Borandan;
Dakikalar geçmişti ama Şilan hâlâ lavabodan dönmemişti. Bu işte bir iş var içim hiç rahat değildi. Masadan kalkıp Şilanı kontrol etmeye gitme kararı alıp sandalyemden kalktım. O sırada Fırat gülerek;
"Yapma be oğlum altı üstü lavaboya gitti karın. Bu kadar hanımcı olma"
Dedi. Ona hak vermek istemiyordum çünkü içimde gerçekten kötü bir his vardı.
"Ben yine de bir kontrol edeyim içim rahatlasın Fırat"
"Hadi sağdan sağdan abicim"
Diyerek güldü. Lavaboya doğru ilerlerken çalışanların gözlerinde ki korku beni rahatsız etti. Bir garsonu durdurup sordum.
"Restoranda ters giden bir durum mu var?"
Garson kadındı. Sağına soluna baktıktan sonra yavaşça yanıma sokulup;
"Az önce lavaboya silahlı bir adam girdi ve dakikalardır orda!"
"Ne!!"
Beynimden vurulmuştum. Şilan içerdeydi. Başına bir şey gelmesinden korkuyordum. Hızlıca lavabonun kapısına dayandım. Kırarak açmak istedim fakat içerde ki eli silahlı adam benim içeriye girmemle birlikte Şilana zarar verebilirdi. İçeriye daha sakince girmenin bir yolunu bulmalıydım.
Aklıma dahiyane bir fikir gelmişti. Kadın kılığına girmek! Az önce durdurduğum garson yakaladım.
"Kadın kıyafetlerine ihtiyacım var çok acil bana yardımcı olursanız sevinirim!"
Garson kız yüzüme bir iki dakika baktıktan sonra cevap verdi. Sanırım o bir iki dakika içinde ciddi olup olmadığımı sorguluyodur.
"Be... Benim kıyafetlerim olur mu?"
"Olur! Olur!"
Giyinme odasına girdikten sonra dolabını açan garson kız uzun çiçekli basma bir elbise uzattı.
"Babane elbisesi mi giyiyorsun?"
"Benim S beden kıyafetlerimin size olacağını pek sanmıyorum beyefendi"
Dalga mı geçiyordu yoksa ciddimiydi bilmiyorum ama bunu düşünmek için 1 dakikam bile yoktu. Hızlıca uzattığı elbiseyi giyindim yüzümü de kapatmak için bir eşarp bulup lavabonun yolunu tuttum. Elbisenin cebinde duran silahımı da bir yelek yardımıyla kamufle etmiştim.
Lavabonun kapısını açıp içeriye girdim. Kafamı çevirdiğimde köşede yere çökmüş bir şekilde duran Şilanı gördüm. Zebani gibi başında dikilen herif bir bana bir Şilana bakıyordu.
'Sen kimsin!?"
Dedikten sonra Silahı bana doğrulttu. Sesimi incelterek cevap verdim.
"Şey ben elimi yüzümü yıkamaya gelmiştim"
"Çabuk ne işin varsa hallet sonra da defolup git buradan"
"Tamam tamam"
Musluğu açıp ellerimi suyun altına soktum. Önümde duran aynadan da Şilanı izliyordum. Soğukkanlıydı hatta hiç korkmamış gibiydi. Üstüne üstlük birde laf sayıyordu herife.
"Geçmedimi şu regil ağrısı!?"
Pür dikkat dinliyordum.
"Geçmedi! Alıcam şimdi seni ayağımın altına göstericem regili ağrıyı cartı curtu!"
"Bak sabrım taşıyo cici kız!"
"Altını kıs taşmasın"
Şu konuşmaları dinlemek o kadar çok hoşuma gitmişti ki yemin ediyorum gurur duyuyordum bu kızla. Öleceğini bilse dahi asla altta kalmıyor ve sürekli herifle didişiyordum.
Bunları düşünürken planımı çoktan yapmıştım şimdi sadece planı yerli yerince uygulamak kalmıştı.
Arkamı dönüp herife;
"Ben ağrısını kesebilirim isterseniz"
Dedim ve ellerimi elbisenin eteğiyle kuruladım.
"Ne diyosun yardım etsin mi?"
Dedi Şilana bakarak.
"Hiç bişey yapamaz"
"Kes şunun ağrısını yoksa çenesine daha fazla dayanamayacağımı!"
Silahla Şilanı işaret etmişti. Küçük adımlarla bir köşede kıvrılmış olan Şilana yaklaştım. Dizlerimin önüne çöküp oturdum.
"Sen şu tuvaletlerden birisine gir. Kızım sende soyun"
Dedim ve yüzümü Şilanın görebileceği şekilde açtım. Şaşkınlıkla yüzüme bakarken tekrar yüzümü örtüp herife döndüm.
"Ne bekliyosun sen!"
"Burda soyunamam ben!"
Dedi Şilan beni destekleyerek.
"İyi tamam"
Herif tuvalete girer girmez Şilanı ayağa kaldırdım.
"Çabuk git buradan"
"Nereye!"
"Nereye gidersen artık. Lütfen güvende olabileceğin bir yere git. Kapıyı arkamdan kapatır kapatmaz ne olursa olsun geri dönme"
"Ta... Tamam"
Tedirgindi.
