Sabah Boranın sesiyle kalktım. Odamın kapısında dikilmiş emirler yağdırıyordu.
"Züleyha! Nerde görülmüş hizmetçinin 12 ye kadar uyuduğu!?"
Kalkıp doğruldum hemen.
"Bilmiyorum Ağam"
Dedi Züleyha mahçup bir şekilde.
"Bundan sonra bu evde benden önce kalkılıp kahvaltının hazırlanacağını öğrenin!"
"Ben kalkıyorum ya Ağam Şilan sonra kalkıp temizlikte yardımcı olur bana"
Dedi Züleyha sakinleştirmek istercesine.
"Hayır Züleyha tek başına değil. Şilan da sana yardım edecek bundan sonra"
Odadan defolup gitmişti. Kalkıp üzerimi değiştirdim. Yatağı toplarlayıp üst kata çıktım. Sofra toparlandıktan sonra Züleyha bulaşıkları hallederken bende kahvaltımı yapmıştım.
"Ben üst katlardan sorumluyum Şilan sende bu kat ve bizim kattan"
"Anlamadım?"
"Boran Ağa üst katlara çıkmanı yasakladı. Ona söyle üst katlarda işi yok. Dedi"
"İyi pekala"
Masadan kalkıp soframı topladım. Züleyha üst katları hallederken bende salonu ve bizim katı süpürüp sildim. Geriye sadece toz alma kalmıştı. Züleyha da üst katta işlerini bitirip aşağıya geldikten sonra bana yardım etti ve işleri bitirdik.
"Bir kahve içmezmiyiz?"
Dedi tebessümle.
"İçeriz be tabii!"
Diyip kahveyi yapmaya koyuldum. Bir yandan da Züleyhayla konuşuyor tanışıyorduk.
"Eee anlat bakalım gelin hanım nasıl oldu da bu berdel batağına düştün?"
Cezvede ki kahveye iki kaşık şeker atıp cevap verdim.
''Klasik aslında benim hikayem Züleyha. Abim.... Boranın ablası Narin'i kaçırınca beni de bu hayvana verdiler."
"Sen okuyomuşsun Şilan"
"Evet... Okuyordum evlenmeden önce"
"Ailen peki onlar?"
"5 kardeşiz biz 2 abim var ve 2 de kız kardeşim. Annem Zeliha hanım babam Devran Ağa."
"Hiç duymadım sizleri"
"Aşiret denecek kadar kalabalık köklü bir ailemiz yok ondandır"
Fincanları arıyordum. Bir iki dolap açıp kapayınca buldum fincanları. Kahveleri fincanlara koyduktan sonra masaya oturduk.
"Boran Ağa.... Seviyormusun onu?"
"Ne!?"
"Tamam sustum. Nefret ediyosun galiba"
"Bak Züleyhacım nefret bile bir duygudur. Ben ona karşı nefret bile beslemiyorum. Boşum ona karşı... Sadece bana karşı nasıl davranırsa ona öyle karşılık veriyorum."
"Karşılık denmez buna. Adama eziyet ediyon valla. O bağırmalar neydi hele yüreğim yerinden oynadı."
"Ne yalan söyliyim benim de tüylerim ürpermedi değil ama.... Seviyorum ben adrenalin"
"Delimisin kız sen!"
"Var biraz"
"Belli anam belli!"
Dedi gülerek Züleyha.
Kahveden ilk yudumumu aldım.
"Ee sen anlat bakalım Züleyha kimsin kimlerdensin?"
"Be... Ben şey"
"Ney"
"Ben Boranın arkadaşıydım"
"Haa tamam tamam şu cıvık yılışıklardan. Çekinme canım ben pek fazla takmıyorum"
"Yok öyle değilim. Okuldan arkadaşız biz lise bitince bıraktım ben. Boran bitirdi tabi üniversiteyi falan. Annem ve babamı bir trafik kazasında kaybettim. Ee kimse yetim ve öksüz bir kızı sahiplenmeyince bana da kendi başımın çaresine bakmak düştü. İş aradım ama bulamadım. Boran da bu evde yaşayabileceğimi söyledi. Ben böyle kabul etmeyince o zaman temizliğini ve yemeğini yapmamı teklif etti bende kabul ettim."
