Mahir gördüğü kişiyle donakaldı. O an elinde tuttuğu enjektörü ise arkasına gizlemişti.
Hemşire şüpheli bir tavırla bir yatakta yatan Tahir'e bir de hemen yanında bulunan Mahir'e baktı ve " Sizin ne işiniz var burada? Buraya girmek yasak. Lütfen çıkın derhal. " Diye bağırdı.
Mahir ise olayın şokunu atlattıktan sonra da hemen yan tarafta bulunan iğnelerden birini yavaşça eline aldı.
Niyeti karşısında bulunan bu hemşireyi ortadan kaldırmaktı.
Ardından da işine kaldığı yerden devam edecekti. Hemşire parmağını sallayarak " Size dedim beyefendi, beni duymuyor musunuz?" Diye sordu.
Mahir de hemşireye doğru yaklaştı, yaklaştı. Bunu gören hemşirenin ise az önce ki halinden eser kalmamıştı.
Aksine şimdi korkmuş gözlerle karşısında duran celladına bakıyordu. Bu adam hiç te normal bir hasta yakınına benzemiyordu.
Aksine az sonra ölüm fermanını verecek olan bir padişah gibi duruyordu
Mahir bir anda elinde tuttuğu iğneyi hemşirenin omzuna sapladı.
Hemşire acıyla inleyerek elini kanlı omzuna götürdü. Mahir ise hemşirenin omzuna çarparak odadan hızla çıktı.
Sesi duyan diğer hemşireler de odaya girdiğinde az önce ki bağıran hemşireyi yerde yatarken buldular.
Hemen başına toplanmış bir halde ona " Elif iyi misin? Ne oldu burada?" Diye sordular.
Elif de zar zor konuşarak " Güvenlige haber verin, az önce bir adam yoğun bakımda yatan hastayı öldürmeye çalıştı." Dedi.
Bir diğer hemşire de hemen yatakta yatan Tahir'in başına geldi ve onun yaşayıp yaşamadığını kontrol etti.
Ardından da arkadaşlarına dönerek " Solunum iyi görünüyor, gene de doktor beye haber verelim." Dedi.
Diğer hemşireler de başlarını sallayarak telaşla odadan çıktı.
Güvenliğe bile haber verilmişti. Hastanede Mahir'in yakalanması için tam bir ohal ilan edilmişti.
Mahir ise hastaneden çıkmak için ön kapıya giderken hastanenin kapısında bulunan ve oradan oraya aceleyle koşuşturan insanları görünce o an olduğu yerde kaldı.
Kendi kendine " Allah kahretsin. Ben ne yapacağım şimdi. Ay, ben böyle işe. " Diyerek sinirle küfür etti.
Ardından da ne yapacağını düşünürken o sırada gözüne hemen yan tarafta bulunan giyinme odası çarptı. Kapıyı görmesiyle yüzünde bir gülümseme oluştu.
Eğer kılık değiştirse kimsenin dikkatini çekmezdi. Kapının önünde durduğunda açmadan önce etrafta kimse var mı yok mu diye kontrol etmek için etrafına bakındı.
Kimsenin olmadığını görünce de hızla odaya girdi ve kapıyı kapattı. Burası oldukça küçük bir odaydı. İçeride yan yana önlük ve formaların olduğu raflar diziliydi.
Mahir raflara tek tek göz gezdirdi. Ne giyeceğini düşünürken o sırada ise gözüne doktor üniforması çaprtı.
Hemen aceleyle üniformayı üzerine geçirdikten sonra da odadan çıkmadan önce durup etrafı dinledi.
Ardından da kapıyı yavaşça açarak bir hayalet misali dışarıya süzüldü. Üzerinde bulunan doktor üniformasıyla sanki o hastaneden biriymiş gibi etrafa bir hava katıyordu.
Yakalanmamak için de arka acil kapısına yöneldi ve gözden kayboldu.
Haberi duyan Tahir'in ailesi ise yoğun bakımın önünde toplanmış karşısında duran doktora bir ağızdan sorular soruyordu.
Tahir'in annesi doktora "Bu, nasıl olur doktor bey? Kim yapar böyle bir şeyi, ya benim oğluma bir şey olsaydı? Ya, o hemşire bir beş dakika daha geç kalsaydı. Bunun hesabını kim verecek, kim!" Diye feryat etti.
Doktor da karşısında bulunan acılı anneye iç çekerek baktı ve " Anlıyorum, ama zamanında hemşire hanım müdahale etmiş. Yani şimdilik bir sorun yok. Oğlunuzun durumu gayet iyi. Polisler de bu arada her yerde onu arıyor. İçiniz rahat olsun." dedikten sonra da yanlarından ayrıldı.
Öte yandan ise polisler de hastanede soruşturma başlatmıştı. Güvenlik kamerasından olayın nasıl olduğunu çözmeye çalışıyordu. Bu sırada orada bulunan Tahir'in ailesi de dahil olmak üzere görgü tanıklarının ifadesine başvurdu.
