Rüzgâr esince o güzel saçlarının dalgalanışı çınlar kulağımda. Belki de bu yüzden herkese kör, sağır ve dilsizim. Çok şey bilmem ben; senin saçlarının sesini bilirim, gözlerinin o güzel bakışlarını bilirim. Ve bilirim ki o endam, güzelliğin bana ait olduğunu…
Eğer kelimelerim bir gün biterse, bil ki ben çoktan ölmüşümdür. Çünkü ben, mezar taşıma seni yazmak istemişimdir hep. Bu sevgimi cümle âlem duysun istemem; ama bir gün birine “nasıl gönülden sevilir?” diye sorarlarsa, beni göster. Çünkü ben kalbimde acı hissedince anladım, sana çoktan gözlerinden vurulduğumu.
Bu acı bana iyi geldi; artık bir kalbim yok. Onu kendi ellerimle sana emanet ettim. Bu gönül, bu ruh, bu beden… Hepsi senin içinmiş gibi. Ama bil ki seni hep canıgönülden sevdim ve ruhum var oldukça seveceğim.
Ben seni kalbimle veya aklımla sevmiyorum; çünkü kalp durur akıl unutur. Ben seni ruhumla seviyorum. Ve eğer bir gün ruhum ölürse, bil ki senden vazgeçmişimdir. Ama eğer sevgimi kelimelerle tam anlatabildiğim bir gün olursa, anla ki ben ölmüşümdür… ve o mezar taşına seni yazmışımdır:
“Bir ömürlük değil, bir sonsuzlukluk sevdim.”
Seni yıldızlara, güneşe ya da evrenin büyüklüğüne benzetemem; çünkü sen onların hepsinden daha güzelsin. Aksini söyleyen ya kördür ya da senin gibi birine âşık olmamıştır.
Ben anlamam öyle aşktan meşkten… Senin gözlerinin derinliğini bilirim. Ben anlamam aşktan meşkten…
Ben sadece seni bilirim; adını duyunca içimde başlayan o sessiz telaşı, gözlerini hatırlayınca duran zamanımı bilirim.



