İçeriğe geç

AŞK-I BERDEL

Bölüm 30 · 5 dk okuma

AŞK-I BERDEL

Bölüm 30

30.Bölüm

Yaklaşık 25 dakika olmuştu ama Narin hâlâ çığlık çığlığa doğuruyordu. Doğumhanenin kapısı açılıp kapandıkça yüreğim ağzıma geliyordu.

Boran ayakta volta atıyor abim de masum masum Boran'ı izliyordu. Boran kardeşinin acı çekmesine dayanamıyordu. Yüzünden belliydi tedirgin olduğu. Boran'a yaklaştım;

"Bir şey yok. Her şey yolunda. Dünyanın kuralı bu her anne doğumda sancı çeker Boran."

Yüzüme bakıyordu. Tepkisiz kalmış gibiydi.

"Hayır sen böyle sancı çekerken ben rahat duramam."

Avel avel suratına baktım. Cidden bunu mu düşünmüştü.

"Ne diyorsun Boran?"

Dedim gülerek. Ortamın ciddiyetinin farkındaydım ama şuan ciddi kalmam uzayda bile mümkün değildi.

"Sende böyle sancı çekeceksen ben istemiyorum baba olmak falan. Sen böyle bağırırsan ben içeriye dalarım alır götürürüm seni!"

Gülme tutmuştu. Çocuk doğarken hastaneden kaçırılmayan da ben çocuk doğurmaya gittim demesin yani.

"Doktor olmana rağmen mi söylüyorsun bunu?"

Dedim ellerimle Boran'ın ceketini düzelterek.

"Doktor olmam senin canının yanacağı anlamına gelmez küçük hanım."

Elleri saçlarımda geziniyordu.

"Evlatlık edinirsin o zaman"

Diyip geri çekildim. Fazla samimiyet hakikaten de ortamı değiştiriyordu. Geri çekilmeme rağmen Boran kolumdan tutup kendine çekmişti beni.

"Nereye kaçıyorsun böyle?"

Dedi gülerek.

"Boran! Fingirdemenin sırası değil. Narin doğuruyor."

Diyerek bir kere daha elinden kurtulup doğumhanenin kapısına kadar ilerleyip kenarda duran sandalyeye oturdum. Boran ise karşıma geçmiş yaramaz çocuklar gibi gülüyordu.

Uzun bekleyişin ardından annem de gelmişti. Şimdi hep birlikte bekliyorduk yeğenimi. 3 saat olmuştu. Ne doğumhaneden çıkan ne de doğumhaneye giren vardı. Sesler kesildikten sonra bebek ağlaması duyuldu. Ayağa fırlamıştım. Benimle birlikte Boran da ayaktaydı. Sevinç çığlıklarıyla birbirimize sarıldık.

Doğumhanenin kapıları açılır açılmaz içeriye koştum. Narin bitkin bir şekilde yatıyordu. Hasta bakıcılar Narin'i odaya götürürken ben bebeği arıyordum.

"Bebek nerde?"

Dedim doktora dönerek. Boran arkadan kıkırdıyordu.

"Babasının kucağında."

Dedi doktor da gülerek. Abime baktım. Kucağı boştu. Tekrar doktora döndüm;

"Bizim bebeğimizi başkabirsine vermiş olmayasın doktor?"

Dedim. Doktor gözleriyle arkama dönmemi işaret ettikten sonra bebeğin Boranın kucağında olduğunu gördüm. Arkamda kıkırdamasının sebebi buymuş demek.

"İyi de bu bebeğin babası değil ki. Dayısı"

Dedim gülerek. Doktor çok şaşırmıştı.

"Allah Allah oysa ki çok benziyor. Babası sandım kusura bakmayın."

Doktor doğumhaneden çıkarken ben de Boran'ın kucağındaki bebeği sevmeye çalışıyordum.

"Boran bana versene bebeği"

Dedim kollarımı uzatarak.

"Hayır. Ben daha yeni kucağıma aldım"

Dedi Boran arkasını dönerek.

"Şuna bak ya! Sanki sen doğurdun!"

Dedim arkasından bağırarak. Boran dönerek;

"Kardeşim doğurdu"

Dedikten sonra gülmeye başladı. Daha çok kızmıştım.

"Ya ben onun halasıyım! Hala!"

Boran'a yaklaşmıştım.

"Ne olacak sen halasıysan! Bende dayısıyım!"

Boran'la hastanede köşe kapmaca oynuyorduk resmen. Tek fark vardı. Boran'ın kucağında bebek vardı.

"Boran uğraştırma beni!"

Diyip oturdum.

"Otur sen"

Dedikten sonra Boran Narin'in odasına girdi. Bende peşinden odaya girmiştim. Boran bebeği Narin'in kucağına bıraktıktan sonra geri çekildi. Narin gülmeyle karışık sızlanıyordu.

"Ay Boran! Karnım acıyo güldürmeyin! Beş dakika önce doğmuş çocukla köşe kapmaca mı oynanır?"

Daha sesli gülmeye başlamıştı.

"Ne olacak ikisi de deli. Çocuğumu paylaşamıyorlar."

Dedi abim bebeği öperek.

"Yanlız ben hem halası hem yengesi oluyorum. Anne yarısı sayılırım"

Dedim abimi iterek. Boran kahkaha atıyordu. Abim neye uğradığını şaşırmıştı.

Ebe hemşire gelip bebeğin beslenmesi gerektiğini söyledikten sonra Boran'la abimi kapıya atmıştım.

