İçeriğe geç

ASANSÖRÜN AŞAĞISI

Bölüm 3 · 9 dk okuma

ASANSÖRÜN AŞAĞISI

Bölüm 3

3. Bölüm

İri adam ağır ağır ilerliyorken ; Daphne'de arkamdan kollarımı sıkıca tutmuş,beni yavaş yavaş geriye doğru çekiyordu. O geriye doğru gittikçe ben de onunla beraber geriliyordum. Bir adım geri,iki adım geri... Adamın adımları yavaşladı. Arkasına dönecekmiş gibi hissettim. O bize doğru dönecekmiş gibi kıpırdandığı anda gözlerimin büyüdüğünü tahmin edebiliyordum . Vücudumdan neredeyse tüm kanın çekildiğini hissetmiştim. Vücudumda,iliklerime kadar karıncalanma hissettim adamın beyaz,kirli gömleği kıvrıldıkça.Tam o anda arkamdaki kadın uzun,narin parmaklarını yüzüme getirdi. Ne yapıyordu bu böyle?Aniden elleriyle ağzım ve burnumu kapattı ve beni hızla geriye doğru çekmeye başladı . Karşı koymadım ve ona ayak uydurdum. Aynı zamanda arkasına dönmek üzere olduğunu sandığım o adamı izliyordum. Sağındaki direğe bakıyor gibiydi. Derin bir oh çektim ve geriledikce adam görüş alanımdan çıkıyordu. Sadece bir kaç saniye...O bir iki saniye bana nasıl olur da bir kaç dakika gibi gelirdi? Şaşkınlıktan büyüyen gözlerimden yanağıma düşen yaşlar yüzümü ıslatıyordu. Korkunun ve umutsuzluğun yağmuru... Burada ölüm vardı ,bu hava ölüm kokuyordu. Ve bir çıkış yolunun varlığı kesin değil. Kadın,dar yoldan çıkınca beni sağa çekti ve bıraktı. Eliyle sus işareti yapmaya devam ediyordu. Ben ise titreyen bacaklarımı hissedemiyordum. Korku vücudumu ele geçirmişti. Yaşama sevincim ise korkuyu ele geçirmeye çabalıyordu. Dizlerimin üstüne düştüm . Dizlerim yere değecek pozisyonda oturdum. Gözlerimin önünden cesetler , o ürkütücü adam ve kurtuluş yolunu bir türlü bulamayışımız film senaryosu gibi geçip gidiyordu. Ürkütücü adamın hırçın ayak sesleri uzaklaştı, uzaklaştı,tam o anda her taraf dönmeye başladı . Daphne'nin yolu kontrol ederken ki görüntüsü bulanıklaşıyordu. Mavi bluzu ile siyah paraşüt pantolonu birbiriyle karışmaya başladı . Net görünmeyen Daphne'nin bana döndüğünü gördüm. Bir an görüşüm düzeldi ama bu sefer de sesleri boğuk duyuyordum. Görüntünün netleştiği anda Daphne'nin ağzının kıpırdandığını gördüm ama görüşüm tekrardan bulanıklaştı. Birbiriyle karışan renkler dönüp duruyordu. Sonra her şey karardı . Aniden. En son hissettiğim birinin beni sarsmasıydı. Sonra gözlerimi açtım . Pastel renklerin ağırlıklı kullanıldığı modern dizayn odamda,annemin şefkat dolu bakışlarının altında.

Güzel kadın tebessüm ederek hafiften titrek sesiyle konuştu:

- "Hadi ama Jasey, benim Hoc Est Amor Restorant'ıma geç kalacağız ." Algılarım kapalıydı.Kendime gelince herşeyin bı kâbus olduğunu anladım. Sonunda uyandığım için çok mutlu olmuştum .Ne kadar da gerçekçiydi ya! Hele o ceset görüntüleri . Tüm bunlar aklımda nereden kalmış olabilirdi ki? Her neyse, bir rüya hakkında bu kadar düşünmeye gerek yok. Dikine kadar yaşamam gereken güzel bir gün beni bekliyordu. Sevinçle yatağa oturdum ve ihtiyar kadının ufak burnunu hafifçe sıktım. Annemin tebessümü büyüdü. Gülümseyerek:

- Günaydın dünyanın en tatlı ihtiyarı! " dedim. Karşılık verdi.

-Sana da günaydın dünyanın en şımarık kızı." Yaptığı mizahlar hoşuma çok giderdi.

Sinirlenmiş gibi yapıp:

- Senin kızın olarak doğmam;istediğim kadar şımarık olabileceğim anlamına geliyordu hani,annecik? " dedim. Arkasına dönüp giderken:

-Sana şımarmaman hakkında bir şey söylemedim ufaklık"dedi ve ekledi.

