Bölüm Şarkısı: Hemsaye - Poyraz.
___________________________
Vedalar, gidene mi zordur, yoksa kalana mı? Buna cevap verebilmek için hem giden olmayı tatmak hemde kalan olmayı tatmak gerekir diye düşünüyordum hep. Çünkü kalan gideni anlayamaz, giden de kalanı.
Fakat iki yönden değerlendirme yaparak düşünürsek eğer, vedalar kalana zordur. Gidenin bir bahanesi, bir nedeni vardır. Kalanın ise tutunacak bir şeyi yoktur. Kafasında boğuşup durduğu cevapsız sorularla kalır öylece.
Giden özler elbet ama geri dönmek istemez, isterse de dönme seçeneği vardır zaten elinde. Ama kalana dönecek bir yer bile kalmamıştır.
İşte bu yüzden vedalar kalan zordur.
Vedalardan oldum olası nefret ederdim. Kimseyle veda etmemiştim bu yaşıma kadar. Fakat sevdiklerimle veda etme düşüncesi bile içimi ürpertiyordu.
Bilmem kaçıncı kez çalan telefonumu yine kimin aradığına dahi bakmadan meşgule attım. Bugün okulun son günüydü. Karne almaya bile gitmemiştim. Bir hafta önce malum sınava girmiştik. İstediğim bölüm gelir miydi, bilmiyordum. Okula gitmeyip, kimsenin telefonunu açmadığımdan dolayı bizimkiler büyük ihtimalle kafayı yemek üzereydi. Kimseyle konuşacak gücü bulamıyordum kendimde.
Uzandığım kumlarda, paketimden bir dal sigara daha alarak dudaklarımın arasına yerleştirdim. Kaçıncı sigaram olduğu hakkında bile bir fikrim yoktu. Dün olan konuşmalar çıkmıyordu zihnimden. Boşluğuma denk geldiği için pat pat her şeyi döküldükten sonra pişman olmuştum.
Bana o gözle bakmadığını biliyordum, fakat bunları ondan duymak ister istemez sarsmıştı beni. Şimdi ise kaçmak istiyordum ondan. Yüzüne bakacak durumda değil gibi hissediyordum.
Bir anda üstüme bir şey zıplamasıyla yattığım yerden irkilerek kalktım. Küçük, yavru, gri bir kedi olduğunu görünce gülümsedim. Ne kadar da tatlıydı. Hafifçe başını okşamaya başladım. Yaramaz bir kedi olduğundan üstümde gezinmeye çalışıyordu.
Bütün vücuduma adeta kendini sürtüyordu. Sonra yine aklıma Poyraz'ın dedikleri düştü. Aklım çıkıyordu sözleri ve kendisi çıkmıyordu sanki.
"Kediler üzerimize kendi kokularını bırakır ve bizi sahiplenirler." demişti bir keresinde.
"Beni mi sahipleniyorsun sen?" dedim yavru kediyi severek.
"Kızım manyak mısın sen?"
Arkamdan gelen ses ile kedi de ürküp kaçmıştı. Selim'e kediyi kaçırdığı için göz devirdim.
"Kediyi kaçırdın aptal." derken bir anda kumların üstüne oturup bana sarılmasıyla dondum kaldım.
"Çok korktum." dedi sesindeki endişeyi hissederken.
Yavaşça bende kollarımı ona doladım. Biraz olsun hafiflemiş hissettim. Sanki küçük bir çocukmuşum da saklambaç oynarken abim beni bulmuş sımsıkı sarılmış gibi hissettim.
Çünkü bilirdiniz, Ev Selim'di.
"İyiyim." dedim sarılmamızı bitirirken.
"Kimsenin telefonunu açmayınca o it bir şey yaptı sandım sana."
Babamdan bahsediyordu.
"Yok bir şey yapmadı."
"Ne oldu peki?" diye sorduğunda sesi hala endişeliydi.
Birisinin sizin için endişelenmesi bile çok büyük bir nimetti.
"Yalnız kalmak istedim." dedim kısaca kaçmak isteyerek.
Pek inanmamış gibi kaşlarını kaldırdı.
"Bak bakim sen bana." dediğinde gözlerini kocaman açarak bana bakıyordu.
"Bende kardeşimi yalnız bırakacak göz var mı? Neyse benim ufaklığımın derdi beraber hallederiz." dediğinde içim ferahladı.
"Poyraz mı bir şey dedi?" diye sorunca gülümsemem yüzümde dondu.
"Ne alakası var onunla?" dedim, derken bile gözlerimi kaçırarak kekeledim.
Gözlerini kısarak bana baktığını hissedince bakışlarımı masmavi denize kilitledim.
"Ulan oradan bakınca bende enayi tipi var gibi mi duruyor?"
"O ne demek?" dedim, sanki kan davasından kaçarken yakalanmış gibi hissediyordum.
"Gönül diyorum, haddini bilmez." dediğinde yutkunamadım.
Gönül haddini bilmez.
Gönül haddini bilmeli.
"Ne gönülü yok öyle bir şey!" dedim kızarak.
"Peki, peki, zorlamak için gelmedim. Ama dertleşmek anlatmak istersen bir abin olduğunu unutma. Kaçmak yerine yüzleşmelisin." dedi saçlarımı karıştırarak.
