Gece ağır ağır ilerliyordu. Aras masanın başında oturmuş, elindeki fotoğrafa bakıyordu. Fotoğraftaki adam… yıllardır öldüğünü düşündüğü babasına çok benziyordu. Ama benzemek başka şeydi, gerçekten o olmak başka.
İçinde iki ses vardı.
Bir ses diyordu ki:
“Bu bir tuzak.”
Diğeri ise fısıldıyordu:
“Ya doğruysa?”
İnsan zihni garipti. Bazen en korkunç ihtimal bile umut gibi görünürdü.
Mira sessizce sandalyeye oturdu. Aras’ın yüzünü dikkatle izledi. Onu ilk tanıdığı zamanki keskin, kendinden emin dedektif sanki yavaş yavaş kayboluyordu.
“Aras,” dedi yumuşak bir sesle, “nefes al.”
Aras başını kaldırdı. Ama gözleri sanki başka bir yere bakıyordu.
“Biliyor musun,” dedi, “insan bazen geçmişini o kadar çok düşünür ki… sonunda gerçek ile hatıra birbirine karışır.”
Mira bir şey söylemedi.
Aras devam etti:
“Çocukluğumdan o geceyi yüzlerce kez düşündüm. Babamın kapıyı çarpışı… arabaya binişi… yağmur… Hepsi çok net.”
Bir an durdu.
“Belki de fazla net.”
Mira kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Aras yavaşça ayağa kalktı.
“Gerçek anılar bu kadar düzenli olmaz.”
Odanın içinde yürümeye başladı.
“Gerçek anılar dağınıktır. Eksik olur. Ama benim o geceye dair hatıram… sanki bir film sahnesi gibi.”
Mira sessizce fısıldadı:
“Yani?”
Aras durdu.
“Yani biri bu anıyı benim zihnime yerleştirmiş olabilir.”
Oda bir anda ağırlaştı.
Mira’nın yüzü ciddileşti.
“Böyle bir şey mümkün mü?”
Aras düşünceli bir şekilde cevap verdi.
“Psikolojide buna yanlış anı denir. İnsanlar bazen yaşamadıkları şeyleri gerçekten yaşamış gibi hatırlayabilir.”
Mira yavaşça sordu:
“Peki bunu kim yapmış olabilir?”
Aras hemen cevap vermedi.
Gözleri yavaşça kapıya kaydı.
Orada Selim Kaya duruyordu.
Yaşlı savcı sessizce onları izliyordu.
Aras’ın sesi soğuktu.
“Mesela… bir psikolog.”
Mira şaşkınlıkla Selim’e baktı.
“Psikolog mu?”
Aras devam etti.
“Selim Kaya sadece savcı değildi.”
Masadaki dosyayı açtı.
İçinden eski bir belge çıkardı.
“Gençliğinde adli psikoloji üzerine çalışmış.”
Selim Kaya hafifçe gülümsedi.
“Çok hızlı öğreniyorsun.”
Mira şaşkınlıkla konuştu:
“Yani Aras’ın anılarını sen mi değiştirdin?”
Selim Kaya cevap verdi:
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Ben sadece yönlendirdim.”
Aras’ın kalbi tekrar hızlandı.
“Ne için?”
Selim Kaya derin bir nefes aldı.
“Çünkü senin gerçeği hatırlaman tehlikeliydi.”
Mira hemen sordu:
“Nasıl bir gerçek?”
Selim Kaya birkaç saniye sustu.
Sonra Aras’a baktı.
“Babana o gece ne olduğunu gerçekten hatırlıyor musun?”
Aras gözlerini kapadı.
Zihninde bir görüntü belirdi.
Yağmur.
Araba.
Kapı.
Ama bu kez başka bir şey daha vardı.
Bir adam.
Kapüşonlu biri.
Babasıyla konuşuyordu.
Aras’ın nefesi hızlandı.
“Ben… bunu daha önce hatırlamıyordum.”
Selim Kaya başını salladı.
“Çünkü hatırlamaman gerekiyordu.”
Mira fısıldadı:
“Bu adam kim?”
Aras gözlerini açtı.
Yüzü solmuştu.
“Onu tanıyorum.”
“Kim?”
Aras yavaşça cevap verdi.
“Komiser Demir.”
Mira dondu.
“Senin… akıl hocan olan komiser mi?”
Aras başını salladı.
“Evet.”
O anda bütün parçalar yerine oturmaya başladı.
Komiser Demir yıllardır Aras’ı eğitmişti. Ona dedektifliği öğretmişti. Onu korumuştu.
Ama şimdi yeni bir ihtimal vardı.
Belki de…
O gece babasının yanında olan kişi oydu.
Mira korkuyla fısıldadı:
“Aras…”
“Eğer bu doğruysa…”
Aras cümleyi tamamladı.
“…o zaman bütün hayatım boyunca babamın katili için çalışmışım.”
Oda tekrar sessizliğe gömüldü.
Dışarıda rüzgâr camlara vuruyordu.
Ve Aras ilk kez gerçekten korktu.
Çünkü bu artık bir suç hikâyesi değildi.
Bu… zihnin karanlık tarafına inen bir yolculuktu.