Çok büyük bir evdi bu. İçi özenle dizilmiş mobilyalar tablolar ve minik süs eşyaları ile doluydu. Evin içine siyah hakimdi. Siyah ve beyaz...
"Bu ne Boran? İçim karardı her yer siyah"
"Kusura bakma Şilancım benim zevkim bu. Ve evi benim zevkime göre döşedik bir sıkıntı mı var?"
"Yok canım ne sıkıntı olacak? Burası senin evin değil mi zaten. Banane kardeşim içinden dışından!"
"Ha şunu bileydin"
"Bildim! Bildim"
"Odan yukarıda merdivenlerden çıkınca soldan ilk kapı"
"Aaa bana oda mı ayırdın? Zahmet etmişsin ben hizmetçiyle beraber kalırım. Kimse olmadığına göre karı koca gibi olmaya gerek yok"
"Biliyomusun.... Bu bana çok mantıklı geldi nedense"
"Aynen"
"Zemin kata in Züleyha orda kalıyor onunla birlikte kalırsın"
İnanmak ve inanmamak arasında gidip gelirken Züleyha'nın beni kolumdan tutup zemin kata götürmesi gözlerimi açmıştı. Temizlikçi muamelesi mi görecektim?! Allah'ım daha neler!!
Züleyha bana dönerek;
"Şurada ben yatıyorum şurası da senin yatağın olsun ne de olsa boş"
Cam kenarında ki yatağı işaret ediyordu. Oraya doğru yürüyüp yatağa oturdum. Valiz ve çantalarım bir bir geliyordu. Çok geçmeden Züleyha dolabın bana ait olan kısmını da göstermişti.
Valizlerimi açıp dolabı dizmeye başladım. Bu gerçekten hak mıydı bana?
Üzerimde takılan zibilyontane takıyla beraber tekrar yatağa döndüm. Bir eşarp açtım yatağın üzerine. Önce kolumda ki bileziklerden başladım ve her birini tek tek çıkarıp eşarbın içine koydum. 30 tane bilezik 8 tane kelepçe bilezik çıkarmıştım. 4 tane yüzük ve 2 tane bileklikten sonra kollarım boşalmıştı. Boynumda ki kolyeleri çıkarmak için Züleyhadan yardım istedim. Oda sağolsun yardıma geldi. Bir yandan kolyelerin kopçalarını açıyor bir yandan da hayrete düşüyordü.
"Kız! Amanııınn bu nedi ki böyle yemin olsun ben böyle bir şey görmedim. Naptılar bütün Mardinde ki kuyumcuları boşalttılar mı!"
"Ne bileyim ben! Zaten ağırlık yapıyolar üzerimde düşücem bunlar yüzünden hadi elini çabuk tut çıkaralım şunları"
Beşibiryerde, Akıtma gerdanlık, Trabzon hasır set, daha sayamadığım bir çok şey çıkarmıştık. Düğünde bu kadar şey takıldığını hiç farketmemiştim. Altın kemeri de içine koyup eşarbın iki ucunu birleştirip bağladım.
Yerinden kalkmıyordu çanta yaptığım eşarp. Zar zor kaldırdım ve merdivenleri çıkmaya başladım. Ağırlık beni aşağı çektikçe yoruluyordum. Kendimi salona atıp soluklandım.
Derin bir nefes alıp merdivenlerden yukarıya doğru bağırdım.
"Boran Ağa!!!"
Merdivenlerden hışımla inen Boran karşıma geçmiş gözlerimin için bakıyordu.
"Ne var! Bana öyle bağırma hakkını nerden alıyorsun?!!"
Gülerek cevap verdim;
"Kendimden. Ben ve güzel keyfim öyle istiyor çünkü Boran Ağa"
"Sen ve keyfin öyle mi!?"
Aramızda ki mesafeyi kapatmıştı. Gözlerinden alev çıkıyordu.
"Evet ben ve güzel keyfim tanışın"
"Züleyha!!!"
Diyerek bana kükredi. Bütün tüylerim diken diken olmuştu. Züleyhaya ne oldu acaba. Koşarak geliyordu ama ayaklarını birbirine dolanmıştı korkudan.
"Efendim Ağam"
"Şilanı al götür burdan yoksa ölecek!"
Züleyha kolumdan tutmuş çekiştiriyordu beni. Kelimi sertçe çektim.