- Hadi hazırlan, kahvaltıyı restorantta yapacağız. "

- Birazdan aşağıya inmiş olurum!" sesimi duyması için bağırarak söylemiştim. Karşı taraftaki büyük pencereden yüzüme,gözlerime yansıyan güneş ışığıyla daha çok canlanarak gördüğüm kötü kâbusu unutmaya çalıştım. Loş ışıklardan ve karanlıktan ne kadar nefret ettiğimi o an farketmiştim. Biraz öyle durduktan sonra biraz ileride duran pastel mavisi kar dolabına yöneldim ve üstümü giyindim. Büyük,boy aynasında biraz kendimi seyrettim ve eksik olan şeyin renkli bir ruj olduğu kanısına vardım . Üzerimdeki kısa modelli pastel moru gömleğe gri ruj çok yakışacaktı! Aynada rujumu dikkatlice sürdükten sonra tarağı ve tokamı alıp babama koştum. Aklına gelen yeni kurgu sahnesi için yazı yazmaktaydı ancak benim geldiğimi gördüğünde kalemini bırakıp kucakladı ve saçımı taramak için tarağı aldı .

-"Çok güzel görünüyorsun,tatlım." dedi.

-"Tarzımı senden aldım babacık." dedim ve babam gülerek saçımı okşadı. Her şey normaldi,tâ ki babam tokayla saçımı toplarken:

-" Jasey,bilmeni isteriz ki;annenle, sana güvenmek istiyoruz." diyene kadar. Durduk yere nereden çıkmıştı bu şimdi?

- "Ne demek istiyorsun baba ?" dedim. Bir süre konuşmadan saçımı toplamaya devam etti. Elini saçımdan çektiğinde ona döndüm.

-"Baba?" Hiç bir şey söylemeden kalkıp gitti.

Anneme baktım ,bana bakmadan kapıya doğru yürüdü . Onlara koşarak yetiştim ve tekrar sordum :

-" Baba,orada ne demek istedin öyle? "

Babam yüzüme bakmadan beyaz Honda'sının kapısını açtı. Kafam karışmıştı. Kafam çabuk karışırdı. 'Belki de kendi istediği zaman açıklama yapacak ' deyip bu konuyu yol boyunca hiç açmadım.

Restarontta güzel bir kahvaltı yerken ortamı hareketlendiren bir olay oldu. Garsonlar Kar maskeli birinin,restaronttan yemek aşırmasıyla aksiyon dolu bir ortam yaratmışlardı.Çevik görünümlü erkek garsonlar haykırarak peşinden koşarken,kadınla restoranın duvar şeklinde konulan camından göz göze geldik. Kar maskesinin ardından gözüken lacivert gözlerin bana hatırlattığı kabus ile yemeğimi yutkunamadım. O bir çift çukur ve lacivert gözler... Nasıl olur da gördüğüm kâbustaki o tuhaf kadının gözleriyle aynı olurlardı? Kadın bana baktıkça gözlerinde tuhaf bir anlam beliriyor, ve bu anlam âdeta yavaş çekim ile artıyordu. Tek gördüğüm o gözler idi,etrafımda olup biten diğer herşeyi unutmuştum. Sonra kadın kayboldu ve peşine düşmüş garsonlar göründü . Yutamadığım yemeğim boğazımda kalmıştı ve öksürmeye başladım. Annem ile babamın ilgisini çekmiş olmalıydım,ama ikisi de (tuhaf bir şekilde) bana bakmamışlardı. Yutkunmaya çalıştım ancak bunu yaptıkça daha çok öksürüyor ve nefesim kesiliyordu.Annemin ve babamın bu tuhaf ilgisizliği ve ikisinde de anlayamadığım bi yere bakıyor olması beni şaşırtmıştı açıkçası. Neresi olduğunu anlayamıyordum. Gözlerinde birden beliren beklenti ve umut ile sadece üçümüzün olduğu karanlık bir yerde;dimdik,ayakta ;bana bakıyorlardı şimdi. Bulunduğumuz yerde loş ışıklar ve soğuk bir hava vardı . Olamaz,hayır lütfen bu olmasın. Yoksa hâlâ da bir rüyada mıydım? Henüz neler olduğunu anlayamamışken, ikisi birden;ismimi söylediler . Midem bulanmaya başlamıştı. Ne diyeceklerini bekledim .

-Seni bekliyoruz,eve dön ."

