Ne kadar süre Tahir'e sarılı kaldım bilmiyorum. O kadar çok ağlamıştım ki gücüm tükenmişti. Sadece omuzlarım inip kalkıyordu.
Tahir ise öylece yerde yatıyordu. Bunun bir rüya olmasını isterdim. Uyanmayı ve Tahir'in saçlarımı okşayarak " Geçti, güzelim. Ben yanındayım. Korkma. " Demesini.... Ah, ne çok isterdim.
Ama rüya değildi. Bu, yaşadıklarım tamamen kabustu.
Son bir kez Tahir'in o güzel, yakışıklı yüzünü ellerim arasına aldım ve son bir kez sevdiğim adamın alnına uzun bir öpücük bıraktım.
Bir yandan da doya doya o kış kokusunu içime çektim. Bir daha asla bu kokuyu koklayamacaktım. Ona sımsıkı sarılamayacaktım.
Sonra da Mahir'e dolu gözlerle bakarak " Mahir, ne olur bir şey yap. Ambulans çağır. " Dediğimi hatırlıyorum....
Mahir'in de beni umursamaz bir halde adamlarına
" Götürün şunu. " Dediğini hayal meyal hatırlıyorum...
Bu anı bozan, beni Tahir'den ayırmaları oldu. Ellerimiz her ne kadar istemesem de birbirinden ayrıldı.
Son gücümle beni tutan adamlara " Bırakın, beni. Tahir'i burada bırakamam. " Diye direndim ama beni dinlemediler.
Kapıdan çıkmadan önce de son bir kez dönüp sevdiğime baktım.
Adamlar beni karga tulumba arabaya bindirdiler. Kaçmayayım diye de iki yanıma oturdular.
Mahir de bir kaç dakika sonra
arabaya bindiğinde araba hareket etmeye başladı.
Yola koyulduğumuz sırada gözlerimi kısarak ona baktım ve " Şimdi ne olacak?" Diye sordum.
Mahir benim aksime gayet rahat bir şekilde öne doğru eğildi. İşte şimdi burun burunaydık.
Bu, yakınlıkta olmamız, beni ürpertiyordu. O yüzden de titremeye başlamıştım. Ama bunu Mahir'in görmemesi lazımdı. Cesur olmalıydım.
Mahir soğuk bir ses tonuyla
" O, adamın yaşayıp yaşamaması sana bağlı. Eğer uslu durursan yaşar. Ama bana kafa tutarsan onun mezarının başında Fatiha okursun. " Dedi.
Yok bu adam ruh hastasıydı. Tahir'i göz göre göre ölüme terk edecekti. Üstelik Tahir masumdu, onun beni sevmekten başka bir suçu yoktu.
Ah, Tahir keşke benim karşıma hiç çıkmasaydın. Derin bir nefes aldım ve aynı ses tonuyla Mahir'e " Senden korkmuyorum, bu bir ve asla senin karın olmayacağım. Bu da iki. "dedim.
Aklı sıra Mahir'e meydan okuyordum. Mahir'in ise bunun üzerine cevabı sadece tek kaşını kaldırmak oldu.
En sonunda eve geldiğimizde Mahir önden indi. Ben ise olduğum yerde oturmuş öylece ona bakıyordum.
Mahir bana baktı ve " İn aşağıya." Dediğinde ona cevabım sadece " İnmeyeceğim." Diyerek omuz silkmek oldu.
Mahir derin bir nefes aldı ve gür bir sesle " Sana in dedim." Dediğinde olduğum yerde sıçradım.
Mahir benim inat ettiğimi görünce yanında duran adamlara baktı ve baş işaretiyle " İndirin şunu." Diyerek beni arabadan indirmelerini istedi.
Adamlar da aldıkları emir üzerine harekete geçtiler. İki adam beni kollarımdan tuttuğu sırada ise ben de onlara baktım ve son gücümle " Bırakın beni. Size bırakın dedim. " Diye bağırdım.
Ama bu adamların umrunda olmadı. Aksine kollarımda baskı daha da arttı. Adamlar beni sürükleyerek hemen karşımızda bulunan eve doğru götürdüler.
Eve girdiğimizde ise Mahir de arkamızdan sanki az önce beni alıkoyan olan kendisi değilmiş gayet rahat bir şekilde eve girdi.
Adamlar Mahir'e baktı ve
" Abi, emrin ne?" Diye sordu. Mahir de cevap vermeden önce durup kısa bir süre beni baştan aşağı süzdü
Ardından da bakışlarını adama dikti ve " Kızı, Bodrum'a götürün. " Dediğinde adamlar da denileni yaptı.