Olayı bizzat yaşayan hemşire ise olayın şokunu hala üzeriden atamamıştı. Göz yaşları içinde polis memuruna " Ben, odaya geldiğimde hastanın başındaydı. Sonra da bana saldırdı. " Diyerek gücü yettiğince anlattı.
Mahir ise çoktan onu bekleyen arabaya binmişti. Eve gitse polis onu anında yakalardı. İyi de nereye gidecekti. Otele gitse o da olmazdı. Polis, onu otel misafir kayıtlarından bulurdu.
En iyisi buradan uzaklaşmaktı. Kendini bir fare gibi hissediyordu. Hepsi o Mahir denecek adam yüzündendi.
En yakın adamı ona baktı ve
" Nereye gidiyoruz ağabey?" Diye sordu.
Mahir ise izlediği yoldan çevirdiği bakışlarını adama dikti ve " Sen, beni bizim yere götür. Orada bizi kimse bulamaz. " Dediğinde adam da başını sallayarak önüne döndü.
Mahir'in annesi ve Asi de salonda oturmuş, haberleri dinliyordu. Haberlerde sunucu " Evet, şimdi de siz değerli izleyicilere önemli bir gelişmeyi bildiriyoruz. Düğünde yaralanan Tahir Korkmaz hastaneye kaldırıldı. Bugün aldığımız bir duyuma göre hastanede kimliği belirsiz kişiler tarafından Tahir Korkmaz'ı öldürülme suretiyle bir saldırı olmuş. Neyse ki Tahir Korkmaz'ın sağlık durumu iyi. Kimliği belirsiz kişi ise polisler tarafından aranıyor. " Dediğinde ikisi de donup kalmıştı.
Asi'nin ağzından o an şokla
" Tahir."diye bir fısıltı çıktı.
Mahir'in annesi ise "Ah, ne kadar gençmiş. Kim kıydı bu gencecik oğlana. " Diye ağıt yakarken o sırada da Asi ne yapacağını bilemez bir halde birden ayağa kalktı.
Kendi kendine salonda bir o yana bir bu yana yürürken
" Hayır, hayır. Bu mümkün değil. Bunu Mahir yapmış olamaz. Bu kadarını yapmaz. " Diyerek kendi kendine konuşuyordu.
Ardından da aklına gelen fikirle arkasını döndü. Hala olduğu yerde kendi kendine dövünen kadını görünce hemen onun önünde diz çöküp göz yaşlarıyla ona baktı ve " Anne, benim Tahir'i görmem lazım. " Dedi.
Mahir'in annesi de o an şokla Asi'ye baktı ve " Olmaz kızım. Sen ne dediğinin farkında mısın? Hem Mahir duyarsa ne olur,biliyor musun? ikimizi de öldürür. Yok yok, yapma kızım. Kendini beni de tehlikeye atma. Hem bak Mahir nerede kim bilir." Dedi
Asi ise aldığı cevap karşısında hayal kırıklığına uğradı. Derin bir nefes aldı ve elinin tersiyle göz yaşını sildi. Ardından başını sallayarak
" Tamam, anne. Haklısın."diyerek ayağa kalktı.
Annesine son bir kez baktı ve Ben odama gidiyorum." Diyerek odasına gitti. İçinden de " Ben, ne yapıp edip Tahir'i göreceğim. Onun yanında olacağım. " Dedi.
Annesinin uyumasını bekleyecek ardından da buradan gizlice çıkacaktı. Ama o zamana kadar da yapacağı tek şey sakin bir halde hastaneye gideceği anı beklemekti.
Saatler sonra..
Asi uyumamış, camdan dışarıya bakıyordu. O sırada evin ışıkları da söndü. Muhtemelen annesi yatmış olmalıydı.
Üzerine montunu alarak kapıya doğru ilerledi. Ses çıkarmadan odanın kapısını açtı. Nefesini tutmuş bir halde parmak ucunda merdivenlerden aşağıya indi.
Korumalara yakalanmamak için de mutfaktan bahçeye açılan kapıya doğru ilerledi. Etrafta kimse var mı diye kolaçan ederken o sırada evin kapısının önünde bir o yana bir bu yana yürüyen korumaları gördü.
Mahir o günden beri güvenlik için koruma sayısını arttırmıştı. Deyim yerindeyse kuş uçurtmuyordu.
Asi hızlıca bahçeden koşarak arka sokağa çıktı. Orada bulunan bir taksiye binip gideceği yeri tarif etti. Taksi de hareket ederek hastaneye doğru yola çıktı.
Hastaneye geldiğinde ise taksiciye ücreti ödedikten sonra da hızla taksiden inerek hastaneye girdi.
Danışmanda bulunan görevliye Tahir Korkmaz'ın nerede olduğunu sorduğunda ise görevli de ona Tahir'in yoğun bakımda olduğunu söyledi.
