İçeriğe geç

AŞK-I BERDEL

Bölüm 25 · 7 dk okuma

AŞK-I BERDEL

Bölüm 25

25.Bölüm

Dakikalar sonra bir çatırtı koptu. Boran kapıyı kırmıştı. Yüreğim ağzıma gelmiş bir şekilde yataktan hışımla kalktım.

"Hayvan!"

"Ben sana kapıyı aç demiştim!"

"Hayvanlık mı yapman lazımdı!"

"Evet"

Dedi gülerek.

"Ve sen bu hayvanın karısı oluyorsun"

Diyerek devam etmişti. Gözlerimi devirdim.

"Beni bu odaya sen kilitledin"

Dedim yatağa oturarak. Omzunu tutarak yanıma oturdu.

"O seni buraya kilitlerken eğlenceliydi. Sen kendini kilitlerken değil!"

"Hahaha demiyosun yatağıma kıyamadım da..."

"Kendine zarar vermenden korktum. Kendini kilitleyince..."

Masum masum bakıyordu. Korktuğu belliydi.

"Yok aklımdan geçmedi öyle bir şey"

"Geçemez zaten. Benim bir doktor olduğumu unutuyosun hanımefendi. Yeminim var"

"Senden uzak bir yerde ölmeyi diliyorum o zaman"

"Dilek cinimiyim ben?"

"Aman sus be!"

Kısa bir süre bakıştıktan sonra Borana yaklaştım.

"Bakıyım omzuna"

Elimi uzatıp omzuna dokundum.

"Bu ne be? Beton yığını gibi"

Kol kasları oldukça sertti.

"Hepsini spora borçluyum"

Dedi gülerek. Bende elimi çekmiştim.

"Hiç acımamıştır canın. Beton yığını acımaz"

"Acımadı zaten. Senin gibi süt çocuğu değilim ben!"

"Ben mi süt çocuğuyum!?"

"Evet öylesin!"

"Sen bu gece uyumak istemiyorsun galiba Boran Ağa!"

Dedim yataktan inerek. Onunla tartışmaya giremeyecek kadar yorgundum.

"Odan sol tarafta!"

Diye bağırdı ardımdan. Sanırım bu sorunu aşmıştık. Odaya doğru ilerleyip kapıyı açtım. Bir elimle duvarı yoklayıp ışığı açtım. Diğer odalara göre çok farklıydı burası. Hatta şaşırtıcı olan şu ki galiba evin mobilyalarından bağımsız olan tek yer burasıydı. Buranın mobilyaları ahşaptan yapılmıştı.

Hep istediğim odaydı bu. Yani aynısı sayılmasa da bir benzeri. Çok ferahtı ve özenle dizayn edilmiş gibiydi. Kapıyı kapatıp cama yaklaştım. Buradan şehrin her yeri gözüküyordu. Bahçenin güzel manzarasını da unutmamak gerekir. Camı kapatıp kıyafet dolabını açtım. Evde ki kıyafetlerimin çoğu buradaydı. En sevdiğim t-shirt'üm bile... Odamın içinde ki banyoya yöneldim. Banyo ürünleri de tıka basa doldurulmuştu. Üzerimdekileri çıkarıp sıcak suyun altına girdim. Vücudum rahatlamıştı. Seçtiğim bir şampuanla saçımı köpürtüp yıkadım. Yine rast gele bir duş jeliyle de köpüklendikten sonra banyodan çıkıp rafta katlı olan havluyu alıp sarındım. Banyo aynasının önünde durdum. Dolabın kapağını açıp daha paketi açılmamış olan tarağı aldım. Saçlarımı da tarayıp kurutttuktan sonra yatağa girdim. Yatak oldukça rahat ve yumuşacıktı. Bu da uykuya dalmama yetti.

Saatin kaç olduğunu bilmiyordum uyandığımda. Erken olmadığı kesindi. Hırkamı giyinip aşağıya indim. Züleyhayı bulmayı umuyordum.

Züleyha mutfaktaydı. Yanına gidip;

"Ne yapıyorsun Züleyha?"

Dedim.

"Kahvaltı hazırlıyorum gelin hanım"

"Hı? Gelin hanım mı? Daha neler Züleyha"

"Bundan sonra öyle demem gerekiyormuş."

"Nedenmiş o?"

Dedim zeytinin birini ağzıma atarken.

"Boran Ağam Şilan senin askerlik arkadaşın değil dedi"

"Bıktım ben bu adamdan!"

Diyerek ellerimi masaya koydum. Züleyha da çayı önüme koymuştu.

"Beraber kahvaltı yapmayacakmıyız?"

Dedim mızıldanarak.

"Ben sonra yaparım size afiyet olsun gelin hanım."