- Hayatında,bir kez de olsun tek başınayken önemli bir şey başarmak zorundasın! " Ne? Görüntü değişmeye başlamıştı.Gözlerimin önünde sanki ebeveynlerim değil de iki hayalet duruyor gibiydi.

- Bizi yalnız bırakamazsın Jasey,senin için onca şey yaptıktan sonra olmaz!" Başım dönmeye ve her şey kafamda netleşmeye başladı.

-" Seni bulmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız,sen de karşılık olarak hayatta kalmasın." Bu son sözlerden sonra ebeveynlerim gözlerimin önünde saydamlaşmaya başladı.Tıpkı bir ampulün bozulup yavaşça sönmesi gibi.

-"Anne,baba; beni bırakmayın-" sözlerimi tamamlayamadan büyük bir gürültü koptu. O anda oldukça güçlü bir ışığın ortaya çıkmasıyla sersemledim. Ben gözlerimi, yüzümü kolumun arasına gizleyerek korumaya çalışırken ışık kayboldu ve biraz ötede çok tanıdık bir ses bana seslendi.

-" Hey,Jasey. Sana diyorum . " Ağzımdan 3 hece döküldü:

-"Sophia?" Sophia biraz ötede durmuş, bana bakıyordu. Yanına koştum. Ama o uzaklaşıyordu.

-" İçindeki çocuğun savaşçı ruhuna bürünerek kal hayatta,Jasey! " Bana gurur verici bir ifade ile baktı.Onunla küçük birer kızken bir ebelemece oyunu ile tanıştığımızda, Sophia'nın bana inanmayan arkadaş grubundaki herkesi ebeledikten sonra bana bakıp,elini uzatıp "memnun oldum" cümlesini söylerken onda gördüğüm ifade. Ortaokulda bile favori oyunumuzdu, çünkü bizi tanıştıran oyundu.

Başka bir şey söylemedi.

-"Hayır Sophia, ben başaramam! Ben karanlıktan ve yalnızlıktan çok korkarım ." diye bağırdım .Onu tutmaya çalıştım ancak hızla saydamlaşarak ellerimden kayıp gitti.

"-Ben daha önce hiç ceset görmedim , Sophia" diye fısıldadım. Sonra arkamdan bir inleme duydum . Arkama döndüğünde ise , kendimi gördüm . Benim tıpkım bir kadın bana doğru hızla yürüyerek yaklaşıyordu.

-" Uyan artık! " Konuştuğunda duyduğum ses beynimde yankılanıyordu. 'Uyan artık,uyan artık,uyan' Sonra sarsıldığımı hissettim. Her şey karardı. Gözlerimi tekrar açtığımda,bir siluetin beni sarstığını gördüm.

Daphne...

Uyanmıştım. Bu iğrenç yerde,sersemlemiş şekilde. Gerçekliğe uyanmıştım. Bulanık görüşüm netleştiğinde başımı kaldırmaya çalıştım ancak başımda hissettiğim yoğun ağırlık yüzünden geri yatmak zorunda kaldım. Daphne öylece yüzüme bakıyordu.

Ne düşünüyorsun,kendime gelmeme yardım etsene!

Yüzünü net göremiyordum. Soğuk zemine yattığımdan olsa gerek,her tarafım tutulmuş gibiydi. Daphne'nin kısık ve ince sesi:

-" Demek sonunda uyandın." dedi.Başımı zorlukla kaldırarak kalktım ve etrafı net görmek için gözlerimi kırpıştırdım.

Kimsin sen, kızım?

Kadına döndüm. O çukur lacivert gözlerin sahibi, bir hafta önce restorantta yaşanan olayın sorumlusu. Ben unuttuğum için bilinçaltım bana bunu bu şekilde hatırlatmış olmalıydı.

Çalışıp kazandığın parayla bir şeyler alabilmek varken,neden iki kişilik bir yemek menüsünü aşırdın ki?

Bunları düşünürken susadığımı farkettim. Etrafa baktım, uyuyakaldığım yer burası değildi. Kurumuş dudaklarımı yaladım ve susadığımı söylemeden önce Daphne'ye sordum.

- "Beni buraya nasıl getirdin?" Daphne:

- " Çok da ağır değilsin." Zayıf olduğumu biliyordum ancak bu kadının taşıyabileceği kadar hafif miydim ?

Evet. Benden daha iriydi,kesinlikle.

- "Sporcu falan mısın?" dedim. Daphne'nin yüzündeki küçük mimikler de kayboldu.

-" Özel yaşamımda bir gereksinim olduğu için bir dövüşçü kadar güçlü sayılırım." dedi.

