Elbisem çok güzeldi. Her şey hemen hemen tamamlanmıştı. Ben elbisem bozulmasın diye oturmuyordum bile. Beyza ise hala hazırlanıyordu. Kapı açılma sesi duyunca Beyzanın aşağıya indiğini anladım. Merdivenlerin sonunda onu beklmeye koyulmuştum.
"Offff kızıımm! Çok güzel olmuşsun yaa!"
Diyerek haykırmıştı Beyza. Tebessüm ederek;
"Çok teşekkür ederim. Sende mükemmel olmuşsun Beyzacım!"
Dedim. Beyza hala beni süzüyordu.
"Bu elbiseyi abim mi göndermiş?"
Dedi şaşırarak. Yani şaşırılacak bir durum yoktu aslında çünkü Boran ancak onun yanında böyle giyinmeme izin verirdi. Onun yanında kimsenin farklı bir gözle bana bakamayacağından emindi.
"Bu ve bunun gibi bir çok elbise göndermiş Beyza."
Dedim bende gözlerime inanamayarak.
"Yani kendisi seçmiş göndermiş sen de bak beğen diye ve buna benzer bir sürü elbise vardı diyosun?"
Ayak üstü Boranın bu yaptığını sorguluyorduk.
"Evet"
Dedim gülerek.
"Çok şaşırdım."
Dedi Beyza da bana katılarak.
"Eee gitmiyormuyuz yenge?"
"Boran ben seni almaya gelirim demişti ben onu bekleyeceğim sanırım Beyza. Sen istersen babanlarla çık."
"Tamam ben geçiyim"
Diyen Beyza siyah elbisesinin eteklerini sürüye sürüye önümden geçip gitmişti. Benim için ise uzun bekleyiş başlamıştı. Sanırım konakta bir tek ben kalmıştım çünkü hiç ses seda yoktu.
Telefonumun çalmasıyla oturduğum yerden kalktım. Arayan Borandı telefonu açıp alo dedim;
"Bekliyorum seni kapının önünde gel hadi"
Demişti. Üzerimi düzelterek dışarıya çıktım. Arabanın kapısını açar açmaz şaşkına dönmüştüm. Koltuğun üzerinde duran kırmızı gül buketine ve kutulara bakıyordum.
"Boran?"
Dedim şaşkınlıkla.
"Efendim güzelim"
Dedi oturmam için gülleri ve kutuları kaldırarak. Koltuğa oturduktan sonra Boran'a döndüm;
"Bunlar... Bana mı?"
"Yok Şilan kasap Muhittine aldım bunları."
Diyerek dalga geçmişti.
"Çok komik! Öküz"
"Öküz mü?"
Dedi Boran gülerek.
"Evet Öküz!"
"Bak şimdi bu öküz ne yapıyor"
Dedikten sonra Boran dudaklarıma uzun bir öpücük bırakmıştı. Geri çekilerek sordu;
"Bir daha öküz diyecek misin?"
"Hahayt! Öküzsün tabi olum!"
Diyerek güldüm. İlk öpücüğün günahı olmazsa ikincinin de günahı olmaz değil mi? Hem ben Boran'a karşı bir şeyler hissediyordum bu bariz bir şekilde ortadaydı. O kadar zaman geçmişti bir cevap da vermedim. Bu gece o geceydi hissediyordum Boran'a cevap verecektim.
"Ne dedin ne dedin?"
Dedi Boran gülerek. Hoşuna gitmişti.
"Öküz dedim!"
Dedikten sonra bu sefer ben Borana yaklaşıp dudaklarını öpmeye başlamıştım. Ellerini belime dolamıştı nazikçe öpüyordu beni.
Geri çekilip Boran'a baktım. Gözlerinin içi ışıl ışıldı. Küçük çocukların heyecanı vardı yüzünde.
"Şilan sen..."
"Hadi sür de gidelim geç kalıyoruz bak düğüne!"
