku sersemliğiyle kolumu tuttu.
"Biraz daha kal."
Dedi sessizce. Uyanık olmadığından emindim. Ya da emin olduğumu sanıyordum.
"Anlamadım?"
Dedi Boran'a yaklaşarak.
"Biraz daha kal."
"Pekâlâ"
Diyip yere çömeldim. Boran hala kolumu bırakmamıştı. On dakika bekledikten sonra bileğimde ki elleri gevşedi. Gidebileceğimi anladığımda kolumu yavaşça kendime doğru çekip ayağa kalktım. Boranın kolunda ki toka dikkatimi çekmişti. Kimin tokasıydı o? İlk defa Boranın bileğinde olduğunu farketmiştim. Belki de... Belki de başka bir kadınındı.
Kafam karışmış bir şekilde mutfağa ilerledim. Gözlerim bulanıklaşıyodu. Sanırım hala açtım. Mutfağa girip anneme;
"Çok acıktım anne."
Diyebilmiştim. Annem de acele acele önüme bir tabak yemek bırakmıştı.
"En sevdiğim yemek yapılmış"
Diyerek güldüm. Ben her hastalandığımda annem en sevdiğim yemeği yapardı. Daha çok nazlanır dururdum. Önümde duran mis gibi mercimek çorbasını içmeye koyuldum. Bir bardak da soğuk su içmiştim. Yanıkların acısı içimi bile yakıyordu. Ben yemeğimi bitirmiş tam kalkıyordum ki Boran'ın sesi geldi.
"Afiyet olsun ama... Bana yok mu?"
Hiç cevap vermedim. O tokanın hesabını verecekti. Annem cevap vermek zorunda kalmıştı.
"Var oğlum olmaz mı"
Boran ses etmeden içeriye girdi. Karşıma geçip oturmuştu. Birde gözlerimin içine içine bakıyor! Ben bardakta ki son yudumumu da içip masadan kalkmıştım. Yavaş yavaş ilerleyip odaya çıktım. Benim adım da Şilansa Biran soluğu burda alacaktı.
Tahmin ettiğim gibi Biran odaya damlamıştı. Kapıyı açıp içeriye girmesiyle beni yatağa oturtması bir olmuştu.
"Neyin var?"
Dedi ellerimi tutarak.
"Neyim mi var!? Bilmiyorum Boran Bey sizce neyim var?"
Dedim sert bir şekilde. Şaşırmıştı.
"Bilmiyorum sevgilim. Anlat neyin var?"
Gözlerimle kolunda ki tokayı işaret ederek;
"Kimin o?!"
Dedim. Boran bir kahkaha koparmıştı. Deliler gibi gülüyor bir yandan da ellerimi sıkıca tutuyordu.
"Bu mu"
Dedi gülerek. Tokayı çıkarmış bana uzatmıştı.
"Ne gülüyorsun!"
Dedim kızgınlıkla.
"Bu toka senin sevgilim. Ben bunu senden ödünç aldım."
"Ne? Benim mi? Ben sana toka falan vermedim yalan söyleme Boran!"
Diyerek elini geriye doğru ittim.
"Doğru vermedin ama ben aldım."
"Nasıl aldın?"
"Sen uyurken aldım."
"Öyle mi"
Dedim tek kaşımı kaldırarak. Şaşırmıştım.
"Saçmalık! Öyle bir şey olsa benim haberim olurdu"
Dedim gözlerimi devirerek.
"Haberin yok çünkü uyuyordun"
Dedi Boran alnımdan öperek. Sanırım haklıydı.
"Neden söylemedin bana?"
Dedim Boran'a bakarak. Oda yatağa oturmuş saçlarımı seviyordu.
"Kızma diye sevgilim"
Demişti. Yani kızardım hatta vermezdim tokamı oda kendince mantıklı olanı yapmış.
"Pekala bundan sonra haberim olucak her şeyden Boran tamam mı?"
Dedim elini avcumun içine alarak.
"Tamam Karıcım!"
Dedi bağırarak. Kıkırdıyorduk dağ gibi adamın içinde bu denli küçük bir çocuğun yattığını hiç tahmin etmemiştim.
"Geç olmuş uyuyalım artık."
Dedi Boran saatine bakarak. Aslında ben yeni uyanmıştım ama bu saatte yapılabilecek pek bir şey yoktu.
"Tamam uyuyalım"
Diyerek ayağa kalktım. Boran pijamamın ucundan tutmuş beni çekiştiriyordu.
"Ne oldu yine?"
Dedim gülerek.
"Sargılar"
Dedi sargılarımı işaret ederek.
"Değiştirmem gerekiyor"
Diyerek devam etti. Kalktığım yere bir daha oturup Boranın sargılarımı değiştirip krem sürmesini beklemeye koyuldum. Çekmeceden çıkardığı makasla dikkatli bir şekilde sargılarımı keserek açtı. Göğüslerim önüne serilmişti. Ama çok acıyordu her yerim. Bir an önce kremi sürse rahatlayacaktım. Boran bir iki dakika bana baktıktan sonra ellerini yıkayıp geldi. Kremi önce eline sonra da yanık olan yerlere güzelce sürdü.