"Bana bak Boran fırtına olur bu evini senin başına yıkarım duydun mu beni!"
Yumruklarını sıkıyordu. Eğilip yerden altın dolu eşarbı aldım. Boranın yüzüne fırlattım. Eşarp açılmış ve bütün altınlar yere dökülmüştü. Bana hediye ettiği yüzük yavaşa yuvarlanıp ayaklarının önünde durdu.
"Bir zihmetçi parçası için bunlar fazla bence. Sence de öyle değil mi?"
Konuşmasına izin vermeden devam ettim.
"Hepsi senin olsun aslan parçası. Bozdur bozdur harca"
Merdivenlere doğru ilerleyip aşağıda inmeye başladım. Züleyha olduğu yerde dona kalmış kımıldayamıyordu.
Boran arkamdan bağırıyordu.
"Bizde gelinin altınlarına el sürülmez!"
Geriye dönüp merdivenin başından cevap verdim;
"Gelin kim? Ben bir gelin görmüyorum. Bu evde iki tane hizmetçi var ve bundan sonra da öyle olucak!"
Odama geçip yatağa uzandım. Ağlıyordum. Ağlıyordum ama çaresizlikten değil ha bilâkis sinirimden ve istediğim sonucu elde edemediğimden ağlıyordum. Sessizce ağlayarak uykuya daldım....
Birisi beni dürtüyordu.
"Şilan kalk"
"Ne var Züleyha? Sinirden kudurdu mu yoksa gene?"
"Yok da şey..."
"Ney?"
"Yemek hazırlandı sen uyurken"
"Eee bana ihtiyaç yoksa neden uyandırdın beni?"
"Boran Ağa seni sofraya çağırdı. Yemeklerini onunla beraber yiyecekmişsin"
"Sinirini atamamış sofrada mı atacakmış sinirini?"
"Valla bilmiyorum ben bacım. Kalk sen bi git bak bakalım ne diyo"
Yataktan kalkıp üst kata çıktım. Çoktan baş köşede yerini almış olan Boran tabağına dokunmamıştı.
"Ne oldu? Hayırdır akşam akşam?"
"Geç otur şuraya. Yemek yiyeceğiz"
"Birincisi ben kimseden emir almıyorum ve ikincisi ben seninle aynı sofrada yemek yemem."
"Uzatacakmısın?"
"Keyfime sormak lazım"
Gözlerini kapattı.
"La havle Allah'ım sen bana sabır ver!"
"Yemeği beraber yiyebilirmiyiz Şilan?"
"Bu inceliğiniz için teşekkür ederim ama ne yazık ki hizmetçiler Ağayla beraber yemek yiyemez. Bunu bilmiyormusun yoksa?"
"Şi..."
Devam etmesine izin vermedim.
"Ben şimdi mutfağa gider atıştırırım"
Acaba mutfağın yerini biliyomusun Şilan? Of of...
"Mutfak sağ tarafta"
Dedi Boran arkamdan. Önüme çıkan ilk kolidordan sağa döndüm. Kap kacak sesleri geliyordu zaten. İçeriye girdim. Züleyha ve yemek yiyordu.
"Ne varsa bana da koy"
Diyip masaya oturdum. Züleyha ağzındaki lokmayı yutamamış bir vaziyette bana bakıyordu.
"Bakma da koy hadi. Onunla yemek yiyeceğimi düşünmedin herhalde?"
"Valla ben şuracıkta aylardır çalışıyorum bir dediği iki edilince deliriyo bu adam. Nasıl reddettin?!"
"Her şeyin bir ilki vardır Züleyha boşveeerr doldur sen şu tabağımı"
Önüme gelen yemeği yedikten sonra sofrayı toplayıp salona döndük salonda ki masayı da toplamamız gerekiyordu. Züleyhayla beraber giriştik toparlamaya. Boran hiç bir şeye dokunmamıştı.
"Yememiş ki bu"
Dedi Züleyha tabakları boş bir poşete boşaltırken.
"Boğazına dizdim. Bende olsam yiyemezdim"
Diyip elimde ki bardaklarla mutfağa döndüm. Makineyi doldurup çalıştırdıktan sonra artık yatma vakti gelmişti. Alt kata inip yatağa uzandım. Züleyhayla da artık yarın tanışırdık.







