Üzerimde bir ağırlık hissetim sabahın ilk ışıklarıyla. Hafifçe doğrulduğumda Boran'ın kolunun sırtımda olduğunu ve beni sarıp sarmaladığı için üzerimde bir ağırlık hissettiğimi farketmiştim. Dur bir dakika gece bana mı sarıldı!? Ben buna nasıl izin verdim!? Şilan!! Salakmısın kızım sen?! Nasıl oldu bu haberin yok.
Çığlıklar atarak yatakta oturur pozisyona geldim. Boran neye uğradığını şaşırarak uykulu gözlerle bana bakıyordu.
"Ne oldu Şilan!"
"Bana sarılmışsın daha ne olsun!"
"Ne var bunda? Karıma sarılamam mı?"
"Dalga geçme ulan!"
"Bilmiyorum bilerek olmamıştır refleks herhalde"
"Başlarım ulan refleksine"
"Ne dedin!"
"Refleksine dedim canım.. başlarım!"
"Sabah sabah bunu yapmak zorundamısın?"
"Neyi?"
"Çirkefleşmek"
"Boran çabuk kaybol gözümün önünden! Yoksa çirkefleşmek neymiş göstermek zorunda kalıcam sana!"
"Ay çok korktum"
"Bence de korksan iyi edersin! Artık Şilan Maraz'ım ben."
"Bakıyorum da karım olmayı çok çabuk kabullenmişsin"
Dedi gülerek. Muzur muzur bakıyordu.
"Hayır kabullenmedim! Kabullenmiyorum da!"
"Tabii Şilan hanım"
"Kalk şuradan ya!!"
Diyerek yataktan aşağıya atmıştım Boranı. Hızlıca kalkıp giyinmeye gitmişti. Onun giyinmesini beklemek zorundaydım. Çünkü başka giyinecek bir yer yoktu.
Su sesi gelmeye başlamıştı. Anlaşılan ukala ağa bozuntumuz güzellik banyosu yapacaktı. Sanırım daha çok beklemem gerekiyordu. O sırada gözüme Boran'ın telefonu ilişti. Çalıyordu. "Rayiham" diye kayıtlıydı. Beyza olmalı bu. Telefonu açtım.
"Alo?"
"Yengeciim!"
"Kes be kes! Sana çok sinirliyim zaten!"
"Aaa ne yapmışım Şilancım??"
Dedi gülerek.
"Sen ne yaptığını iyi biliyorsun! Ama bunun intikamını çok kötü alıcam Beyza!"
"Aaa yengeciik öyle şey olur mu! İnsan görümcesine öyle yapar mı?! Uslu dur yoksa sana görümcelik yaparım valla!"
"Beyza! Beyza!"
"Aman ne! Ne!"
"Şakanın tadı kaçtı."
"Adettendir diye şey etmiştim yengecim."
"Adetmiş!"
"Ya Şilann!! Şaka yapmak istedim sadece!"
"Bunu sonra konuşu..."
Kapı çalmıştı. İyi de bizi bu saate kim rahatsız etsin ki? Şey adetimiz yokmuydu bizim... yeni evlenen çiftler rahatsız edilmez!
Beyzaya dönerek;
"Kapı çalıyor sonra döneceğim sana."
Diyip telefonu kapattım. Yataktan çıkıp kapıya doğru yaklaştım.
"Kim o!?"
İnce bir ses geldi.
"Oda servisi Borancım!"
Borancım!? Borancım?? Allah'ım sen bana sabır ver! Hadi Borancım demeni geçtim benim sesimi Boran'ın sesine nasıl benzettin be gerizekalı!!
Ben sana şimdi borancımı göstereceğim yelloz.
"5 dakika beklermisiniz!"
"Tabiki!"
Çoktan planımı yapmıştım. Beyza ilk defa bir işe yarayacaktı.
Valizimi açıp yatağın üzerine döktüm. Tahmin ettiğim gibi bir sürü gecelik vardı ama bana en güzeli ve açık saçığı lazımdı.
Bir tane bulmuştum bile! Hızlıca giyinip saçımı da birazcık dağıttıktan sonra kapıyı açtım.Oda beni böyle görmeyi tahmin etmiyordu eminim.
"Buyrun?"
Dedim esneyerek.
"Şey... "
"Ney...?"
"Oda servisi!"
"Yemek sipariş etmedik diye biliyorum."
"Balayı paketi içine dahil oda servisi."
"Anlıyorum ama biz aç değiliz."
"Ben yine de içeriye bırakayım bunu."
Diyerek içeriye giren kızı izliyordum. Yemek arabasını içeriye bıraktıktan sonra ona kapıya kadar eşlik etmiştim.
"Bir şeye ihtiyacınız olursa ararsınız."
"Ol..."
Olmaz diyecektim ki Boran'ın arkadan gelen sesiyle kelimemi tamamlayamadım.
"Olmaz!"
Boranın bornozla olması dışında sorun yoktu.
"Peki"
Diyip giden kızın arkasından baka kalmıştık. Sahi adı neydi?
"Geç içeri! Bu üstündekilerle ne işin var kapı ağzında Şilan?"
"Sanane!"
Dedim içeri girerken. Boran'ın gözleri üzerimde gezinirken ben giyinecek hırka arıyordum.
"Ne demek sanane?"
"Sanane demek seni ilgilendirmez demek"
"Ciddimisin ya?!"
Dedi Boran sinirle.
"Çok ciddiyim"
Boran sinirden deliye dönmüştü. Bir taşla iki kuş!
"Ben duşa giriyorum"
Dedim banyoya doğru yürürken. Bir an önce bu üstümdekilerden de kurtulmam gerekiyordu.
"Üstündekini yok etsen iyi olur!"
Dedi Boran bağırarak.
