Sonbaharda bir aşk hikâyesi gibiydi gözlerin; ben yaprak olup tek tek döküldüm o güzelliğin karşısında. O sessiz rüzgârın sesiydi sesin, o güzel kokuydu saçların. Çok güzeldi; hislerin, bana elin değmeden bile kalbimde şimşek çakardı. Çok derindi hislerim, bir yaz gecesi yağan yağmur gibi…
Ben sana aşkım demem; çünkü senin güzelliğini, sonbaharda ağaçtan dökülen yapraklar gibi çaresizce izlerdim. Sana olan sevgim kelimelere dökülmez; çünkü ne kelime yeter, ne de sana benzetme bulabileceğim bir şey.
Çünkü senin yanında dil susar, kelimeler bile utancından geri çekilirdi.
Ben seni anlatmaya çalıştıkça cümleler eksik kalırdı; sanki kalbim bir stadın ortasında sessizce atan bir tribün gibiydi. Bağırmak isterdi ama seni görünce sadece izlerdi…
Gözlerin, sonbahar akşamında İnönü rüzgârı gibi içime işlerdi; ne sıcak ne soğuk… tam ortasında bir his bırakırdı.
Ben sana “aşkım” diyemedim; çünkü senin adın bile içimde bin şiiri susturuyordu…