"Züleyha! Sana emrediyorum eğer şimdi benimle kahvaltıya oturmazsan bende yemiyorum!"

"Ama gelin..."

"Sus! Konuşma"

"Pekala"

Dedi gülerek. Karşıma geçip oturmuştu.

"Sen otur çayını koyayım ben"

İlk başta karşı çıksa da bana hayır diyemedi. Züleyhanın çayını doldurup önüne koyduktan sonra bir çatal bir tabak da onun için çıkardım.

"Bana hanımlı manımlı konuşma. Borandan çok çekiniyorsan onun yanında öyle konuşabilirsin. Bizbizeyken öyle konuşma. Arkadaşız biz.

Dedim tebessümle. Züleyha da tebessüm etmişti.

"Tamam"

Kahvaltıyı bitirdikten sonra sofradan kalkıp bahçeyi gezmek için dışarıya çıktım. Ön bahçede oturmak için bir oturma gurubu vardı. Az ilerde de havuz. Arka bahçe ön bahçeye göre daha güzeldi. Meyve ağaçları ve çiçeklerle süslüydü birde hamak vardı. Bahçeden döndüğümde Züleyha öğlen yemeği için hazırlık yapıyordu. Oldukça da evhamlıydı.

"Ne oldu Züleyha?"

"Yarın bayram Şilan hazırlık yapmak lazım."

"İyi de konakta kutlanmaz mı bayram?"

"Sen şimdi yeni gelinsin buraya da gelen olur biz yine doğrudan şaşmayalım"

"Tamam."

Diyip saçlarımı topladım. Züleyhayla tek tek sarmaları sarmaya başlamıştık.

Dakikalar sonra Boran geldi.

"Dışarı çıkıyoruz. Bayram alışverişi yapalım."

Diyerek beni masadan kaldırdı.

"Gerek yok ki"

Diyip tekrar oturdum.

"Uzatmayalım istersen. Buyur önden önden"

Diyerek eliyle yolu işaret etti. Masadan kalkıp ellerimi yıkadım. Kapının yolunu tuttum. Boran arabanın kapısını açmış beni bekliyordu.

"Çok naziksin "

Dedim gülerek. Dalga geçiyordum.

"Siz olmayınca ben olayım dedim"

Diyerek kapımı kapattı. Alışveriş merkezinin önünde durup arabadan indik. İçeriye girer girmez bir mağazaya girdi Boran. Beni de kolumdan çekiştirerek içeriye sokmuştu.

Çalışanlar bizi görür görmez önlerini ilikledi. Sanırım Boranın sürekli alışveriş yaptığı bir yerdi burası.

"Benim seçtiğim kıyafetleri getirirmisiniz"

Diyerek koltuğa oturdu.

"Kendine kıyafet alacaksan beni niye getirdin!"

"Sana alıyoruz Şilan"

"Eee seçmişsin işte bana seçme hakkını vermemişsin ki zaten. Evde de denerdim ben bunları"

Diyerek kendimi koltuğa bıraktım. Kıyafetler gelince benim için deneme kabininin yolu gözükmüştü. Oflaya oflaya gidip elbiseleri denemeye başladım. 20 ye yakın elbise denedikten sonra Boran bey sonunda bir tanesini çok beğenmişti.

"Yaniii bence de olur gibi."

Dedim etrafımda dönerek.

"Bunu alıyoruz o zaman"

Diyerek ayağa kalktı. O kasaya giderken bende kabinde kendi kıyafetlerimi giyinip çıktım.

Siyah bir ayakkabı da almıştık. Arabaya bindikten sonra Boran bana dönerek;

"Konağa gidiyoruz"

"Yarın gideriz diye düşünmüştüm"

"Şimdi gitmemiz daha iyi olur. Erkenden uyanıp kahvaltıya gelmek zorunda kalmayız"

"Pekala"

Diyip kemerimi taktım. Yol boyunca neler yapıp neler yapmayacağımı anlatıyordu.

"Benden başka kimseyle konuşmayacak muhattap olmayacaksın. Ayıplarlar."

"Biliyorum ben bunları bunaltma beni"

Konağa girince bizi Hazar Ağa karşıladı. Arabadan inip poşetleri indirip içeriye girdim. Boran babasıyla konuşuyordu. Girişte Esmayla karşılaşmıştık. Durup yüzüme baktı.

"Boşa masraf!"

Diyip yanımdan geçip gitti. Ben bu kadına durup dururken ne yapmıştım ki şimdi? Elimde ki poşetlere kızdığı belliydi ama ne vardı ki bunda.

Odaya girip kıyafetlerimi bir köşeye bıraktım. Boran gelene kadar odadan çıkmamam lazımdı. Mirzayla olası bir karşılaşma daha istemiyordum. Boran çok geçmeden gelmişti.

