Büyük Konsey’deki resmi ilanın üzerinden henüz yirmi dört saat geçmemişken, Jungkook kendisini kışlanın soğuk, taş odasında değil; sarayın üst katında, Alfa’nın özel dairelerinin hemen bitişiğindeki görkemli bir odada buldu. Yüksek kemerli pencereler, ipek perdelik kumaşlar ve geniş bir şömine... Burası bir komutanın yatak odası değil, tahta aday bir eşin yaşayabileceği türden altın bir kafesti.
Jungkook, şöminenin önünde durmuş, çıtırdayan odunların alevlerini izliyordu. Üzerindeki basit asker üniforması çıkarılmış, yerine koyu lacivert, ipek karışımlı bir tunik verilmişti. Tenindeki pürüzsüz kumaş bile ona bir yük gibi geliyordu.
Kapının yavaşça açılmasıyla içeriye yayılan o tanıdık, ağır sedir kokusu, Jungkook’un sırtındaki tüm kasların anında gerilmesine sebep oldu. Dönüp bakmadı ama adımların yaklaşışından gelenin kim olduğunu çok iyi biliyordu.
Taehyung, elinde kışla arşivlerinden çıkarılmış eski bir deri klasörle içeri girdi. Ağır adımlarla şöminenin yanına, Jungkook’un hemen arkasına kadar ilerledi. Aralarında yalnızca bir adımlık mesafe kaldığında durdu.
"Yeni odanı beğenmedin mi, Komutan?" dedi Taehyung. Sesi, gecenin sessizliğini yaran derin ve sakin bir tona sahipti.
Jungkook yavaşça arkasını döndü. Bakışlarını Alfa’nın koyu gözlerine dikti. "Burada duran şey bir komutan değil Majesteleri. Sarayınızda sergilediğiniz bir ganimet."
Taehyung hafifçe kaşlarını kaldırdı. Elindeki klasörü şöminenin yanındaki küçük masaya bıraktı. "Bir ganimet kendi kılıcını taşımaya devam etmez Jeon. Senden askerliğini ya da kılıcını almadım. Sadece seni o kışladaki açık hedeflerden buraya, kendi korumama çektim."
"Güney Klanı’nın tehditlerinden korkmuyorum," dedi Jungkook, çenesini dikleştirerek.
"Ama ben senin için endişeleniyorum," dedi Taehyung. Sesi birdenbire o kadar duru ve katıksız bir ciddiyetle çıkmıştı ki, Jungkook bir an ne diyeceğini bilemedi.
Taehyung aradaki son adımı da kapattı. Elini kaldırıp Jungkook’un tuniğinin yüksek yakasına dokundu. İpek kumaşı parmaklarının arasında hafifçe sıktı. Alfa’nın bu ani yakınlığı, Jungkook’un kanındaki o uyuklayan Omega’yı derhal uyandırdı. Genç adamın nefesi kesildi; göğsü hızla kalkıp inmeye başladı.
"Minsung ve Güney Klanı pes etmeyecek," dedi Taehyung, parmağını yavaşça Jungkook’un boyun kavisinde gezdirirken. Temas ettiği her nokta adeta tutuşuyordu. "Kışladaki adamları bu gece saray dışından gelen gizli bir ulakla buluştu. Senin bir Omega olduğunu klan merkezine bildirmek ve resmi bir 'Eşleşme İtirazı' başlatmak istiyorlar."
Jungkook’un gözleri hafifçe büyüdü. "Eğer bir Omega olduğum resmi olarak belgelenirse..."
"Eğer belgelenirse, klan kanunlarına göre senin üzerindeki mülkiyet hakkı tartışmaya açılır," dedi Taehyung. Dudakları Jungkook’un kulağının hemen altına yaklaştı. Sıcak nefesi gencin tenini yakıp geçti. "Seni benden almak için konseyi savaşa zorlarlar. Ama bilmedikleri bir şey var..."
Taehyung, elini Jungkook’un beline dolayarak onu kendine doğru çekti. İki beden sertçe birbirine kenetlendi. Jungkook’un el ayaları refleks olarak Taehyung’un geniş göğsüne dayandı ama itmedi. Alfa’nın vücudundan yayılan o korumacı, baskın sıcaklık, içindeki tüm savunma mekanizmalarını felç ediyordu.
"Nedir o?" diye fısıldadı Jungkook, sesi pürüzlü ve kısıktı.
"Seni almak için tüm krallığı ateşe vermem gerekse bile..." dedi Taehyung, gözleri Jungkook’un aralık kalan dudaklarına kilitlenerek. "...tek bir adım bile geri atmayacağım." Taehyung’un belindeki elinin baskısı arttıkça, Jungkook’un sırtından aşağı doğru yakıcı bir titreme yayıldı. İki bedenin arasındaki mesafe sıfırlanmış, Alfa’nın göğsünün sertliği ile gencin esnek vücudu birbirine tamamen kenetlenmişti. Şömineden çıkan turuncu alevler, odanın taş duvarlarında ikisinin birbirine geçmiş gölgelerini dans ettiriyordu.
