İçeriğe geç

Asil Kanın Çağrısı

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Asil Kanın Çağrısı

Bölüm 4

YARA VE YAKICI TEMAS

Sarayın revirine giden uzun koridor, Taehyung’un devasa adımlarıyla kestiği ağır havayla sarsılıyordu. Alfa, omzundan yaralanan Jungkook’u kucağına almış, genç adamın itirazlarına kulak asmadan hızlı adımlarla ilerliyordu. Jungkook, her ne kadar kendi ayakları üzerinde yürüyebileceğini söylese de omzundaki derin yaranın sızısı ve kan kaybı bedenini halsiz düşürmüştü.

"Beni yere bırakabilirsiniz, Majesteleri," dedi Jungkook, sesi pürüzlü ve kısıktı. Başını Alfa’nın sert göğsünden uzak tutmaya çalışıyordu ama Taehyung’un geniş kollarının arasındaki o sıcaklık, uyuşan bedenini garip bir şekilde teselli ediyordu.

Taehyung cevap vermedi. Çene kemikleri öfkeyle kasılmıştı; gözleri kapkara bir fırtınayı andırıyordu. Özel dairesinin ağır ahşap kapılarını ayağıyla iterek açtı ve Jungkook’u revir yerine doğrudan kendi geniş, deri kaplı yatağının üzerine yavaşça bıraktı.

"Hekim nerede kaldı?!" diye gürledi Taehyung, kapıda bekleyen muhafızlara doğru.

"Gerek yok," dedi Jungkook, yatakta doğrulmaya çalışırken omzundaki acıyla yüzünü buruşturdu. Üniformasının sol kolu tamamen kana bulanmıştı. "Bu sadece yüzeysel bir kesik. Kendi yaramı dağlayabilirim."

Taehyung hışımla dönüp yatağın kenarına çöktü. İki elini Jungkook’un omuzlarının yanına bastırarak onu yatağa sabitledi. Siyah saçları alnına dökülmüş, gözlerindeki o ham yırtıcılık tamamen açığa çıkmıştı.

"Aptalca davranmayı kes, Jeon," dedi Taehyung. Sesi bir fısıltı kadar alçak ama bir o kadar da tehtitkârdı. "Beni korumak için kendini öne attın. Şimdi o omzundan akan her damla kanın hesabını benden başkası veremez."

Taehyung, belindeki küçük gümüş hançeri çıkardı ve Jungkook’un kanlı üniformasını yakasından aşağıya doğru dikkatle kesti. Kumaş yırtılıp kenara ayrıldığında, genç adamın pürüzsüz, esmer teni ve omzundaki derin kılıç darbesi ortaya çıktı. Kan, köprücük kemiğinden aşağı doğru süzülüyordu.

Ancak acının ötesinde, açılan tenle birlikte odanın havasına yayılan şey, Jungkook’un saf feromonlarıydı. Kanının kokusuyla birleşen o ıslak toprak ve gece orkidesi notaları, Alfa'nın zihnini kelimenin tam anlamıyla felç etti.

Taehyung derin bir nefes alarak duraksadı. Gözleri yaradan çıkıp Jungkook’un terli alnına, ardından nefes nefese kalan ıslak dudaklarına kaydı.

Jungkook, Alfa’nın bakışlarındaki o yoğunluğu hissettiğinde yutkundu. İçindeki Omega, yaralı olmasına rağmen Alfa’nın bu kadar yakınında olmasından, onun korumacı ve sahiplenici kokusundan garip bir güç alıyordu. İlk kez, aralarındaki çekim bir savaş ya da güç gösterisi değil; reddedilemez bir ihtiyaç gibi hissettiriyordu.

"Bana öyle bakmayın..." diye fısıldadı Jungkook. Bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama Taehyung elini kaldırıp başparmağını yavaşça Jungkook’un çenesine yerleştirdi.

"Nasıl bakmamı bekliyorsun?" dedi Taehyung, sesi gittikçe boğuklaşırken. Parmak uçları, yaradan akan kanın hemen yanından, Jungkook’un pürüzsüz boyun kavisinde yavaşça gezindi. "Canını hiçe sayıp önüme atladın. Beni korumak bir askerin görevi olabilir ama senin gözlerindeki o şey... Bir askerin sadakati değildi."

Jungkook’un göğsü hızla kalkıp iniyordu. "Ben sadece..."

"Sen sadece beni kaybetmekten korktun," diye tamamladı Taehyung.