Boran üniversite mi bitirmiş? Ağzını kapat Şilan şaşkınlık seni çarptı.
"Başın sağolsun Züleyhacım. Çok üzüldüm senin adına... Ama en azından şuan bizimlesin ve çok şükür aç açıkta değilsin."
"Öyle tabi Şilan çok şükür halime... Sanki senin sormak istediğin bir şey varmış gibi?"
"Ya ben şeye takıldım. Boran üniversite okudu dedin ya ben bunu hiç bilmiyordum ne mezunu?"
"Aaa nasıl bilmiyosun kocanın ne mezunu olduğunu"
"İlahi Züleyha! Sence ben onu kocam olarak kabul etmiş gibi mi duruyorum? Hem öyle bir dağ ayısının okumuş birisi olacağını aklımın ucundan geçirmedim"
"Doktor"
"Ne!?"
"Hee Boran Ağa'nın asıl mesleği doktorluk. Doktorluktan mezun odu birincilikle"
"Ciddimisin?"
"Tabiki. Kalp ve damar cerrahisi mezunu"
"Nutkum tutuldu Züleyha"
Dedim gülerken. Başımdan aşağı bir el uzandı. Kahve fincanımı aldı. Ayağa kalkıp şaşkınlıkla arkamı döndüm. Boran fincanım da ki kahveyi kafasına dikmişti.
Fincanı masaya bırakırken Züleyhaya döndü.
"Hiç güzel olmamış bu Züleyha. Yok mu karabiberli olanından?"
Züleyha kıkırdamaya başlamıştı.
"Yok Ağam da... Karabiberli kahveyi ilk defa duydum o ne öyle?"
"Şilana sor."
Züleyha bana döndü;
"Ya da dur! Sorma ben söyliyim"
Dedi elini omzuma atarak.
"Yengen beni öyle tavladı. Çok nazlıydı istemeye gidince öyle bir süpriz yapmış karabiberden kahve!"
Boranın kolunun altından hışımla çıkara Züleyhanın yanına geçtim.
"Yok öyle bir şey! Ayrıca ben kimsenin yengesi değilim. Züleyha senin de"
"Tamam bişey demedim"
Dedi Züleyha gülerek.
"Biz odamıza çekilelim Züleyha. Boran Ağa bu gün de sabahlayacak bir kadın bulur!"
Kısa bir sessizlik.. ve Boranın kükremesi...
"Züleyha bizi yanlız bırak!"
"Ta.. tamam Boran Ağam"
Züleyha giderken sessizce kulağıma fısıldadı.
"Allah yardımcın olsun"
Mutfağın kapısı kapanır kapanmaz Boranı üzerimde buldum. Duvarla arasına almıştı beni. Yüzüne bakmıyordum.
"Yüzüme bak!"
Yüzüne baktım. Gözlerinin içinde bir hüzün vardı sanki.
"Ne istiyosun!?"
"Az önce söylediğini tekrarla bidaha!"
"Biz odamıza çekilelim Züleyha. Boran Ağa bu gün de sabahlayacak bir kadın bulur dedim!"
"Mermiye kafa atıyosun farkındamısın?"
Dedi bir anda sakince.
"Ne farkeder ki? Zaten ölü bir ruh değilmiyim?"
Beş dakika kadar öylece kaldık. İkimiz de konuşmadık. Sadece gözlerimin içine bakıyordu. Dakikalar sonra cebinden nergis çiçeği şeklinde olan yüzüğü çıkarıp parmağıma taktı.
"Eğer benim karımsan o yüzük parmağından çıkmayacak!"
"Öyle mi?!"