"Acıyor mu?"
Diyerek sordu.
"Acımıyor"
Dedim sessizce.
"Pekala."
Diyerek devam etti. O sırada kapı çalınmıştı. Ben apar topar banyoya giderken Boran da kapıya bakmıştı. Gelen annemdi sesinden tanımıştım bir şeyler diyip gitti. Boran banyonun kapısını tıklatıp dışarı çıkabileceğimi annemin gittiğini söyledi. Banyodan çıkıp yatağa doğru ilerledim. Gözüm komodinin üzerinde ki kaseye takılmıştı.
"O ne"
Dedi Boran'a kaseyi işaret ederek.
"Zeliha Hanım getirmiş. Şilan yesin içi ferahlar biraz dedi. Yoğurt var içinde. Birazdan bal almaya mutfağa ineceğim ama merak etme."
Tam cevap verecektim ki Boran sözüne devam etti;
"Yoğurdu sade yiyemediğini biliyorum. Biraz bal koyarsak tatlı olur sende rahatlıkla yersin"
Dedikten sonra beni oturtmuştu tekrar. Ben şaşkın şaşkın Boran'a bakıyordum. Tam eliyle kremi göğsüme iyice yayarken;
"Yoğurdu Bal olmadan yiyemediğimi nerden biliyosun Boran?" Dedim
"Ben bilirim çünkü sen benim karımsın."
Diyerek önünde duran sargı bezinden parçalar kesip yanıkları sarmaya başladı.
"Söyle Boran."
Dedim bir kez daha zorlayarak. Sargı işini bitirdikten sonra derin bir nefes aldı;
"Bu bilgiyi yaklaşık 9 yıldır biliyorum ben"
Dedi tebessümle. 9 yıl mı? 13 yaşımdan beri mi? Ne?!
"Ne demek 9 yıl?"
Dedim daha da merak ederek.
"Yatalım anlatıcam söz."
Diyerek odadan çıktı. Ben ise oturduğum yerde onu bekliyordum. Çok geçmeden elinde bir kavanoz bal ile geldi. Yoğurt kasesine 2 yemek kaşığı bal koyduktan sonra karıştırdı.
"Şimdi oldu"
Diyerek kaseyi eline aldı. Beni de yavaşça tutarak sırtımı yatağın başlığına dayadı. Bir kaşık dolusu yoğurdu uzatmıştı. Ben yoğurdu yerken anlatmaya başladı;
"Sen henüz ortaokuldayken Beyzayla birlikte bir öğlen yemeğine bizim konağa gelmiştiniz..."
Yani bu muhtemeldi. Beyza benim yakın arkadaşım. Onun da bize öğlen yemeğine geldiği günler olurdu. Bende giderdim ama böyle bir şey hatırlamıyordum ne yazık ki.
"O gün sofrada yoğurt vardı. Annem yemen için çok ısrar etmişti fakat yememiştin. Sebebini sorunca da içine bal koymadan yoğurt yiyemediğini söylemiştin."
Dedi son kaşığı uzatırken. Yoğurt bu kadar çabuk bitmesine ragmen benim ruhum duymamıştı. Boranın anlattıklarını dinliyordum.
"Böyle mi oldu gerçekten?"
Dedim gülerek.
"Evet sevgilim. Böyle oldu ve bende seninle dalga geçtim. İlkokul çocuğumusun sen yoğurda bal koymak nedir diye"
Diyerek güldü.
"Allah Allah! Neresi komik bunun! Bak ne güzel oluyor işte tadı."
Diyerek uzattığı kaşığı elinden alıp zorla Boran'a yedirdim.
"Hmm"
Dedi gülerek. Ben bu bakışları bir yerden hatırlıyorum ya.
"Senin kadar güzel olmasa da iyiymiş! Bundan sonra yoğurdu balla yeriz"
Diyerek güldü.
"Ha şöyle!"
Diyerek kıkırdadım.
"Eee sonra ne oldu?"
Dedim merakla.
"Sonra... Bende sana aynı bu gün ki gibi bal getirdim. Sende yoğurdunu bir güzel yedin ama seninle dalga geçtiğim için kalan son yoğurdu da benim okul formama sürmüştün hanımefendi."
Diyerek ciddileşti.
"Oh iyi yapmışım."
Diyerek güldüm.
"Şuna bak ya! Hala ukalasın bakıyorum da."
Dedi Boran yatağı açarak.
"Yok canım ne münasebet!"
Dedim elimde ki yastığı Boran'a fırlatarak.
"Bak yaraların var diye şimd
ilik bir şey yapmıyorum..."
Hınzır bir gülümseme vardı yüzünde.
"Yoksa ne yaparsın?!"
Dedim gülerek.
"Onu da o zaman konuşuruz. Hadi bakalım."
Diyerek beni yatağa yatırdı. Işığı söndürdükten sonra uyumaya koyulmuştum.