"Tedirgin olunacak bir durum yok sakin ol ve buradan uzaklaş"
Şilanın arkasından kapıyı kapatır kapatmaz üzerimdekileri çıkardım.
"Çık!"
Herif tuvaletten çıkar çıkmaz üzerine atladım. Bir kaç sert yumruğun ardından haşat olmuştu öldürmek istiyordum onu. Şilanı nasıl alıkoyabilir!
Ağzından oluk oluk kan sızıyordu. Üzerinden kalkıp ayağa diktim herifi.
"Kimsin ulan sen! Kimsin de benim karımı rehin alıyosun şerefsiz!"
Bir yandan da herifi yakalarından tutmuş silkeliyordum.
"Du.. du.. dur"
"Ne durucam ulan?! Söyle! Söyle çabuk karımdan ne istiyorsun! Adi herif seni! Demek milletin karısını lavaboda sıkıştırırsın ha?!"
"Dur Tamam söyleyeceğim!"
Durmuştum. Cebimden çıkardığım mendille elimde ki kanı sildim.
"Evet seni dinliyorum"
"Mirza! Mirza Ağam istedi. Eğer ona senin karını götürürsem bana hayal edemeyeceğim kadar çok para vereceğini söyledi"
İkinci defa kaynar sular başımdan aşağı dökülüyordu. Beynime bir bıçak ve yahut bir balta saplanmış gibi kala kaldım.
"Mirza demek! Mirza ulan adi köpek seni öldüreceğim!!"
Herife döndüm;
"Burda bekle adamlarım gelip seni alacak"
"Beni mi?"
"Yok ananı! Tövbe tövbe Allah'ım sen sabır ver!
Telefonumu çıkarıp Keremi aradım. Buraya gelip bu herifi almasını ve daha önce Civanı götürdüğümüz yere götürmesini istedim. Kerem gelince bende mekandan çıkıp gittim.
Arabama biner binmez Şilanı aradım.
"Şilan nerdesin?"
"Konaktayım Boran"
"Konakta mı? Nasıl gittin oraya Şilan?"
"Mekandan çıkarken şans eseri Mirzayla karşılaştık oda beni konağa getirdi Boran"
"Mirza mı!?"
"Evet Boran ne oldu?"
"Eğer onun yanındaysan çabuk orayı terkediyosun! Ben şimdi geliyorum. O heriften uzak dur duydun mu beni?"
"Ne oldu şimdi durup dururken?"
"Sen dediğimi yap geliyorum şimdi"
"Tamam pekala ama gelince anlatıcaksın"
"Tamam"
Telefonu kapatıp gaza bastım. Mirzanın o adamı ayarlaması şans eseriymiş gibi Şilanla karşılaşması... Hiç biri mantıklı değildi. Şilanın başına bir şey gelmeden onu konaktan almalıydım. Acil bir şekilde Beyzayı aradım.
"..."
"Efendim Abicim"
"Beyza hemen yengenin yanına gidiyosun ve ben gelene kadar yanından bir saniye dahi ayrılmıyosun."
"Tamam abi de... Ne oldu?"
"Mirza... Mirza şerefsizi yengeni kaçırtmaya kalktı. O şerefsiz köpeğin bir planı var."
"Oha abi!"
"Dediğimi yap diyorum Beyza çabuk!"
Beyzanın Şilanın yanında olması şimdilik içimi rahatlatmıştı. En azından ben gidene kadar göz hapsinde tutabilirdi Mirzayı.
10 dakikanın sonunda konağa varmıştım. Konağın kapıları ardına kadar açıldıktan sonra arabayla konağın bahçesine girdim. Arabadan iner inmez konağa girerek sağa sola bakındım. Kimsecikler yoktu.
"Şilan!"
"Efendim Boran"
O ince sesi arkamda bir yerlerden duymuştum. Arkamı dönüp onu kanlı canlı sapa sağlam görünce derin bir nefes alıp Şilana sarıldım. Sımsıkı sarmıştım onu.
"Napıyosun Boran"
Diyerek göğsümden kafasını çeken Şilana bakıyordum.
"İyimisin? Bir yerinde bir şey yok demi? Çizik kesik yarık? Ne biliyim şişlik falan?"
"Allah Allah! Yok Boran iyiyim ben turp gibiyim"
"Allah'ıma şükürler olsun"
Şilandan ayrılıp etrafa baktım.
"Babam nerde?"
"Kahveye gitti az önce"
"Esma peki?"
"Oda komşuya gitmiş"
"Beyza nerde?"
"Off Boran herkesi tek tek izleyemem ya! Beyza da şurada bir yerde dibimde oturuyordu."
"O? Bişey dedi mi sana?"
"Mirza mı?'
"Alma şunun adını ağında"
"Bahçede kahve içiyordu. Bizi de davet etti Reddettim Beyza da istemedi zaten"
"İyi şimdi Beyzayı da al konağa gir kapıyı kilitle"
"Niye Boran?"
"Buradan burada kıyamet kopacak! Taş üstünde taş bırakmayacağım"
"Boran!"
"Hayır Şilan şimdi değil. Şimdi kavganın hiç sırası değil"
Konağa girerken Beyzanın da onun peşinden gittiğini gördüm. İçim rahat bir şekilde o ırz düşmanını gebertebilirdim.
"MİRZA!"
diye bahçeye bağırdım ses gelmiyince bahçeye yöneldim...