Jungkook, Alfa'nın göğsünde duran ellerini sıkılaştırdı. Parmakları ipek kumaşı büktü. İçindeki Omega, Taehyung’un bu mutlak sahiplenişi ve katıksız koruma arzusu karşısında adeta çıldırıyor; mantığı "dur" dedikçe bedeni Alfa'ya doğru çekiliyordu.
"Bana böyle bakmayı kes..." diye fısıldadı Jungkook. Sesi hem bir rica hem de kendi direnişinin son çığlığı gibi boğuk çıkmıştı.
"Nasıl bakıyorum?" dedi Taehyung, ses tonu bir fısıltıdan farksızdı ama odadaki tüm havayı doldurmaya yetiyordu. Başını yavaşça eğdi. Dudakları, Jungkook’un çene hattı boyunca milim milim ilerledi. "Gözlerindeki o korkusuz asker imajının altında, kokumla nasıl sarhoş olduğunu görerek bakıyorum. Benden kaçmaya çalıştıkça bana nasıl tutunduğunu izliyorum."
Taehyung dudaklarını Jungkook’un boynundaki o hassas noktaya, bastırıcı iğnenin yapıldığı yerin hemen üzerine bastırdı. Yakıcı, derin bir buse bıraktı oraya.
Jungkook’un boğazından istemsizce titrek bir inleme kaçtı. Başını hafifçe geriye düşürdü, boynunu Alfa’nın erişimine açık hale getirdi. Bedenindeki bütün savunma duvarları o tek temasla yerle bir olmuştu. Odadaki gece orkidesi kokusu patlarcasına yoğunlaştı; Alfa’nın acı sedir feromonlarıyla birbirine karıştı.
Taehyung, gencin boynuna yerleştirdiği dudaklarıyla dikey bir hat çizerek yukarı çıktı. Jungkook’un kulağının altındaki yumuşak tene hafifçe dişlerini geçirdi. Mühürleme değildi bu, sadece bir işaret, bir uyarıydı.
Jungkook nefes nefese kalmıştı. Elleri Taehyung’un göğsünden yukarı kayıp Alfa’nın geniş omuzlarına, ardından ensesindeki koyu renk saçlara dolandı. Onu kendine doğru çekti. Aralarındaki çekim artık bastırılabilecek bir boyutu çoktan aşmıştı.
"Taehyung..." dedi Jungkook, ilk kez ona unvanı olmadan, adıyla seslenerek.
Taehyung bu seslenişle duraksadı. Koyu renk gözleri şimşek gibi çaktı. Jungkook’un yüzünü iki elinin arasına alarak başını kaldırdı ve doğrudan gözlerinin içine baktı. Gencin ıslak, aralık dudakları ve gözlerindeki o kırılgan ama teslim olan ifade, Alfa’nın zihnindeki son kontrol kırıntısını da yaktı.
Taehyung, dudaklarını Jungkook’un dudaklarına bastırdı.
Bu kez fırtınalı, aç ve sabırsız bir buseydi. İki erkeğin solukları birbirine karışırken, Taehyung Jungkook’u kucağına aldığı gibi şöminenin yanındaki geniş, deri koltuğa doğru taşıdı.
Ancak tam o anda, sarayın dış avlusundan yükselen acı bir çan sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
İkisi de aniden ayrıldı. Çan sesleri üst üste, ritmik ve tehlikeli bir şekilde çalmaya devam ediyordu. Bu, saraya yönelik doğrudan bir saldırının veya iç ayaklanmanın işaretiydi.
Taehyung, koltuğun kenarında duran kılıcına doğru bir hamle yaptı. Bakışları anında bir komutanın soğuk yırtıcılığına dönüştü. "Sarayın batı kulesi... Minsung harekete geçti."
Jungkook da derin nefeslerle doğrularak belindeki hançeri kavradı. "Geceyi beklemişler. İtirazı belgelerle yapmayacaklar; bizi bu gece burada yok etmek istiyorlar." Çan sesleri sarayın taş koridorlarında uğultuyla yankılanırken, Taehyung kılıcını kınından çekti. Çeliğin soğuk parıltısı, şöminenin kızıl ışığıyla birleşip odadaki havanın ritmini anında değiştirdi. Az önce aralarında kopan fırtınalı tutku, yerini iki tecrübeli savaşçının kusursuz pürüzsüzlükteki soğukkanlılığına bırakmıştı.
Jungkook, masanın üzerinde duran çelik kılıcını kavrayıp hızla beline taktı. Omzundaki yara hâlâ hafifçe zonkluyordu ama kanında kaynayan adrenalin, acıyı tamamen uyuşturmuştu.