Diyerek kemerimi taktım. Şimdi söylemeyecektim. Boran şaşkın şaşkın bakarak arabayı çalıştırdı. Düğün salonuna varınca Boranla ayrılmıştık. Çünkü kadınlar bir yana erkekler bir yana oturmuştu. Boran da tıpkı herkes gibi karşımda oturuyordu. Bir müddet gözlerini ayırmamıştı benden.
Uzun uzun bakışmaların sonucunda Mirza ve Leyla salona girmişti. Mirzanın yüzünü görene kadar her şey normaldi. Yüzü... Tanınmaz haldeydi bazı bölgelere fondöten uygulanmış fakat yine de fayda etmemiş gibiydi. Leyla ise mutluluktan havalara uçmak üzereydi. İlk dans yapılmış ve Mirzayla Leyla nikah masasına oturmuştu. Memur nikahı kıymak üzereydi fakat Mirza hala gözlerini üzerimden çekmiyordu.
"Boran."
Dedikten sonra Boran oturduğu yerden kalkıp benim önüme geçmişti. Anlamıştı oda rahatsız olduğumu.
Boranın kokusu beni mest ederken nikah kıyılmıştı bile. Boran yerine geçtikten sonra takı töreni başlamış herkes yavaş yavaş ayaklanmıştı. Ben ise oturmuş düğünün bitmesini bekliyordum. Boran bir iki dakika kaybolduktan sonra soluğu yanımda almıştı. Elinde arabada güllerin yanında duran kutu vardı.
"Bunu vermeyi unuttum"
Diyerek kutuyu açtı.
"Boran bu çok güzel!"
Diyerek Boran'a sarıldım. Elinde bir gerdanlık vardı ve aşırı güzel bir gerdanlıktı.
"Senin kadar güzel olmasada idare eder... Hem boynun çok boş kalmış şimdi Mirzanın karısının boynu dolup taşacak senin boynun boş mu kalsın?"
Diyerek güldü. Bir yandan da gerdanlığı boynuma takmıştı.
Boynumda neredeyse 1 kilo kadar ağırlık vardı ama değerdi. Dans müziği çalmaya başlamıştı. Mirza ve Leyla dans ediyordu. Herkes geri çekilmiş onları izlerken Boran diz çöküp beni dansa davet etti. Önümde diz çökmesi herkesin dikkatini çekmişti bütün gözler gelin ve damattan ayrılmış bize odaklanmıştı. Boranın dans davetini kabul ederek elini tuttum. Yavaş yavaş piste yöneldik. Gelin ve damadın gerisinde kalmaya çalışarak dans etmeye başladık. Benim ellerim Boranın omuzlarında birleşirken Boranın elleri de belimde ki yerini almıştı...
Boranın bu kadar güzel dans edebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Mirzanın gözleri üzerimizdeydi. Leyla ise Mirzanın ona bakması için elinden geleni yapıyor şekilden şekile giriyordu. Dans müziği devam ederken Boranın kulağına fısıldadım;
"Sana bir şans vereceğim Boran Ağa..."
Boran söylediklerimden sonra durmuştu.
"Sen ciddimisin?"
Dedi neşeyle.
"Evet ciddiyim!!"
Boran dans etmeyi bırakmış beni kucaklayıp döndürmeye başlamıştı.
"Boran dur!"
Diyerek gülüyordum.
Boran durunca etrafta ki herkes alkışlara boğmuştu bizi. Ayakta alkış hemde!
Sahneden ayrılırken herkese teşekkür ediyorduk. Silah sesi duyuldu sahnede. Ben korkuyla kulaklarımı kapatmıştım. Boran beni tutup hızlıca sahneden aşağıya indirirken Leyla'nın yere düştüğünü gördüm. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Leyla'nın gelinliği kana bulanmış yerde yatıyordu. Mirza Leylayı vurmuştu.
"Boran!"
Diyerek Leyla'nın yanına gitmeye çırpınıyordum.
"Şilan! Dur Allah aşkına çok tehlikeli oraya gitmen!"
"Boran... Ölüyor ne olur kurtar onu"
Diye yalvarıyordum. Her ne kadar onu sevmesem de bir kadının ölmesine asla izin veremezdim.
