İçeriğe geç

Asil Kanın Çağrısı

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Asil Kanın Çağrısı

Bölüm 5

BÜYÜK KONSEY VE SIKILAN ÇEMBER

Sarayın yüksek tavanlı Konsey Salonu, kasvetli bir gerginlikle çalkalanıyordu. Meşalelerin duvara düşürdüğü uzun gölgeler, devasa yuvarlak masanın etrafında toplanmış olan klan liderlerinin ve yaşlı konsey üyelerinin çatık kaşlarını daha da belirginleştiriyordu. Güney Klanı’nın baş temsilcisi Lord Minsung, masaya sertçe vurarak ayağa kalktı.

"Bu kabul edilemez, Majesteleri!" diye bağırdı Minsung. Sesi salonda yankılandı. "Sarayın kalbine kadar sızan bu hainlerin arkasında güneydeki asiler var derken, ordunuza aldığınız o meçhul izcinin —Komutan Jeon’un— kimliği bile belli değil! Kimdir bu adam? Nereden gelmiştir? Saldırı gecesi Alfa’mızı koruma bahanesiyle tam da saldırının merkezindeydi!"

Taehyung, taht benzeri yüksek koltuğunda son derece sakin bir duruşla oturuyordu. Ancak etrafına yaydığı o ağır, soğuk ve boğucu sedir feromonları, salondaki tüm Beta ve Alfa üyelerin nefesini kesecek raddeye gelmişti. Koyu renk gözlerini Lord Minsung’a dikti.

"Sözlerine dikkat et, Minsung," dedi Taehyung. Sesi bir fısıltı kadar alçak ama kılıç keskinliğindeydi. "Sarayımda, benim komutanlarımdan birini hainlikle suçlamadan önce elinde somut bir kanıt olsun."

"Kanıt mı?" dedi Minsung, geri adım atmayarak. "O adamın kan analizleri ve tıbbi geçmişi kışla arşivlerinde eksik! Ağır kokulu bastırıcılar kullandığı söyleniyor. Sarayın ortasında neyi saklıyor? Yoksa bir ajanı mı koruyorsunuz, Majesteleri?"

Salonda fısıltılar yükseldi. Konsey üyeleri huzursuzca kıpırdandı.

Taehyung, elindeki gümüş mühür yüzüğünü yavaşça parmağında döndürdü. Dudaklarının kenarında beliren o tehlikeli, karanlık tebessüm, salondaki herkesin omurgasından bir ürperti geçirdi.

"Jeon Jungkook..." dedi Taehyung, ayağa kalkarak. Geniş omuzları ve arkasında dalgalanan koyu kırmızı cübbesiyle masanın ortasına doğru birkaç adım attı. Bütün salon anında ölüm sessizliğine büründü. "Jeon Jungkook benim doğrudan emrim altındadır. Onun geçmişi de, kimliği de, attığı her adım da benim şahsi garantim altındadır."

"Ama Efendim—"

"Lafımı kesme!" diye gürledi Taehyung. Safkan Alfa feromonları devasa salonda bir patlama gibi yayıldı. Masadaki birkaç yaşlı üye baskının şiddetiyle başını öne eğmek zorunda kaldı. "Jeon Jungkook, dün gece hayatını riske atarak beni bir suikasttan korudu. Onun sadakatini sorgulamak, benim kararlarımı ve otoritemi sorgulamaktır. Bu konseyde bir daha onun adının 'hain' kelimesiyle aynı cümlede geçtiğini duyarsam, bunu krallığa kafa tutmak olarak kabul ederim."

Lord Minsung, Alfa’nın ezici baskısı karşısında dişlerini sıkarak yerine oturmak zorunda kaldı ama gözlerindeki nefreti saklayamadı.

Bu sırada sarayın arka kışlasında, Jungkook omzundaki sargıları yeniliyordu. Dün gece Taehyung’un dudaklarından dökülen sözler ve teninde bıraktığı o yakıcı izler hâlâ zihninde canlıydı.

Kapı aniden açıldı ve içeriye genç bir muhafız girdi. "Komutan Jeon! Konsey Salonu’nda durum gergin. Lord Minsung sizin derhal tutuklanıp sorgulanmanızı talep etti ama... Majesteleri sizin için tüm konseyi karşısına aldı."

Jungkook’un parmakları sargı bezinin üzerinde duraksadı. "Taehyung... Benim için konseyi mi karşısına aldı?"

"Evet Efendim. Sizi kendi garantisi altına aldığını bildirdi. Ancak Güney Klanı’nın adamları kışlanın etrafında dolaşmaya başladı. Sizi köşeye sıkıştırmak için fırsat kolluyorlar."