Özel yaşamında ne vardı ki,hakkın olmayan şeyleri aşırıp sahipleriyle kavgaya tutuşmak mı?

Sormayı düşündüm ancak çekiniyordum. Şimdi olmazdı . Ne de olsa o beni kurtarmış sayılırdı:kuyu derinliğinde bir asansör boşluğuna düşmekten ve korkudan ne yapacağımı şaşırdığım bir an baltalı bir adamdan uzaklaştırırken.Etrafi gözlerimle tararken yere baktım ve kadının iş çantasının uzun zamandır yanında olmadığını farkettim.

-"Daphne" dedim. Gözümü yerden kaldırıp ona bakarken 'Ne oldu' dermiş gibi tek kaşını kaldırdığını gördüm.

-"Çantan" diye kekeledim.

- "Onu asansör yolunu kaybedersek diye asansörün yakınında bir yerde bırakmıştım."

Ve şimdiye kadar hiç o çantaya rastlamıştık. Bunun iki sebebi olabilirdi; ya o ürkütücü adam o çantayı bulmuş ve almıştı, ya da kaybolmuştuk. İkisi olası da birbirinden beterdi. Baltasıyla olayının ne olduğunu anlayamadığım o adam peşimize düşmüş olabilir miydi? Gördüğüm rüyanın etkisinden çıkamayışım beni her şeyi düşünmeye sevk ediyordu. Onca cesetin aynı yerde toplanmış olmasının sebebi aynı olabilir miydi?

"-Daphne..." dedim. Kadın hâlâ suratıma bakıyordu ve yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

Sen kesinlikle çok , çok garip birisin.

"-Sence o adam burada ne yapıyordu?" Kadın alaycı bir ses tonuyla, alaycı bir ifade takınarak:

-" Jasey,kendine gel!" dedi. Sonra yüzü yeniden ifadesizleşti ve ciddilesmeye başladı. Bana yaklaştı ve yüzüme dikkatle baktı. Gözlerinde ürkütücü bir hava vardı.

-" Hepsi bir yerde toplanan,parçalanmış cesetler sence kimin eseriydi?"

Eser mi? Ne kadar da iğrenç bir şaka!

kadının zaten kısık olan sesi fısıltı şeklinde çıkınca tüylerim diken diken oldu. Gözlerimi gözlerinden ayıramıyordum,sorusunun cevabı aklımda yankılandıkça:gördüğüm rüya aklımın bir köşesinde, uykuya dalmak üzereyken kulaklığınızdan sinirlerinizi akan müzik gibi beliriyordu. Cesetlerin görüntüsü...

Kadının göz bebekleri küçülür gibi oldu. Başı hafifçe yana düştü ve dudakları iki kere kıpırdandı.

-"Jasey?" Neden böyle yapıyordu şimdi? Bu kadın beni korkutmaya başlamıştı.

Garip bir hırsız.

Bir kez daha şarkı mırıldanıyormuş gibi ismimi tekrarladı.

Neden bu kadar yakınsın tuhaf hırsız?

Ben cevap verinceye kadar gözleriyle gözlerimi izlemesiyle emin olmuştum:

Daphne yalnızca tuhaf değil, aynı zamanda ürkütücü idi. Sanki beni korkutmaktan zevk alıyor gibi...

Bu kadında yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Bu sefer daha yüksek bir ses tonuyla konuştu, emreder gibi sordu:

-"O adam burada ne yapıyor?"

Onun bu otoriter ses tonu istemeden cevap vermeme neden olmuştu.

-"Burada mahsur kalanları ...." zorlukla söylediğim bu kelimelerin devamını getiremedim.

-"Daphne" dedim.

-"Ben susadım."

Kadın sinirlenmiş görünüyordu. Uzaklaştı ve kollarını bağladı.

-" Ortalıkta bir seri katil dolaşırken su arama fikri sence de çılgınca değil mi,Jasey?" Öyleydi. Ama az önceki baskıdan kurtulmak için iyi bir bahaneydi.

-" Keşke yanımızda suyumuz olsaydı. Dilim, damağım kuruyor ya!" dedim. Daphne'nin yüzünde bir an küçük bir mimik oluştu ama hemen kayboldu.

Suratsız kadın.

Bu kadın sinirlerimi bozmaya başlamıştı.

-"Hadi arayalım." dedi. Bu sefer de sesinde anlayamadığım bir ifade vardı.

Ve ben bu kadındaki tersliği bulana kadar,Sophia'yla lisede bile oynadığımız ebelemecedeki kararlılığımda olacaktım.

Ebe benim,ebelenecek olan ise

Daphne.

Bölüm sonu

2 yorum