İçeriğe geç

AŞK-I BERDEL

Bölüm 19 · 5 dk okuma

AŞK-I BERDEL

Bölüm 19

19.Bölüm

Bağırarak mutfağa kaçtım. Gerçi benim bağırmamı kimse farketmemişti çünkü herkes ayaklanmıştı. Esma bayılırken Beyza olduğu yerde donup kalmıştı. Boran sapladığı çatalı gözünü kırpmadan aynı hızla geri çekti. Tüylerim diken diken olmuştu. Mirza elinden akan kanı hiç umursamamıştı bile. Sofrada duran peçetelikte bir peçete alıp elinin kanını sildikten sonra sofraya tekrar oturmuştu. Ben ise bunların hepsini mutfağın avluya bakan camından izliyordum. Hazar Ağa patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Yüzü kızarmış kaşları çatılmış bir şekilde ayağa kalktı. Mirza Hazar ağanın kolunu tutarak;

"Otur amca otur. Boran'ın her zaman ki hali bu bilirsin. Hoş geldin demeyi beceremez"

Bu çok normaldi yani!? Allah'ım nereye düştüm ben!

"Boran!"

Dedi Hazar ağa. Otoriter bir sesle gürlemişti. Ben hala zangır zangır titriyordum.

"Bu herif bu konağa girmeyecek o kadar!!"

"Benim konağım da benim sözüm geçer Boran ağa!"

Hazar ağa hiç sakinleşmiyordu.

"Karıma!"

Dedi durdu Boran. Sanırım bu konuda haklıydı. Bende Mirza'nın hareketinden oldukça rahatsız olmuştum.

"Mirza! Yengene yaptığın hareketin aşiretimiz de affı olmadığını biliyosun demi!?"

Mirza kıstırılmıştı. Hazar ağaya dönerek.

"Affet ağam ben... ben bilemedim. Boran'ın karısı olduğunu bilmiyordum."

"Uzun süredir konuşmadığımıza yoruyorum. Bir dahakine Affı olmaz bilesin!"

Herkes susmuştu. Sanırım yokluğum daha yeni farkediliyordu.

"Şilan! Kızım sofraya gel!"

Küçük adımlarla mutfaktan çıkıp avluya yol aldım. Masaya varınca Hazar ağa söze girdi.

"Kusura bakma kızım Mirza bir densizlik etti. Bilmiyor sizi."

Boranı işaret ederek söylemişti bu cümleyi.

"Özür dilerim yenge"

Dedi Mirza yüzüme bakarak. Ben gözlerimi kaçırmıştım ama Boran asla affetmiyordu.

"Özürün kabul ettim. Şimdi önüne dön ve zıkkımlan!"

Benim yerime konuşan Boran bu söylediklerinden sonra elimden tuttuğu gibi beni sandalyeme çakılı bir şekilde oturttu. Sandalyemi de kendine doğru çekmişti.

İştahım kaçtığı için yemek yemek istemiyordum. Beyza Ve Esma çabucak kalkmıştı masadan. Esmanın sahte bayılmaca numarası devam ediyordu.

"Ay ben fenalaşıyorum! Beyza kalk beni odama götür"

Aslında hiç de fena gözükmüyordu ama yine de neyse...

"Afiyet olsun size. Ben kalkıyorum"

Diyip sofradan kalktım. Ve Boran'ın odasına geçtim.

Çok geçmeden herkes sofradan kalkmış ve şirkete doğru yol almıştı. Boran'ın odasında tek başıma kalan ben volta atıp duruyordum.

1-2 derken sıkılıp dışarıya çıktım. Avlu bomboştu herkes odasına çekilmiş ve yatmakla meşgul oluyordu. Biraz da avluda vakit geçirdikten sonra bana odanın yolu görünmüştü.

Tam odaya girecekken misafir odasının kapısı açıldı. Mirza elinde sargıyla çıkmıştı odadan.

Az önce şirkete gitmemişmiydi bu? Elini sarmak için geri dönmüş olsa gerek.. dedim içimden ve Boran'ın odasının kapısına doğru yürüdüm. Elim kapının koluna uzanmıştı ki bir el kapının kolunu sıkıca tuttu. Arkamı dönmek istemiyordum ama durup duruken bunu yapmasının da bir açıklaması olması gerekiyordu.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!?"

Dedim çıkışarak. Mirza geri çekilmişti.

"Özürümü kabul etmedin?"

Dedi pişkin bir suratla.

"Etti... Boran özürünh benim yerime kabul etti"

"Sen etmedin ama"

Bu halde birilerine yakalansak nasıl açıklardım bilmiyorum.