"Ağlama sevgilim. Sana söz veriyorum hiç bir şey olmayacak ona tamam mı? Şimdi lütfen söylediğimi yap sana zarar gelsin istemiyorum."
Boran beni arabaya bindirerek kapıları kilitledikten sonra gitmişti. Arabanın içinde ağlamaya devam ediyordum. Çünkü hala silah sesleri kesilmemişti ve Boran'a bir şey olur diye aklım çıkıyordu.
Ne olur ne olmaz diye Boranın yanıma bıraktığı silahla hazırda bekliyordum.
Uzun bir bekleyişin ardından telefonum çaldı. Boran arıyordu;
"İyi misin? Ne olur iyiyim de Boran!?"
Yalvarıyordum.
"Şimdi senden bir şey isteyeceğim Şilan ama itiraz etmeden dediğimi yapacaksın aksi taktirde beni de tehlikeye atarsın."
Saçlarımı geriye doğru atarak yüzümü elimin tersiyle sildim.
"Tamam dinliyorum seni."
Dedim. Arkadan sesler geliyordu.
"Torpidoda yedek anahtarı var arabanın. Torpidoyu aç ve arabayı çalıştır. Doğruca eve git ve beni bekle."
"Boran ama-"
"Dediğimi yap Şilan."
"Pekâlâ. Dikkat et kendine."
Diyip telefonu kapattım. Torpidodan aldığım anahtarla arabayı çalıştırdım. El frenini indirmiştim ki birisi kapıyı zorlamaya başlamıştı. Korkuyla kafamı çevirdim. Mirza kendinden geçmiş bir şekilde kapıyı açmak için zorluyordu. Onu görür görmez gaza bastım. Tüm gücümle gaza yüklenmiştim.
Eve 20 dakikada varmıştım. Alel acele arabadan indim. Ayağımda ki topuklularla yürümekte zorlandığım için bahçe kapısında ayakkabılarımı çıkarıp eve doğru koştum. Zili çaldım. Bir yandan zili çalıyor bir yandan kapıya deliler gibi yumruk atıyordum. Züleyha kapıyı açar açmaz içeriye dalıp kapıyı kilitledim. Züleyhanın eli ayağı birbirine dolanmış bir şekilde balkonu kilitliyor bir yandan da camları kapatıyordu.
"Ne oldu gelin hanım!?"
"Züleyha şimdi sırası değil bütün camları kapatıp pencere korkuluklarını indir anlatacağım."
Çok geçmeden her yeri kilitleyip kendimizi emniyete aldıktan sonra koltuğa oturup bir bardak su istedim. Züleyha suyu uzatırken zangır zangır titriyordum. Ellerim titreye titreye suyu içtim.
"Mirza düğünde Leylayı vurdu Züleyha! Gözümün önünde yere yığıldı kadın. Her yer her yere girdi. Silah sesleri bağırışlar... Boran beni arabaya kilitledi sonra. Uzun bir süre orada bekledim. Beni arayıp eve gelmemi söyledi. Durum çok kötü bilmiyorum! Buraya gelirken arabaya Mirza saldırdı belki de peşimden geldi görmedim."
Tek nefeste her şeyi anlatmıştım. Züleyha şaşkın şaşkın bakıyordu.
"İnanmıyorum gelin hanım! Sana bir şey oldu mu?"
"Yok ben iyiyim Boran... Boranı bilmiyorum ama."
Ayağa kalkıp volta atmaya başladım. Bir sağa bir sola başım dönmüştü. Telefonumu çıkarıp Boranı aradım. Ulaşılamıyordu. İçimde kötü bir his vardı.
"Üzerini değiştirip makyajını silseydin gelin hanım"
Diyerek salona girdi Züleyha.
"Yok Boranı bekleyeceğim Züleyha."
Dedikten sonra aynaya döndüm maskaram akıp bütün
yüzümü mahvetmişti. Rujum dağılmış ve elbiseme bulaşmıştı. Sanırım gözyaşlarımı silerken bulaşmış olmalı koluma.
Zil çalmıştı. Züleyhayla birbirimize bakıp ayağa kalktık. Kapıya doğru ilerledim yavaşça...