"Hadi hadi gidin iki bardak çay için siz!"

Kapıyı kapatınca Narin'e döndüm. Nazlı nazlı bebeği seviyordu. Bebek sütünü içerken Narin sessizce;

"Boran'a benziyor" dedi.

"Ay saçmalama Narin! O kadar insan varken annesi babası varken Boran'a benzeyemez!"

Dedikten sonra Narin'in yanına geçtim. Annem de hastane çıkış çantasıyla odaya girmişti.

"Kızım bu çanta hiç unutulur mu?"

Diye sitem etmişti.

"Elimiz ayağımıza dolaştı anne hiç aklımıza gelmedi."

"İyi ki Havinle Gülşini evde bıraktık da çantanın evde olduğunu haber verdiler"

Dedi annem oturarak. Bende bebeğin yüzüne daha dikkatli bakıyordum.

"Narin...."

Dedim kulağıma eğilerek.

"Hakikaten bu Borana benziyo! Burnu falan. Naptın sen ya"

Dedim gülerek. Narin de gülüyordu. Emzirme işlemi bittikten sonra Abimle Boran içeriye girdi. Sanki kapının önünde bekliyorlarmış gibi saniyesinde burdalardı.

Şimdi bebek uyuyor herkes de oturuyordu. Boran Narin'e dönerek;

"Eee bir isim düşünmediniz mi?"

Dedi. Narin boş gözlerle Boran'a bakıyordu. Sonra abime döndü. Abim de aynı şekilde bakıyordu bize.

"Şey... İsmini Şilan koysun istedik."

Dedi Abim sessizce. Donup kalmıştım. Sanırım hayatımı karartmanın karşılığı olarak bana bunu hediye olarak vermek istediler. Gözlerim dolmuştu. Ağlasam mı gülsem mi bilemez bir şekilde;

"Teşekkür ederim."

Dedim elimle yüzümü kapatarak. Bebeğin yanına gidip eğildim. Ne ismi verecektim ki ben şimdi buna. Hiç bir şey de düşünmedim. Bir müddet yüzüne bakarak düşündüm. Ona hangi isim yakışır diye...

"Rüzgâr"

Dedim Narin'e dönerek;

"Rüzgâr olsun adı olur mu?"

Narin'in gözleri ışıldamıştı.

"Olmaz mı! Hemde çok güzel olur."

Abim bana dönerek;

"Teşekkür ederiz"

Dedi. Bu teşekkürün altında o kadar çok anlam gizliydi ki gözlerine bakarak her şey için teşekkür ettiğini anlamıştım. Narin'le evlenmesi için kendi hayatımı feda etmeme ve bebeğinin doğmasına sebep olduğum için milyon kere teşekkür etmek ister gibi bakıyordu bana.

"Rica ederim"

Dedikten sonra Boran'a dönerek;

"Artık gidelim. Doktor Narin'in burada bir gün kalması kontrol altında olması gerektiğini söyledi. Yarın hastane çıkışına geliriz."

Demiştim. Bir yandan da Rüzgâr bebeği seviyordum.

"Olur olur geçelim biz eve. Sabah oldu zaten."

Saat 8'e geliyordu. Bütün geceyi burada geçirmiştik. Annem burada kalıp Narin'in eğilip kalkmasına yardımcı olmak istediğini belirtmişti. Mantıklı olarak kalmasını söylemiştim.

"Görüşürüz Rüzgâr bebek"

Diyip Boran'ın elini tuttum. Beraber odadan çıkıp arabamıza bindik. Hiç gitmek istemiyordum. Fakat gözlerim daha fazla uykusuzluğa dayanamayacak gibiydi.

"Çok tatlı değil mi!?"

Dedim neşeyle Boran'a dönerek. Oda gülümsüyordu.

"Evet çok tatlıydı. Tıpkı hayal ettiğim gibi."

"Burnu sana benziyor"

Dedim biraz somurtarak.

"Dayısına benzeyecek tabi! Kime benzesin Allah Allah"

"Birazcık da bana benzeseydi keşke"

Dedim somurtarak. Boran bana dönerek;

"Elleri..."

Dedi. Anlamamıştım.

"Elleri ne?"

Dedim tekrarlayarak.

"Elleri Şilan. Senin ellerine benziyor"

Şaşırmış bir şekilde Boran'a bakıyordum.

"Minicik elleri var nasıl anladın ki?"

Dedim.

"Kucağımdayken anladım. Elleri... Ellerinin yapısı tıpkı sen."

"İyi bari en azından elleri benziyormuş bana."

Dedim gülerek.

"Büyüyünce de çok yakışıklı olur benim gibi"

Dedi Boran gülerek.

"Aman! Sana huyu çekmesin de ben burnunun benzemesine razıyım!"

Dedim esneyerek.

"Kız halaya oğlan dayıya çeker diye bir laf vardır Şilan"

Dedi gülerek.

"Hah konuştu çok bilmiş atasözü ve deyimler sözlüğü!"

"Kıskanma" dedi Boran arabayı durdurarak.

"Ne kıskanıcam be! Kıskanmıyorum ki."

"Hıhıı tabi Şilan."

Demişti Boran beni ciddiye almayarak.

"Merak etme bebeğimiz daha çok benzeyecek bana."

"Çok komik Boran! Gülmeyi unuttum"

Dedikten sonra esnemiştim. Uykum gelmişti. Koltuğu geri yaslayarak uyumak için kıvrılmıştım.

Bölüm sonu

11 yorum