"Batı kulesi, muhafız kışlasına ve gizli arşivlere çıkan tek yol," dedi Jungkook, gözlerini kapıya dikerek. "Minsung, kimliğimle ilgili kanıtları ele geçirmek veya beni o karmaşada infaz etmek istiyor."
"Hiçbir yere ulaşamayacak," dedi Taehyung. Alfa feromonları odayı ağır bir zırh gibi kapladı. "Peşimden gel, ama yanımdan bir adım bile uzaklaşma."
Odanın kapısını hışımla açıp koridora atıldılar. Koridor, meşalelerin isi ve patlayan meşale kıvılcımlarıyla dumana boğulmuştu. Minsung’un paralı askerleri, Güney Klanı’nın armasını taşıyan siyah pelerinleriyle saray muhafızlarını püskürtmeye çalışıyordu.
Taehyung, düşman hattının ortasına bir meteor gibi düştü. Kılıcının ilk hamlesiyle iki saldırganı yere serdi. Safkan Alfa’sının gücü, dar koridorda yankılanan gür kükremesiyle birleştiğinde isyancıların adımları tereddütle geriledi.
Jungkook ise Taehyung’un sol kanadını tamamen kapattı. İpek tuniğinin esnekliği sayesinde hamleleri bir gölge kadar hızlı ve ölümcüldü. Eğilip bir saldırganın kılıcından sıyrıldı, ardından çelik kılıcını adamın zırh birleşimine sapladı. İkili, koridor boyunca adeta tek bir beden gibi hareket ediyordu. Taehyung’un yıkıcı, ağır gücü ile Jungkook’un kıvrak, keskin hızı birleştiğinde karşılarında durabilecek hiçbir güç kalmıyordu.
Koridorun sonundaki geniş kule sahanlığına ulaştıklarında, Lord Minsung elinde mühürlü bir deri klasörle muhafızların arkasında duruyordu.
"Geç kaldınız, Majesteleri!" diye bağırdı Minsung, yüzündeki hezeyanlı tebessümle. "Kışla arşivindeki gerçek tıbbi raporlarınızı ele geçirdim! Bir Omegayı ordunun başına geçirmek ve onunla mühürlenmek klan kanunlarına ihanettir!"
Taehyung adım adım Minsung’a doğru yürüdü. Kılıcının ucundan damlayan kanlar taş zeminde küçük kırmızı izler bırakıyordu. "Senin ihlal ettiğin kanunlar, Minsung... canınla ödenir."
Minsung yanındaki iki ağır zırhlı muhafıza işaret verdi. Ancak muhafızlar daha hamle yapamadan, Jungkook sahanlığın sütunundan destek alarak havada bir kavis çizdi ve ilk muhafızı tek bir darbeyle etkisiz hale getirdi. Diğer muhafız ise Taehyung’un kılıcıyla yere serildi.
Minsung panikle geriye doğru kaçmaya çalıştı ama sırtı kulenin kapalı kapısına çarptı. Klasör elinden düşüp taş zeminde yuvarlandı.
Taehyung, Minsung’un boğazını tek eliyle kavrayıp onu duvara kaldırdı. Alfa’nın gözleri tamamen kararmıştı. "Krallığıma sızdın. Eşime dokunmaya cüret ettin."
"Taehyung, dur!"
Jungkook’un sesi koridorda çınladı. Alfa, bakışlarını yavaşça genç adama çevirdi.
"Onu şimdi öldürürsen klanlar arasında iç savaş çıkar," dedi Jungkook, nefes nefese Alfa'ya yaklaşarak. Elini Taehyung’un kılıç tutan koluna yavaşça koydu. "Raporları ele geçirdik. Minsung’u konseyin önünde yargılayacağız. İhanetini kanıtlayıp klanını elinden alacağız."
Taehyung, Jungkook’un kolundaki dokunuşunu hissettiğinde gözlerindeki o karanlık sis hafifçe dağıldı. Genç adamın mantıklı ve soğukkanlı duruşu, Alfa’nın kontrolden çıkmak üzere olan içgüdülerini dindiren tek şeydi.
Taehyung, Minsung’u yere fırlattı. Geride kalan muhafızlar Minsung’u anında zincire vurdu.
Gece sona ererken, kulenin yüksek penceresinden ilk güneş ışıkları süzülmeye başladı. Taehyung, yerdeki klasörü alıp Jungkook’a döndü. İkisi de kan, duman ve ter içindeydi ama gözlerindeki bağ her zamankinden daha güçlüydü.
Taehyung, Jungkook’a doğru yaklaştı. Herkesin gözü önünde, genç adamın şakaklarına düşen nemli saç telini geriye itti.
"Savaşı kazandık Komutan," dedi Taehyung, sesi gururla dolu alçak bir tonla çıktı. "Ama asıl mücadelemiz şimdi başlıyor."