Banyoya girip suyu ayarlamıştım. Ilık bir duş çok iyi gelecekti. Üzerimdekileri çıkarıp kendimi suyun altında bıraktım.
Banyodan çıkıp havluma sarılıdıktan sonra saçlarımı kurutup pantolon ve tişörtümü giyinmiştim. Banyodan çıkar çıkmaz yatağın üzerinde oturmuş beni bekleyen Boranı görene kadar her şey mükemmeldi.
"Oo Şilan hanım! Hiç çıkmasaydınız banyodan."
"Dua et sana acıyıp erken çıktım"
Dedim deodorant ararken.
"Konağa gidiyoruz"
"Ne işimiz var konakta"
"İşlerim var"
"Sen git o zaman"
Dedim bulduğum deodorantı sıkarken.
"Sende benimle geliyorsun. Nerde görülmüş evli bir erkeğin karısı yanında olmadan bir yerlere gittiği"
"Aman ne güzel ne güzel"
"Hazırsan çıkalım"
"Hazırım"
Dedim ayakkabılarımı giyerken.
Beraber çıkmıştık. Asansöre binip zemin kata indikten sonra Boran elimi tuttu.
"Ne yapıyorsun!"
"Senin şu resepsiyonda ki kız geliyor"
Dedi gülerek. Benimle dalga geçiyor üstüne birde bundan zevk alıyordu.
"Aynen ya tut elimi. Hatta sırtına al"
"İstersen neden olmasın"
Dedi Boran. Otelden çıkmıştık ve vale arabamızı getirmişti bile. Arabaya bindikten sonra kemerlerimizi takıp konağın yolunu tuttuk.
Konağın girişinde durmuştuk. Boran bana dönerek;
"Şimdi ben arabadan inip kapını açacağım sakın kımıldama"
"Tamam"
Dedim kemerimi açarken. Boran kapımı açtıktan sonra inmeme yardımcı olmuştu. Konağın kapıları açılınca içeriye girdik.
Avluda her zaman ki gibi kahvaltı sofrası kuruluyordu. Esma elinde ki iğneyle işleme yapıyor Hazar ağa ise gazete okuyordu. Bizi görür görmez ikisi de pür dikkat kesilmişti.
"Hoşgeldinz oğlum!"
"Hoşbulduk baba"
Dedi Boran el öpmeye giderken. Sırayla Esma ve Hazar ağanın elini öptükten sonra yanlarına oturmuştuk.
Çok geçmeden Beyza gelmişti aşağıya.
Boran söze girerek:
"İşimizi halledelim sorunu çözelim daha fazla başımız ağrımasın"
Henüz konunun ne olduğunu bilmiyordum.
"Sofraya geçelim oğlum sofrada konuşuruz"
Esma ve Hazar ağa sofraya geçtikten sonra Boran ve ben de oturmuştuk.
Çaylarımız doldurulurken yavaştan kahvaltı yapmaya koyulmuştuk. Beyza masanın altından ayağıma basarak kaş göz işareti yapıyordu ama karşımda duran Esma yüzünden tek bir şey söyleyemiyordum.
"Oğlum biliyorsun bütün şirketi senin üzerine bırktım. Malum ben artık yaşlandım idare edemiyorum"
"Ee bunu biliyorum zaten baba."
"Hah evlat. Mehmet amcan vardı ya"
"Biliyorum da neden bu konuya dahil oldu?"
"Mehmet amcan ölmüş oğul"
"Allah rahmet eylesin baba. Ne zaman ölmüş"
"Bilirsin aramız hiç iyi değildi Mehmetle o yüzden hiç haberimiz olmadı"
"Biliyorum"
"Mehmet amcanın oğlu Mirza artık bizim himayemizde olacak"
"NE!"
Dedi Boran çatalını tabağa fırlatırken. Korkmuştum. Konuşmaları pür dikkat dinliyordum çünkü.
"Oğlum. Ellerinde avuçlarında ne varsa Mehmetin ölmeden önce ki kumardan borçlu olduğu adamlara kalmış. Karısı zaten seneler önce rahmetli olmuştu. Mirza'nın kimsecikleri kalmamış."
"Hayır baba!"
"Babana karşı gelme! Ben ne dediysem o olacak! Mirza bizim kanızmıdan onu öylece ulu orta bırakırsam adımız iki paralık olur."
"Baba!"
"Boran dedim!!"
"Para verelim hayatını kursun"
"Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenene kadar bizimle kalacak ve ona şirkette uygun bir iş vereceğiz"
Kuzenini sevmemesini anlayamamıştım ama sesimi çıkarmıyordum. Masada bir sessizlik oluşmuştu. Mutfaktan gelen tepsiyle herkesin dikkati dağılmıştı. Esma tepsinin Boran'ın önüne konulmasını emretmişti.
Tepside: fındık, fıstık, badem ve ceviz vardı.
Esma Borana dönerek;
"Ye oğlum senin enerjiye ihtiyacın var"
Demesiyle benim masadan kalkmam saniyeler sürmüştü.
"Ben doydum ellerinize sağlık! Hadi Boran gidelim"
Boran da bana uymuş masadan kalkmıştık.
Yol boyunca Boran'ın dalga konusu olmuştum.
"Yolluk olarak isteseydim şu tepsiyi ya"
Demişti gülerek.
"Ulan bak yeter elimde kalacaksın!"
"Ahahaha"
"İnmek istiyorum ben durdur arabayı!"
"Tamam rahat dur indireceğim seni ama önce annenlere gitmemiz lazım ben işlerimi hallederken sen orada kalacaksın"
"Çok makbule geçer ya!"
Dedikten sonra kollarımı önümde bağlayıp camdan dışarıyı seyretmeye koyuldum.