"Etmiyorum kardeşim! Çekil şimdi odama gideceğim"

"Çok hırçınsın... Boran da çok hırçındır nasıl katlanıyorsunuz birbirinize sahi?"

"Yüce mevla dağına göre kar veriyor demek ki!"

Bu lafı söyledikten sonra kapıyı sertçe ittirip içeri girdikten sonra arkadan kapıyı kitledim. Anlaşılan bizim bu konaktan en acil şekilde gitmemiz gerekiyordu. Telefonumu çıkarıp Boran'a mesaj attım

*Boran sana söylemek istediğim bir şey var*

Yaklaşık 5 dakika sonra geri dönmüştü.

*Dinliyorum Şilan. Umarım ciddi bir şeydir yoksa senin için hiç iyi olmaz*

*Ben bu konaktan gitmek istiyorum. Ne olursun gidelim*

*Ne oldu birden*

*Bir şey olmadı sadece gitmek istiyorum*

*Ne olduğunu söylemezsen kılımı bile kıpırdatmam*

*Boran*

*Şilancım*

*Rahatsız oluyorum Mirzadan hadi lütfen gidelim hemen*

*Biliyordum! Bir şey mi dedi sana?*

*Yok Bir şey demedi.. ben rahatsız oldum sadece. Sabah ki durumdan*

*Işten dönene kadar odadan dışarıya adımını atma. Gelinceye kadar da toparlan hemen çıkarız. Merkez de ki eve gidiyoruz*

Telefonu kapatır kapatmaz ayaklandım. Valizimi indirip bütün kıyafetlerimi içine tıkıştırdım. Boran'ın kıyafetlerini de aynı şekilde tıkıştırdıktan sonra tekrar yatağa oturdum. Şimdi sadece beklemek kalmıştı. Beklerken biraz kestirmek hiç de fena sayılmazdı.

Kapının açılma sesiyle uyandım Boran gelmişti tahmin edilir ki bu kadar erken gelmesini düşünmüyordum Çünkü arayalı 25 dakika falan olmuştu sinirli olmasını beklediğim Boran oldukça sakindi şaşkındım bu kadar sakin olmasını hiç beklemiyordum Çünkü telefonda Bir Hayli sinirliydi Ben Uyandıktan sonra sessizce yanıma yaklaştı ve bana hadi kalk gidiyoruz dedi.

"Hazar ağanın haberi var mı bu durumdan?"

Dedim sakince.

"Evimize gidiyoruz bunun ne gibi bir sakıncası olabilir Şilan?"

Haklıydı. Sonuçta eve dönüyoruz diye kimse bize kızacak değildi.

Ev, evimiz.. neydi bu şimdi?

"Evin Boran. Senin evin."

"Benim evim senin evin. Benim malım senin malın ve benim param senin paran Şilan."

"İstemem kalsın"

"Ne demek istemem kalsın? Sen maraz aşiretinin gelinisin. İstediğin her şey alınmak istediğin her şey yapılmak zorunda."

"Ölmek istiyorum. Bunu yapabilirmisin?"

Boş gözlerle bana bakıyordu.

"Senin saçmalama perilerin gelmiş yine"

Yataktan kalkıp valizleri yüklenen Boran'ın peşine düşmüştüm. Odadan çıkarken Mirzayla karşılaşmıştık yine. Kafamı önüme eğerek hırkamın ipleriyle oynamaya başladım. Boran bir anda durup bana döndü;

"Önüme geç"

Gayet de memnun olmuştum. Arkada kalarak Mirzanın çirkin bakışları altında kalmayı hiç istemiyordum. Boran'ın önüne geçip yürümeye başladım. Avluya çıktım. Bir hezeyan koptu.

"Nerde görülmüş hanımın beyinden önde yürüdüğü!"

Esma kendini paralıyordu ama ne Boran'ın ne de benim umrumdaydı bu hezeyan.

Boran'la birlikte kapıdan çıkıp bizi dışarda bekleyen arabaya bindik. Ben kemerimi takarken Boran arabayı çalıştırdı. Ev merkezde olduğu için merkeze doğru yol almıştık.

Oldukça büyük ve ihtişamlı bir evin önünde durduk. Buna ev demek imkansızdı. Konak bile bunun yanında ufacık hatta minicik kalırdı. Kapının girişinde bekleyen korumalardan birisi demir kapıyı açarak bizi içeriye aldı. Boran adamlardan birine dönerek;

"Bavullar ve valizleri arabada. Onları yukarı taşıyın."

Daha sonra bana dönerek;

"Hadi bakalım sende benimle gel girelim eve."

Hiç cevap vermeden Boranı takip ettim. Eve adımımızı atmıştık.

Bölüm sonu

15 yorum