Asi kadına teşekkür ettikten sonra da hızla merdivenlerden yukarıya çıktı. Sanki bacakları onu taşımıyordu.
Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Nefes nefese merdivenlerden yukarıya çıktığında ise yoğun bakımı görmesiyle olduğu yerde durdu.
Az ötede sevdiği adam yatıyordu. Canının diğer yanı, onun için hayatını, canını bile verirdi.
O sırada gözleri ilk önce Tahir'in annesini buldu. Kadın bir köşede oturmuş içli içli ağlıyordu.
Babası ise elini başına koymuş öylece oturuyordu. Kendinden emin adımlarla ağır ağır onlara doğru yürüdü
Birazdan olacaklardan korkuyordu. Tam yani başında durduğunda ise ilk bir kaç dakika ne diyeceğini bilemedi. Sanki dili mühürlenmişti. Konuşamıyordu.
Hafifçe öksürdüğü sırada bütün gözler ona çevrildi. Asi hepsinin gözlerinde acı, biraz öfke, sitem, isyan gördü.
Asi ise bunların sebebinin kim olduğunu çok iyi biliyordu. O yüzden de bakışlarını yere dikti. En iyisi onlara bakmamaktı.
" Ben, ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok geçmiş olsun. Hepsi benim yüzümden. Ne yaparsam yapayım, bunu asla telafi edemem. Ama izin verin onu son bir kez göreyim. Ona veda edeyim. Sonra söz bir daha karşınıza çıkmayacağım. " Diye konuştu.
Bir kaç dakika sessizlik oldu. O sırada bu sessizliği bozan Tahir' in annesinin " Geç, o da seni bekliyor." Diyen konuşması oldu.
Asi ise bu an karşısında dolu gözlerle kadına gülümsedi. O sırada oradan geçen hemşire de onları görünce Asi'ye "Buyurun, ben size yardımcı olayım. " Diyerek onu yönlendirdi.
Asi ise hazırlandıktan sonra da yoğun bakımın önünde durdu. Otomatik kapı açıldığında ise onu gördü. Sevdiğini....
Sedyede boylu boyunca uzanmış yatıyordu. Yanında da kalp atışını gösteren alet vardı.
Asi derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla sedyeye doğru yürüdü.
Bir süre ayakta durmuş, oturacak bir yer aradı. O sırada ise hemen yan tarafta bulunan sandalyeyi görünce yatağın yanına çekti ve oturdu.
Derin bir nefes aldı ve o an gözünden bir damla yaş süzüldü.
Acıyla gülümseyerek
" Ben, geldim. Asi'n. Uzun zaman oldu değil mi? Şimdi sen bana neden geldin diye soruyorsun, içinden kendi kendine kızıyorsun biliyorum. Ama ben de böyle olsun istemezdim inan! Keşke senin yerinde ben olsaydım. Keşke seninle farklı koşullarda karşılaşsaydık. Seninle bir hayatım olacaktı. Çocuklarımız... Belki biri kız, bir erkek. Küçük bahçeli bir evimiz olacaktı. Buralardan çok uzağa gidecektik. Sadece ikimiz olacaktık. Ama olmadı. Senbelki beni unuttun. Haklısın da.
Ama inan ben seni asla unutmadım. Sevmekten de vazgeçmedim. Ölene kadar da seni seveceğim. " Diyerek Mahir'in elini aldı ve yanağına koydu.
Gözlerini huzurla kapattı. Bir süre öylece durdu. Tam o sırada ise boğuk bir ses " Asi." Dedi.

Asi ilk başta hayal görüyor sandı. Başını yavaşça yukarıya kaldırdığı sırada ise ona bakan bir çift mavi gözle karşılaştı.
Tahir'e " Tahir, uyandın. Çok şükür uyandın. " Diye sevinçle sorduğu sırada ise Tahir de ona yorgun bir halde gülümsedi.
Asi de o an " Sana bir şey olacak diye çok korktum Tahir. Eğer olsaydı kendimi asla affetmezdim." Dediğinde Tahir de onun dudaklarına parmağını koymasıyla lafı yarıda kesildi.
Tahir " Korkma, ben iyiyim. " Dediğinde Asi de başını salladı.
Ardından da derin bir nefes aldı ve kekeleyerek "Ben, dışarıya haber vereyim. " Diyerek odadan çıktı.
Kapıda bekleyen insanlar onu görünce aceleyle yanına geldi. Asi de güzel haberi verdiği sırada ise hepsi sevinçle birbirine sarıldı. Asi o an bir şeyden emindi. Hayat ne olursa olsun çok kısaydı. İnsan sevdiğinin değerini kaybedince anlıyordu..
Mahir de mekana giderken o sırada polis çevirmesine takıldı. Adamı da Mahir'e baktı ve " Abi, şimdi ne yapacağız. " Dedi.
Mahir'in gördüğü tek şey kendilerine doğru gelen polis memuruydu. Yolun sonuna geldiğini çoktan anlamıştı.