Merdivenlerden aşağıya indiğimizde ise beni karanlık karşıladı.
Bir süre yürümeye devam ettik. Ardından da en sonunda demir bir kapısı olan odanın önünde durduğumuzda ise adamlardan biri sürgülü kapıyı sonuna kadar açtı.
Diğeri de beni içeriye hızla ittiği sırada ise darbenin etkisiyle yere düştüm. Ağzımdan bunun üzerine küçük bir acı dolu inilti çıktı.
Başımı yavaşça kaldırıp kapıya baktığımda ise kapının kapandığını gördüm. Hemen ayağa kalktım ve kapıya koştum.
Var gücümle bir yandan " Çıkarın beni buradan." Diyor, diğer yandan da kapıya vuruyordum.
Ama kimse beni duymuyordu. Koskoca mahzende benden başka kimse yoktu. Sesim mahzen boş olduğu için yankılanıyordu. Bunun üzerine de sadece kendi sesimi duyuyordum.
Kaç saattir kapıya vurdum hatırlamıyorum. En sonunda gücüm tükenmişti. Olduğum yere hıçkırarak diz çöktüm ve kapıya başımı dayadım.
Ara ara odaya yemek getirmek için girenler oluyordu. Onun dışında ise tek başıma kalıyordum.
Yorgunluktan bitap düşmüş bir halde uykuya daldığım sırada ise de ara ara kabus görerek uyanıyordum. Hep gözümün önünde Tahir'in yere düştüğü an geliyordu.
Yaşıyormuydu, hayatta mıydı? Yoksa biri onu kurtardı mı hiç bilmiyordum.
Gece mı gündüz mü, günlerden hangi gün onu bile bilmiyordum.
Ara ara duvara tırnaklarımla işaret atıyordum. Bu koca odada neredeyse kafayı yiyecek hale gelmiştim.
3 ay sonra
Tahir'i o gün çevredeki insanlar bulmuş ve hastaneye getirmişti. Tahir'in anne ve babası ise hala bir mucize olmasını bekliyordu.
Tahir'in annesinin göz yaşı o günden beri dinmemişti. Ara ara kendi kendine " Benim oğluma bunu kim yaptı, nasıl kıydılar sana?" Diye feryat ediyordu.
Hemşireler ise onu zor sakinleştirmişti. Tahir'in babası ise öylece olduğu yerde oturuyordu.
En sonunda doktor odadan çıktığında ise ikisi de heyecanla yerinden kalktı ve doktorun yanına koştu.
Doktora baktı ve " Doktor bey, oğlumun durumu nasıl?" diye sordu.
Doktor ikisine birden kısa bir süre baktı. O an sanki asırlar geçmiş gibiydi.
Doktor ikisine birden
"Her gün bu soruyu soruyorsunuz ama maalesef oğlunuzun durumu stabil." Dediğinde yine iki yaşlı insanın hayali yerle bir oldu. Umutları tükendi.
İkisi de başlarını sallayarak
" Anladım doktor. Sağ olun." Dediğinde ise doktor da yanlarından ayrıldı.
Tahir'in babası ise eşinin omzuna elini koydu ve
" Umudunu yitirme hanım. Oğlumuz kurtulacak. Yine eskisi gibi gülüp eğleneceğiz. " Dedi.
O sırada Mahir de odaya girdiğinde ise ben zar zor başımı kaldırıp kapıya baktım.
Mahir yanıma geldi ve saçımı okşamak için elini uzattığı sırada hemen kendimi geri çektim ve ona iğrenen bir halde bakarken " Dokunma bana. " Diye bağırdım.
Mahir de buz gibi soğuk bir ses tonuyla bana " Hiç bir şey yenemişsin. Hasta olacaksın. Hem bak daha nikah günü alacağız. " Dediğinde ona sinirle gülerek " Ölsem daha iyi ya. Sen benim bu hayatta yaşama sevincimi elimden aldın. Benden daha ne istiyorsun? Ha, ben seni sevmiyorum. Sevmeyeceğim de. Senin asla ama asla eşin olmayacağım. Sen iğrenç bir insansın. " Dediğinde yüz ifadesi sertleşti.
Ona baktım ve " Tahir'in anne ve babası seni görseler ne yaparlar biliyor musun?" Diye sordum..
Mahir de tek kaşını kaldırarak bana baktığında ise ona baktım ve " Yaklaş." Dedim.
