Oda sessizdi.
Aras dizlerinin üzerinde durmuş, yere bakıyordu. Kalbi hızla çarpıyordu. Sanki odadaki hava ağırlaşmıştı. Düşünceler birbirine karışıyor, geçmişten kopuk görüntüler zihninde parçalar halinde beliriyordu.
Bir masa.
Kırık bir bardak.
Babası bağırıyor.
Ve kendi sesi…
“Bunu hak ettin!”
Aras başını iki eliyle tuttu.
“Hayır… hayır…”
Mira birkaç adım geri çekilmişti. Gözlerinde korku vardı ama aynı zamanda merak da.
“Aras… bana bak.”
Aras yavaşça başını kaldırdı.
Gözleri doluydu.
“Ben… gerçekten…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Selim Kaya sandalyesinde sakin bir şekilde oturuyordu.
“Hatırlamak zor olur,” dedi. “Zihin bazen kendini korumak için gerçeği kilitler.”
Aras ayağa kalktı.
“Sen bana yalan söylüyorsun.”
Selim Kaya başını hafifçe eğdi.
“Gerçekler acıtır.”
Aras dosyayı tekrar açtı. Sayfalara baktı. Banka kayıtları… imzalar… tarihlerin hepsi yıllar öncesine aitti.
Ama bir şey tuhaftı.
Aras bir sayfayı yakından inceledi.
Sonra başka bir sayfaya baktı.
Bir anda kaşlarını çattı.
“Bir dakika…”
Mira yaklaştı.
“Ne oldu?”
Aras sayfaları masaya yaydı.
“Bu imzalar…”
“Ne olmuş?”
Aras derin bir nefes aldı.
“Bunlar aynı kalemle atılmamış.”
Mira şaşırdı.
Selim Kaya ise sessizdi.
Aras devam etti:
“Banka belgeleri farklı yıllara ait ama imzaların mürekkebi aynı.”
Oda tekrar sessizleşti.
Aras yavaşça başını kaldırdı.
“Bu belgeler sahte.”
Selim Kaya hafifçe gülümsedi.
“Belki.”
Aras’ın gözleri keskinleşti.
“Yani bana yalan söyledin.”
Selim Kaya sandalyesine yaslandı.
“Hayır.”
“Ben sadece seni test ettim.”
Mira şaşkınlıkla baktı.
“Test mi?”
Selim Kaya Aras’a döndü.
“Gerçek bir dedektif… kendi hayatı söz konusu olsa bile kanıtları sorgular.”
Aras sertçe konuştu.
“Babamı kim öldürdü?”
Selim Kaya birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça cevap verdi.
“Gerçeği gerçekten öğrenmek istiyor musun?”
Aras tek kelime söyledi.
“Evet.”
Selim Kaya ayağa kalktı.
“Ben değildim.”
Mira sabırsızca sordu.
“Peki kimdi?”
Selim Kaya Aras’a baktı.
“Onu en son gören kişi sensin.”
Aras’ın kalbi tekrar hızlandı.
“Ben 14 yaşındaydım.”
“Evet.”
“Babam o gece evden çıktı.”
Selim Kaya başını salladı.
“Ve geri dönmedi.”
Aras’ın zihninde başka bir görüntü belirdi.
Yağmurlu bir gece.
Babası kapıyı çarpıyor.
Arabaya biniyor.
Ve uzaklaşıyor.
Aras fısıldadı.
“Onu bir daha görmedim…”
Selim Kaya yavaşça konuştu.
“Çünkü o gece baban ölmedi.”
Oda bir anda dondu.
Mira şaşkınlıkla bağırdı.
“Ne?!”
Aras’ın gözleri büyüdü.
“Ne demek bu?”
Selim Kaya pencereye baktı.
“Baban hâlâ yaşıyor.”
Aras bir adım geri attı.
“Bu imkânsız.”
Selim Kaya başını salladı.
“Hayır.”
“Ve seni yıllardır izliyor.”
Aras’ın nefesi kesildi.
“Bu… bir oyun mu?”
Selim Kaya cebinden küçük bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı masaya koydu.
Aras fotoğrafa baktı.
Kalbi duracak gibiydi.
Fotoğrafta bir adam vardı.
Sakallı… yaşlanmış…
Ama yüzü çok tanıdıktı.
Babası.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
“Oğlum büyümüş.”
Aras’ın elleri titremeye başladı.
“Bu… mümkün değil.”
Mira sessizce sordu.
“Peki… neden saklandı?”
Selim Kaya yavaşça cevap verdi.
“Çünkü birileri onu öldürmek istiyordu.”
Aras fısıldadı.
“Kim?”
Selim Kaya Aras’ın gözlerinin içine baktı.
Ve en korkutucu cümleyi söyledi:
“Şehrin gerçek sahipleri.”
Oda tekrar sessizliğe gömüldü.
Artık Aras’ın karşısındaki düşman sadece bir suçlu değildi.
Ne bir örgüt…
Ne bir katil…
Bu çok daha büyüktü.
Ve Aras ilk kez şunu düşündü:
Belki de bu şehirde adalet diye bir şey hiç var olmamıştı.