Jungkook ayağa kalktı. Göğsündeki o karmaşık hisler daha da derinleşti. Taehyung onu sadece arzulamıyor ya da bir kaza eseri korumuyordu; politik gücünü ve tahtını riske atarak onu tüm klanların önüne koyuyordu. Bir Alfa’nın bir Omega için böyle bir sorumluluk alması, klan kanunlarına göre tek bir anlama geliyordu: Eş ilan etmek.

Jungkook belindeki kılıcını kavradı. "Gidip durumu kendi gözlerimle göreceğim." Sarayın uzun, soğuk koridorlarında yankılanan bot sesleri, etraftaki muhafızların dönüp bakmasına sebep oluyordu. Jungkook, omzundaki sargının getirdiği sızıya aldırış etmeden Konsey Salonu’na giden geniş merdivenleri tırmandı. Üzerinde resmi siyah muhafız zırhı vardı; yüksek yakası boynundaki tüm hassas noktaları kapatıyor, duruşu bir taş kadar sert duruyordu.

Büyük ahşap kapıların önüne geldiğinde nöbetçiler kararsızlıkla birbirine baktı. Jungkook hiç beklemeden kapıları kendi elleriyle iterek içeri girdi.

Salondaki tüm konuşmalar bir anda bıçak gibi kesildi. Onlarca çift göz, kapının eşiğinde dimdik duran genç adama kaydı. Lord Minsung’un yüzünde aşağılayıcı, öfkeli bir tebessüm belirdi.

"İşte müstakbel hainimiz de geldi," dedi Minsung, sesindeki zehri saklamayarak. "Konseyin yüce huzuruna bu kadar cüretkarca girmek de neyin nesi, Komutan?"

Jungkook, salondaki hiçbir üyeye bakmadı. Bakışları doğrudan masanın başında, tahtında oturan Taehyung’a odaklandı. Alfa’nın koyu renk gözlerinde anlık bir şaşkınlık belirmiş, ardından yerini derin bir koruma içgüdüsüne ve koyu bir memnuniyete bırakmıştı.

"Majesteleri," dedi Jungkook, başını hafifçe eğerek saygısını sundu. Sesi salonda pürüzsüz ve güçlü bir şekilde yankılandı. "Hakkımdaki iddiaları duydum. Bir askerin sadakati lafla değil, savaş alanında akan kanıyla ölçülür. Eğer Güney Klanı Temsilcisi’nin benimle bir hesabı varsa, bunu konsey masasının arkasında değil, eğitim meydanında kılıcıyla görebilir."

Salonda bir uğultu yükseldi. Bir askerin bir klan temsilcisine açıkça meydan okuması duyulmuş şey değildi.

Minsung öfkeyle masayı yumrukladı. "Haddini bil asker! Sen sadece kimliği belirsiz bir piyon—"

"Yeter!"

Taehyung’un sesi gürlediğinde salondaki meşalelerin alevleri bile titredi. Alfa tahtından kalktı. Ağır ve kararlı adımlarla basamakları inerek doğrudan Jungkook’un yanına yürüdü. Araya giren her adımda, acı sedir feromonları salonu tamamen kaplıyor, Minsung dahil tüm üyelerin sesini kesiyordu.

Taehyung, Jungkook’un tam yanında durdu. Geniş gövdesiyle genç adamı adeta salondaki düşman bakışlardan koruyan bir kalkan gibi duruyordu.

Taehyung elini yavaşça kaldırdı ve herkesin şaşkın bakışları arasında, Jungkook’un zırhının üzerindeki sağ omzuna yerleştirdi. Parmakları kumaşı sahiplenici bir güçle sıktı.

"Jeon Jungkook’un kimliğini, geçmişini ve kanını merak ediyorsunuz," dedi Taehyung. Sesi soğuk bir kehanet gibi konseyin üzerine çöktü. "O halde dinleyin. Bu adam benim muhafızım ya da bir izcim değildir."

Taehyung başını çevirip doğrudan Jungkook’un gözlerinin içine baktı. Gözlerinde beliren o tehlikeli, karanlık ve tutkulu ışık Jungkook’un nefesini kesti.

"Jeon Jungkook, bu krallığın gelecekteki eşidir. Benim mühürleyeceğim ve yanımda tahta oturtacağım tek kişidir," dedi Taehyung.

Salona ölümcül bir sessizlik çöktü. Lord Minsung’un rengi attı; konsey üyeleri dehşet ve şaşkınlıkla birbirine baktı. Bir Alfa’nın konseyin önünde birini açıkça "Eşim" olarak ilan etmesi, klan kanunlarına göre geri dönüşü olmayan kutsal bir yemindi.