Mahir bana yavaşça yaklaştığı sırada ise onun yüzüne " İşte bunu." Diyerek tükürdüm.
Mahir o an sinirle gözlerini yumdu. Ardından da bana bakarak tokat atmasıyla başım yana savruldu.
Bana baktı ve bir anda boğazıma yapıştığı sırada nefes alamadım.
Gözlerim kayıyordu. Bir yandan da kurtulmak için Mahir'in eline vurdum.
Mahir de bana " Seni şimdiye kadar öldürmedim. Ama beni sakın zorlama. Benimle iyi geçinmeye bak. Tahir'i unutacaksın. Yakında benim karım olacaksın. Anladın mı?" Diye sorduğunda ise zar zor başımı salladım.
Mahir bir anda beni sertçe ittirdiği sırada ise olduğum yerde öksürmeye başladım.
O sırada kapı açıldığında ise Mahir de o tarafa baktı. Adamlardan biri telaşla Mahir'e " Abi, önemli bir şey oldu." Dediğinde Mahir de kısa bir süre bana baktıktan sonra dışarıya çıktı.
Ben de hemen kapıya gittim ve nefesimi tutarak konuşmaları dinlemeye başladım.
Adam " Abi, bu bizim öldürmek istediğimiz adam. Tahir. Yaşıyor. " Dediğinde o an sevinçten havalara uçacaktım.
Gözlerimden yaşlar akarken küçük bir kahkaha attım. Yaşıyordu, benimleydi. Beni bırakmamıştı.
O an bir süre ses gelmedi. Merakla Mahir'in ne diyeceğini dinlemeye başladım.
Mahir sinirle " Bu, nasıl olur? Onun oradan sağ çıkmaması gerekiyordu. " Diye kükredi.
Adam da Mahir'e korku dolu bir sesle " Ne yapalım abi?" Diye sordu.
Mahir de " Başladığımız işi yarım bırakmayın. Söyle adamlara. Hastaneye biri gitsin ve kalan işi halletsin. " Dediğinde ise o an dünyam başıma yıkıldı
Bu nasıl olurdu. Daha sevdiğime kavuşmadan, onun yaşadığına sevinemeden onu bir kez daha kaybedecektim
Hayır hayır buna asla izin veremezdim. Düşün düşün. Bir şey bulmam lazımdı.
Ayağa kalktım ve odada kaçmak için bir şeyler aramaya başladım.
En sonunda ayna gözüme çarptı. Aynayı elime aldım ve ayağımla parçaladım
Parçalardan birini de kolumun içine sakladım. Evet, Mahir odaya girdiğinde ise bunu ona karşı kullanacaktım.
Adamlar gitmiş olacak ki ses kesilmişti. Geriye bir tek Mahir'in odaya girmesi kalmıştı. Mahir bu odaya eninde sonunda girecekti.
Adamlar ise evden çıkarak hastaneye gitmek için arabaya bindiler. Araba yola koyuldu.
En sonunda araba hastanenin önünde durduğunda ise adamlar arabadan inip hastaneye girdi.
Orada bulunan görevliye baktılar ve Tahir'in hangi katta olduğunu sordular.
Hemşire Tahir'in yoğun bakımda olduğunu söylediği sırada ise adamlar teşekkür ederek hızla merdivenlerden yukarıya çıktı.
Adamlardan ikisi gözcü olurken diğeri de sanki doktormuş gibi sakin ve rahat adımlarla yoğun bakıma ilerledi. Hem böylece kimse ondan şüphe etmeyecekti.
Şanslı gününde olmuş olacaktı ki yoğun bakımın önünde kimse yoktu. Bu süre işini halledip çıkması için yeter de artardı bile.
Adam yoğun bakımın önünde durdu. İçeriye girmeden önce de durup kısa bir süre etrafına gelen giden kimse var mı diye baktı.
Ardından da yoğun bakımın yanında bulunan tuşa bastığında ise otomatik kapı sonuna kadar açıldı.
Adam yoğun bakıma girdiğinde ise gördüğü kişiyle yerinde durdu. İşte oradaydı.
Yüzünde sinsi bir gülüşle Tahir' e doğru yaklaştı. Bir süre hareketsiz yatan adama baktı ve o an eli cebine gitti
Eline aldığı içinde zehir bulunan enjektörü yapmadan önce adama baktı ve " İyi uykular." Diyerek tam enjektörü yapıyordu ki o an otomatik kapı açıldı.
Adam da o an donakaldı. Arkasını dönüp gelen kişiye baktı.