Taehyung yavaşça öne eğildi. Sıcak nefesi, Jungkook’un omzundaki açık yaranın tam üzerindeki hassas tene çarptı. Jungkook’un dudaklarından istemsizce hafif bir inleme döküldü; bedenini bir titreme dalgası kapladı. Alfa'nın dudakları, yaraya milim kala durdu. Taehyung, dudaklarını hemen yaralanan bölgenin yanındaki sıcak tenin üzerinde gezdirdi. Sıcak nefesi, Jungkook’un köprücük kemiğindeki açık noktaya çarptıkça, genç adamın göğsü kasılıyor, parmakları yatak çarşafını daha sıkı kavruyordu. Bedeninde zonklayan fiziki acı, Alfa’nın temasıyla birlikte yerini yakıcı bir uyuşukluğa bırakmıştı.

Taehyung komodinin üzerindeki temiz bezi ve alkol şişesini aldı. Beze döktüğü tentürdiyotu tek bir hamlede Jungkook’un omzundaki yaraya bastırdı.

Jungkook dişlerini gıcırdatarak başını geriye attı. Boğazından boğuk bir inleme kaçtı, kasları yay gibi gerildi. "Lanet olsun..."

"Kıpırdama," dedi Taehyung. Sesi emir verir gibi sertti ama bezi tutan parmaklarındaki özen, bir Alfa’nın eşine gösterebileceği en hassas şefkati barındırıyordu. Kanı yavaşça sildi, ardından masadaki merhemi açık yaranın üzerine sürdü.

Taehyung’un çıplak parmak uçları, merhemi yedirirken Jungkook’un teninde dairesel hareketlerle gezindi. Her dokunuş, yaradaki sızıyı hafifletirken, ikisinin de kanında uyuyan içgüdüsel ateşi körüklüyordu. Jungkook’un genzinden sızan o gece orkidesi kokusu, Alfa’nın baskıcı sedir aromasıyla harmanlanıp odayı tamamen ele geçirdi.

"Acın hafifledi mi?" diye sordu Taehyung. Sesi alçak, pürüzlü ve derin bir tona bürünmüştü. Bakışları yaradan ayrılıp Jungkook’un ıslak, kızarmış dudaklarına sabitlendi.

"Acı... sorun değil," dedi Jungkook, nefes nefese. Gözleri Alfa'nın koyu renk irislerinde kaybolmuş gibiydi. "Sorun olan... sizin bu kadar yakınımda olmanız."

Taehyung hafifçe gülümsedi. Bu, avını tamamen köşeye sıkıştıran ama ona zarar vermek istemeyen bir yırtıcının tebessümüydü. Eğilip elini Jungkook’un ensesine yerleştirdi. Parmakları, gencin ensesindeki o hassas, mühürlenme noktasına son derece yakın bir yerde durdu.

"Neden sorun?" diye fısıldadı Taehyung, aralarındaki mesafeyi milimetrelere indirerek. "Bedenin kokuma yanıt veriyor Jeon. Kalbin göğüs kafesini yırtacak gibi atıyor. Benden kaçmak ister gibi bakıyorsun ama gözlerinde tek bir geri adım izi bile yok."

Jungkook yutkundu. Alfa haklıydı. Mantığı Ona kaçmasını, araya mesafe koymasını söylese de içindeki Omega, Taehyung’un bu korumacı, ağır ve sarsılmaz varlığına teslim olmak için yalvarıyordu. İlk kez bir Alfa’nın gücü onu ezmiyor, aksine güvenli bir sığınak gibi sarıyordu.

"Siz bir kralız," dedi Jungkook, sesi bir fısıltıdan farksızdı. "Ben ise ordunuzda kimliğini saklayan bir kaçak..."

"Sen benim sarayımda duran tek dengemsin," dedi Taehyung.

Taehyung başını eğdi ve dudaklarını Jungkook’un şakaklarına bastırdı. Uzun, yakıcı bir buse bıraktı oraya. Ardından yavaşça aşağı kaydı; yanağına, çene çizgisine ve en nihayetinde dudaklarının hemen kenarına temas etti.

Jungkook gözlerini kapattı. Alfa'nın dokunduğu her yer alev alıyordu. İki erkeğin solukları birbirine karışırken, odadaki havada tek bir kelimeye dahi yer kalmamıştı. Taehyung’un dudakları Jungkook’un dudaklarının hemen kenarında durduğunda, zaman adeta dondu. Sıcak, fırtınalı nefesi genç adamın tenini yakıp geçerken, Jungkook gözlerini kapalı tutmaya devam etti. İçi alev alev yanıyordu. Yıllardır ördüğü o kalın, geçit vermez duvarlar, Alfa’nın tek bir temasıyla, boynuna çarpan o ağır sedir kokusuyla çatırdıyordu.