Jungkook’un kalbi göğüs kafesini yırtacakmış gibi çarpmaya başladı. Alfa’nın bu şok edici hamlesi karşısında donakalmıştı. Taehyung ona bakarken, dudaklarında yalnızca ikisinin anlayabileceği o gizemli, meydan okuyan tebessüm belirdi. Konsey Salonu’ndaki ölüm sessizliği, Minsung’un sandalyesinin geriye doğru gıcırtıyla kaymasıyla bozuldu. Güney Klanı temsilcisinin yüzü öfkeden mosmor kesilmişti. Bir Alfa’nın konseyin huzurunda resmi olarak birini "Eşim" ilan etmesi, klan hukukunda tartışılamaz ve reddedilemez bir kanundu. Artık Jungkook’a yöneltilecek her suçlama, doğrudan Krallık Tahtı’na ve Taehyung’un şahsına yapılmış bir hakaret sayılırdı.

"Bu... Bu kanunlara aykırı!" diye kekeledi Minsung, sesindeki çaresizliği gizleyemeyerek. "Soylu bir klandan gelmeyen, kökeni belirsiz birini—"

"Kararım kesindir," dedi Taehyung, Minsung’un sözünü buz gibi bir edayla keserek. Handaki tüm baskısını tek bir odakta toplayıp Minsung’a yöneltti. "Oturum bitmiştir. Herkes salonu terk etsin."

Konsey üyeleri, Alfa’nın bu reddedilemez emri karşısında başlarını eğerek birer birer salonu boşaltmaya başladı. Minsung, nefret dolu bakışlarını son bir kez Jungkook’a diktikten sonra pelerinini hışımla savurup kapıdan çıktı. Devasa ahşap kapılar dışarıdan kapatıldığında, salonda yalnızca ikisi kaldı.

Jungkook, Alfa'nın elini hâlâ omzunda hissediyordu. Şokun ve içindeki fırtınanın etkisiyle hızla bir adım geri çekilerek Taehyung’un temasından kurtuldu. Gözlerindeki şaşkınlık, yerini fırtınalı bir öfkeye bırakmıştı.

"Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?!" dedi Jungkook. Sesi yüksek tavanlı salonda yankılandı. "Bana sormadan, benim irademi hiçe sayarak beni tüm krallığın önünde eşiniz ilan edemezsiniz!"

Taehyung istifini bozmadan kol düğmelerini düzeltti. Ağır adımlarla Jungkook’a doğru bir adım attı. "Seni korumanın ve o aç kurtların önüne yem olarak atılmanı engellemenin tek yolu buydu Jeon."

"Beni korumanızı istemedim!" dedi Jungkook, hırsla öne atılarak Alfa’nın göğsüne doğru bir adım yaklaştı. Göğsü hızla naikip iniyordu. "Ben kendi başımın çaresine bakabilirdim! Beni politik bir hamlenin ortasına, tahtınızın gölgesine hapsettiniz. Bir mühür sözüyle beni kendinize bağlayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?"

Taehyung, genç adamın bu ateşli direnişi karşısında aniden öne eğildi. Elini hızla kaldırıp Jungkook’un ensesinden tuttu ve onu kendine doğru çekti. Aralarındaki mesafe anında sıfırlandı. Alfa’nın koyu renk gözleri, Jungkook’un öfkeyle parıldayan gözlerine kilitlendi. Odada bir anlığına acı sedir ve fırtınalı gece orkidesi kokusu çarpıştı.

"Bu sadece bir politik hamle değildi Jeon," dedi Taehyung, sesi boğuk, alçak ve aklı başından alacak kadar tehlikeliydi. Dudakları Jungkook’un aralık kalan dudaklarına teğet geçiyordu. "Konseyin önünde söylediğim her kelime gerçekti. Seni o masaya yem etmem... Ve seni benden başka kimsenin almasına izin vermem."

Jungkook’un nefesi tıkandı. İçindeki Omega, Alfa’nın bu amansız, sarsılmaz sahiplenişi karşısında pes etmek, boyun büküp boynunu ona açmak için çıldırıyordu. Bedenindeki bütün hücreler Taehyung’un sıcaklığına çekilse de çenesini dikleştirdi.

"Beni bedenimle tehdit edebilirsiniz Majesteleri," dedi Jungkook, sesi titrese de geri adım atmadı. "Ama ruhumu ve sadakatimi zorla alamazsınız."

Taehyung’un dudaklarının kenarında karanlık, büyüleyici bir gülümseme belirdi. Ensesindeki elini yavaşça gevşetti ama çekilmedi.

"Zorla almayacağım zaten," dedi Taehyung, parmağını Jungkook’un yanağında gezdirerek. "Seni öyle bir fethedeceğim ki, kendi ellerinle gelip boynunu bana açacaksın."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.