"Çıkar istersen bak bakalım bir daha aileni görebiliyomusun"
"Ne onlarla mı tehtid ediyosun beni?''
"Onlarla tehtid etmiyorum sadece onları görmeden hayatına devam etmek zorunda kalırsın."
"Senden nefret ediyorum!"
Üstümden çekilip mutfak kapısını açtı. Tam gidiyor diye rahatlamışken geri döndü.
"Bu söylediklerinden sonra cezalandırılmayacağını sanıyorsan yanılıyorsun"
Çıkıp giderken hiç arkasına dönmemişti. Belki dönse saldırır tokat bile atardım. Öylece gitti. Salaklaşmış bir şekilde banyoya koştum. Elimi yüzümü defalarca yıkadım. Sıcak nefesini hala yüzümde hissediyordum. İçimden deliler gibi ağlamak geliyordu ama sanki gözlerim bana meydan okurcasına tek bir damla dahi akıtmıyordu.
Odama gidip yorganın altına girdim. Gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Bunun bir rüya olması için ama hayır rüya falan değildi. Züleyha gelip oturdu ayak ucuma.
"Ne oldu? Çok kızdı mı?"
Yataktan kalktım;
"Kızdı ama nasıl kızdı bilmiyorum"
"O ne be öyle!"
Ellerimle saçlarımı kulaklarımın arkasına sıkıştırıp bağdaş kurdum. Parmağımda ki yüzüğü farkeden Züleyha çığlığı koparmıştı.
"Ayy çok güzelll! Sana yüzük mü aldı?"
"Ne yüzüğü alıcak ya. Bu benim evlilik yüzüğüm zaten."
"Ee sen bunu niye takmadın?"
"Altınlarla beraber Borana fırlattım bunu"
"Aboo ne diyosun?!"
"Öyle. Şimdi de zorla parmağıma taktı."
"Yaaa çok romantik!"
"Salak salak konuşma Züleyha!"
"Niye?"
"Tehtid etti.. eğer yüzüğü parmağımdan çıkarırsam ailemi bir daha göremezmişim"
"Yuhh! Boran Ağa mı söyledi bunu??"
"Evet... Niye şaşırdın ki?"
Dedi göz yaşlarımı silerken.
"Boran Ağa asla böyle bir şey söylemez"
"Sana karşı söylemez pek tabi... Ama bana karşı öyle değil."
"Gelin hanım kızacaksın ama..."
"Ama ne?"
"Boran Ağa sana tutulmuş"
Dedi gülerek.
"Ne tutulması Züleyha ben ne diyorum sen ne diyorsun?!"
"Ben dedim valla diyeceğimi"
"Yat uyu sen ne dediğini bilmiyosun!"
Diyip Züleyhayı kovaladıktan sonra yatağa uzandım tekrardan.
🖤
"Şilan!"
Bu ses bana biyerlerden tanıdık geliyor... Yüzümü ekşiterek kalktım.
"Ne var ne!!"
"Kalk giyin cezanı çekmeye geliyosun"
"Ne cezası?"
"Dün ki söylediğin şeylerin cezası?"
"Git başımdan Boran!"
"Kalk dedim!"
Oflaya oflaya yataktan kalktım.
"Giyinicem çıkarmısın!"
Dedim Boranı iterek.
"Giyin bekliyorum"
Diyip çıktı odadan. Dolaptan siyah bir pantolon çıkarıp giyindim. Üzerime mor bir tişört giyinip çıktım.
"Al şunları da tak. Dışarı çıkıyoruz birisi görür falan"
Bilezikleri uzatıyordu.
"Hayır"
"Şilan!"
Verdiği bilezikleri koluma takıp önde kapıya doğru yürüdüm. Dışarı çıkınca arabaya bindik.
"Cezam ne?"
"Sabret"
Başımı cama yaslayıp yolu izlemeye koyuldum. Şehir merkezine gelmiştik






