Oda sessizdi. Saatin tik takları bile sanki ağırlaşmıştı.
Aras hareketsiz duruyordu. Az önce hatırladığı görüntü zihninde tekrar tekrar dönüyordu: yağmurlu gece… babası… ve kapüşonlu bir adam.
Ama bu kez yüzü netti.
Komiser Demir.
Aras’ın akıl hocası. Ona dedektif olmayı öğreten adam. Yıllarca yanında çalıştığı kişi.
Aras fısıldadı:
“Hayır… bu doğru olamaz.”
Mira dikkatle ona bakıyordu.
“Aras… bazen zihnimiz parçaları yanlış birleştirir.”
Ama Aras başını salladı.
“Hayır.”
“Bu bir hatıra değil artık.”
“Bu… gerçek.”
Aras masanın kenarına tutundu. Kalbi hızla atıyordu.
Çünkü başka şeyler de hatırlamaya başlamıştı.
Komiser Demir’in onu ilk gördüğü gün.
Garip bir cümle söylemişti.
“Bazı gerçekleri unutmak daha iyidir, Aras.”
O zaman bu sözün anlamını düşünmemişti.
Ama şimdi…
Her şey farklı görünüyordu.
Ertesi sabah Aras doğrudan karakola gitti.
Koridorlar tanıdıktı ama bugün her şey yabancı geliyordu. İnsanların konuşmaları, kahkahalar… hepsi uzak bir uğultu gibiydi.
Komiser Demir odasındaydı.
Kapıyı çaldı.
“Gir.”
Aras kapıyı açtı.
Demir masasında oturmuş dosya okuyordu. Başını kaldırdı ve gülümsedi.
“Aras. Seni arıyordum.”
Aras kapıyı kapattı.
“Ben de sizi.”
Demir dikkatle baktı.
“Bir şey mi oldu?”
Aras cebinden fotoğrafı çıkardı ve masaya koydu.
Demir fotoğrafa baktı.
Ama yüzündeki ifade değişmedi.
“Bu nereden çıktı?”
Aras gözlerini ondan ayırmadı.
“Babam yaşıyor olabilir.”
Demir birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yavaşça sandalyeye yaslandı.
“İlginç.”
Aras’ın sesi sertti.
“Babamı o gece gördünüz mü?”
Demir’in gözleri daraldı.
“Ne demek istiyorsun?”
Aras artık geri dönemezdi.
“Hatırladım.”
Oda sessizleşti.
Demir birkaç saniye Aras’a baktı.
Sonra çok yavaş bir şekilde konuştu.
“Ne hatırladın?”
Aras’ın kalbi hızlandı.
“Onunla konuşuyordunuz.”
Demir sandalyesinde kıpırdamadı.
Sadece Aras’a baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Demek sonunda.”
Aras’ın kanı dondu.
“Ne?”
Demir ayağa kalktı.
“Hatırladın.”
Mira’nın sözleri Aras’ın zihninde yankılandı: “Bu bir zihin oyunu olabilir.”
Ama Demir’in yüzündeki sakin ifade her şeyi doğruluyordu.
Aras sertçe konuştu:
“Babamı öldürdünüz mü?”
Demir başını hafifçe eğdi.
“Hayır.”
Aras bir adım yaklaştı.
“Peki o gece ne oldu?”
Demir pencereye yürüdü.
Dışarıdaki şehre baktı.
Sonra konuştu.
“Baban çok tehlikeli bir şey keşfetmişti.”
Aras kaşlarını çattı.
“Ne?”
Demir cevap verdi:
“Şehrin gerçek sahiplerini.”
Aras’ın kalbi tekrar hızlandı.
“Onlar kim?”
Demir arkasını döndü.
“Aras… bu şehirde bazı insanlar kanundan daha güçlüdür.”
“Baban onları ifşa etmek istedi.”
Aras fısıldadı:
“Sonra?”
Demir gözlerini onun gözlerine dikti.
“Sonra biri onu susturdu.”
Aras’ın sesi titredi.
“Kim?”
Demir birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça söyledi:
“Ben değildim.”
Aras nefesini tuttu.
“Peki kim?”
Demir cevap vermedi.
Sadece masaya doğru yürüdü.
Bir çekmece açtı.
İçinden küçük bir şey çıkardı.
Eski bir madeni para.
Üzerinde o tanıdık sembol vardı.
Aras’ın kalbi sıkıştı.
Demir parayı masaya bıraktı.
“Bu sembolü yıllardır araştırıyorum.”
Aras şaşkınlıkla sordu:
“Ne olduğunu biliyor musunuz?”
Demir başını salladı.
“Evet.”
“Bu bir örgüt değil.”
Aras fısıldadı:
“Peki ne?”
Demir cevap verdi:
“Bir oyun.”
Oda tamamen sessizleşti.
Aras’ın aklı karışmıştı.
“Ne oyunu?”
Demir gözlerinin içine baktı.
Ve en rahatsız edici cümleyi söyledi:
“Bizi izleyen insanların oyunu.”
Aras’ın içinden soğuk bir his geçti.
“Kim izliyor?”
Demir cevap verdi:
“Bizim bilmememiz gereken kişiler.”
Aras sessizce sordu:
“Babam… bu oyunun içinde miydi?”
Demir yavaşça başını salladı.
“Evet.”
Aras’ın sesi neredeyse duyulmayacak kadar düşüktü.
“Peki ben?”
Demir gözlerini kısmıştı.
“Aras…”
Bir an durdu.
“…sen bu oyunun en önemli parçasısın.”
Aras’ın zihni sarsıldı.
“Ne demek bu?”
Demir cevap verdi:
“Çünkü bu oyun…”
Yavaşça konuştu.
“…sen doğduğun gün başladı.”
O anda Aras’ın içinden tek bir düşünce geçti:
Belki de bütün hayatı boyunca yaptığı her şey…
Her dava…
Her karar…
Birileri tarafından önceden planlanmıştı.
Ve eğer bu doğruysa…
Aras hiçbir zaman gerçekten özgür olmamıştı.