"Akşam yemeği için aşağıya ineriz birazdan"

Diyerek yatağa uzandı.

"Akşam yemeği mi? Kaç saattir dışarda kıyafet baktık biz?"

Saatine bakıp bana döndü.

"4 saat"

"Yuh!"

Diyip bende köşede duran koltuğa oturdum. Boranın dediği gibi çok az bir zaman sonra bizi yemeğe davet ettiler. Aşağıya inip masaya oturduk. Mirza yoktu. Yemeği yedikten sonra sofrayı toparlayıp odamıza çekildik.

"Sen yatakta yat ben koltukta uyurum"

Dedi Boran yastığını alırken.

"Tamam"

Diyip yatağa girdim. Kıyafet giyip çıkarmaktan kollarıma ağrılar girmişti.

Sabah saat 5 civarında Boran beni kaldırdı.

"Bayram namazına gidiyoruz. Sende giyin aşağıya in. Kahvaltı sofrası için hazırlık yapılacak. Beyza aşağıda ona yardım et."

Dedikten sonra odadan çıktı.

Yataktan çıkıp üzerimi giyindim. Mutfağa inip kahvaltı için bardak tabak çatal çıkarıp tepsiye koydum. Beyza da çay demiyordu.

"Günaydın yenge"

Dedi gülerek. Kaç defa söylemiştim bana yenge dememesini bilmiyorum.

"Beyza!!"

"Üf aman tamam be! Bari bayram günü hevesimi kaçırma"

Avluya gidip sofrayı kurmaya başladım. Yirmi dakikada sofra kurulmuştu. Boran arıyordu gözlerim. Hala gelmemişlerdi. Esma sofraya indiğinde ortalıkta kimsecikler yoktu. Bir köşede ben diğer köşede Esma oturuyordu. Boran kapıdan girdi.

Sağa sola bakmadan dimdik bana bakarak yanıma geldi.

"Bayram hediyeni vermeyi unuttum"

Dedi elini ceketinin iç cebine götürerek.

"Ne hediyesi? Bayramda öyle bir gelenek mi varmış?"

Dedim şaşkınca. Boran cebinden kırmızı kadife bir kutu çıkardı. Büyü de bir kutuydu. Şaşkınca yüzüne baktım. O sırada Esma bizi süzüyordu. Borana yapma dercesine baktım.

"Boran... Esma"

Dedim kısık bir sesle.

"Onu pek ilgilendireceğini sanmıyorum"

Dedi sesli bir şekilde. Sonra da kutuyu açtı.

Kolyeyi görür görmez kutunun ağzını kapattım. Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde Borana bakıyordum.

"Hayır! Esma bizi izliyor"

Boran kutudan çıkardığı kolyeyi boynuma taktıktan sonra kutuyu masanın üzerine bırakıp yanıma oturdu. Misafirler ve akrabalar da yavaş yavaş gelmeye başlamıştı. Herkes gelditken sonra avluya erkekler için; mutfağa da kadınlar için sofra kuruldu. Bir yandan avluya tepsilerle servis yapıyorduk. Mutfağa her girip çıkmamda Boranın gülümseyerek beni izlemesine maruz kalıyordum. Hoşuma gitmiyor değildi ama dikkat çekiyordu. Mirza kahvaltının sonuna doğru gelmişti. O yüzden mutfakta bizimle kahvaltı yaptı.

Beyza boynumu işaret ederek;

"Efsane bir şey bu Şilan! Sabah yoktu boynunda kimin bu?"

"Şey Boran almış. Çok gösterişli bir şey bu. Takmam ama zorla taktı bende kıramadım."

"Abim mi aldıı!!"

Şaşırmıştı.

"Çok şaşırtıcı değil mi?"

Dedim gülerek. Beyza da bana katılmıştı. Biz gülerken bir gürültü koptu avluda. Koşarak Avluya çıktık. Bütün erkekler ayaklanmış daire oluşturmuştu. Mirzanın sesi geliyordu. Bir kaç kişi geri çekilince ortada yanan gelinliğimi gördüm. Alevler gökyüzüne yükselirken gelinliğim kül olmuştu. Mirza son ses bağırarak avluda ki herkese;

"Ey ahali! Bu gördüğünüz Boran Ağayı karısı sevmiyor!"

Bütün ses avluda yankılanmış gelinliğim de kül olmuştu. Boranın başı yere eğilmiş bir şekilde duruyordu.

Bütün gücümle bağırdım

"Boran!"

Koşarak yanına gidip boynuna sarıldım. Bu durumdan onu kurtarmam gerekiyordu.

Mirzaya ve diğerlerine ithafen daha çok bağırarak.

"Ben Boranı seviyorum! Onu her şeyden herkesten çok seviyorum!"

Dedim daha sıkı sarılarak...

Bölüm sonu

33 yorum