Taehyung acele etmedi. Avını ürkütmek istemeyen bir lider gibi yavaşça hareket etti. Dudaklarını hafifçe kaydırarak Jungkook’un alt dudağına belli belirsiz dokundurdu. Bu, sahiplenici ama son derece nazik bir temastı.

Jungkook’un göğsünden hafif, titrek bir nefes kaçtı. Parmakları, altındaki kumaşı bırakıp içgüdüsel olarak Taehyung’un geniş omuzlarına kaydı. Kumaşı sıktı. Bu bir itme hareketi değildi; aksine, düşmemek için Alfa’ya tutunma ihtiyacıydı. İçindeki Omega, ilk kez bir Alfa’nın teslimiyetini değil, korumasını kabullenerek derin bir nefes aldı.

Taehyung, gencin bu sessiz kabullenişini hissettiği an gözlerindeki karanlık hırs bir anlığına yerini derin bir memnuniyete bıraktı. Baskısını artırmadan, dudaklarını Jungkook’un dudaklarıyla tamamen birleştirdi. Yavaş, derin ve aklı başından alan bir buseydi bu. Kimyasallardan arınmış saf gece orkidesi ve acı sedir feromonları odanın içinde fırtınalar koparırken, ikisinin de kanı tutuşmuş gibiydi.

Tam aralarındaki o elektrikli bağ nihayet kurulmuş, yakınlaşma derinleşmeye başlamışken... kapı hışımla vuruldu.

"Majesteleri! Acil bir durum var!"

Seokjin’in dışarıdan gelen endişeli ve yüksek sesi, odadaki büyülü atmosferi bir anda bıçak gibi kesti.

Taehyung yavaşça geri çekildi. Dudakları Jungkook’un dudaklarından ayrılırken ikisi de nefes nefeseydi. Alfa’nın koyu gözlerinde beliren o yırtıcı öfke şakaklarında bir damarın atmasına sebep oldu. Ancak Jungkook, derin nefesler alarak hızla ellerini Taehyung’un omuzlarından çekti ve sırtını yatak başlığına yaslayarak duruşunu toparlamaya çalıştı.

"Ne var Seokjin?" diye gürledi Taehyung. Sesi odayı sarsacak kadar ağır ve tehlikeliydi.

Kapı hafifçe aralandı, Seokjin içeri adım attı ama odadaki yoğun feromon baskısını ve havada asılı duran o yakıcı gerilimi hissettiği an gözlerini derhal yere indirdi.

"Bağışlayın Efendim," dedi Seokjin, sesindeki ciddiyeti koruyarak. "Ancak Konsey Üyeleri ve Güney Klanı temsilcileri ana salonda toplandı. Saldırının arkasında kimin olduğunu iddia ederek acil bir oturum talep ediyorlar. Ayrıca... Komutan Jeon’un durumunu ve saldırı anındaki rolünü sorguluyorlar."

Taehyung’un gözleri tehlikeli bir şekilde kısıldı. Çene kemikleri kasıldı. Jungkook’a baktı; genç adam omzundaki sızıya rağmen dik durmaya çalışıyor, bakışlarındaki o tanıdık hırsı yeniden toparlıyordu.

"Yaram iyileşti, Majesteleri," dedi Jungkook, sesini olabildiğince pürüzsüz tutarak. "Konseyin karşısına çıkabilirsiniz. Ben de kışlama dönüp birliğimin başında durmalıyım."

Taehyung yatağın kenarından ayağa kalktı. Üzerindeki cübbeyi düzeltti. Jungkook’un önüne gelip hafifçe öne eğildi; yalnızca ikisinin duyabileceği bir fısıltıyla konuştu:

"Kışlana döneceksin Jeon. Ama bu gece burada yaşananları ya da dudaklarının tadını unutacağını sanma. Konseyi hallettikten sonra... Bu yarım kalan hesabı kapatacağız."

Taehyung arkasını dönüp Seokjin ile birlikte odadan çıkarken, Jungkook yatakta yalnız kaldı. Elini kaldırıp hâlâ karıncalanan dudaklarına dokundu. Kalbi göğüs kafesini dövmeye devam ediyordu. Sarayda büyük bir fırtına kopmak üzereydi ama asıl fırtına, kendi içinde çoktan başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.