Söyledikleri biraz olsun içime su serperken gülümsedim ona.
"İyiki varsın." dedim.
Kimseye kolay kolay, "iyiki varsın." denmemeliydi bence. Gerçekten iyiki de var olana denilmeliydi.
"Asıl sen iyiki varsın havuç kafa." dediğinde kıkırdadım.
"Aybars bana havuç kafa dediğini duyarsa seni camdan sarkıtır." dedim.
"Munzur herif, sanki bir tek onun kardeşiymişsin gibi davranıyor." dediğinde göz devirdi.
Telefonuma baktığımda 107 arama olduğunu görünce hayretle gözlerim büyüdü.
"107 arama nedir?" dedim şaşkınlıkla.
"Kızım merak etti herkes seni, bir de havalimanına çağıracaktık." dediğinde kaşlarım çatıldı.
Havalimanı mı? Birisi bir yere mi gitmişti?
"Havalimanı ne alaka?" dedim merakla.
Yüzüme boş boş baktı bir süre. Sanki diyecek bir şey bulamamıştı. Kalbime giren sıkıntıyla derin bir nefes aldım.
"Kim gitti?" dedim cevabını duymamak için kulaklarımı kapatmak istedim sanki o an.
"Üniversiteyi yarıladı biliyorsun. Okulu diğer iki senesini yurt dışında okuması için teklif yapmış."
Gözlerimi yumdum sıkıca.
Saçlarımı savuran rüzgardan irkildim.
"Kabul mu etmiş?" derken çenem titriyordu.
Neden titriyordum? Tüm vücudum titriyordu sanki.
"Dün kabul etmiş." dediğinde boğazımda bir yanma hissi oluştu.
Dün.
Sevdiğimi söyledikten sonra.
Her şeyi açık açık ona anlattıktan sonra.
Bu kadar mı korkuyordu sevgimden? Kaçacak gidecek kadar mı korkuyordu?
"Hayırlısı olsun." dedim gözümde yaşlar dolmuşken.
"Güneş, abim." dediğinde bir şey söylemesine müsade etmeyerek kalktım oturduğum yerden.
Vedalar gidene mi zordur yoksa kalana mı? Giden de olmamıştım hiç kalan da. Şimdi birisi bana veda bile etmeden gitmişti. Vedalar zordur. Kalana mı, yoksa gidene mi, tartışılır. Ama zordur işte. Elinizi uzattığınızda dokunamayacağınızı bildiğinizden zordur. Bakmak için canınızı vereceğiniz o bir çift gözü bir daha göremeyeceğinizden zordur.
Vedalar kalana da zordur, gidene de.
Kalan olmak düşmüştü payımıza. Nasıl kalınırdı? Yokluğunda neye tutunulurdu? Kime ağlayacaktım ben şimdi? Kim bana hikaye anlatacaktı? Bir daha ne zaman kelebek gibi hissedecektim? Renklerimi görebilecek miydim?
Selim'in arkamdan geldiğini hissettim. Denize doğru yürüyordum öylece. Yürüdüğüm deniz miydi? Kelebek kadar ömrümde, suyun sırrını çözmek istemem aptallık mıydı?
"Güneş." dedi Selim arkamdan.
Poyraz'ın bana aldığı boynumdak kolyeye gitti elim. Sımsıkı tuttum avcumun içinde. Bu kolyeden başka tutunacak ne kalmıştı şimdi bana?
Ayaklarım suya deyince Selim de artık yanımda duruyordu. Korkuyordu sanki, bir şey yapmamdan.
"Sevmek neden harammış gibi hissediyorum?" dedim gözümden akan yaşları engellemekten kaçarak.
Poyraz'dan başkasına ağlayamıyorum diye denize bakarak ağlıyordum.
"Haram değil abicim, hissetme öyle." dediğinde sesindeki şefkat duygusu burukça tebessüm etmeme sebep oldu.
"Bu kadar mı sevilmeyecek biriyim? Sevdiğim zaman benden kaçacakları kadar mı?"
Bakışlarımı ona çevirdiğim de gözlerindeki hüznü gördüm. Poyraz'a hislerimi anlattığım zaman bile onun gözlerinde görememiştim bu hüznü. Sevgimi başkası fark edince gözlerinden hüzün geçiyordu oysa ki.
"Saçmalama birtanem, biz seviyoruz seni. Aybars seviyor, Rüya seviyor, Helin seviyor, ben seviyorum abicim." dedi yumuşak bir şekilde.
Gözümden akan yaşları durduramıyor gibiydim. Bugüne kadar da Poyraz olmadan onu sevmiştim. Ama en azından varlığını hissediyordum. Bana varlığını bile çok görmüştü. Bana bir vedayı bile çok görmüştü.
"Poyraz sevmiyor." dedim sanki küçük bir çocuğun en sevdiği oyun arkadaşı onu sevmiyormuş gibi.
Bir şey söylemek yerine beni kendisine çekip sarıldı sıkıca. Bende daha fazla dayanamayarak sarıldım ona. Dostluğun, kardeşliğin, aşktan daha yüce ve değerli bir duygu olduğuna inanırdım her zaman. Aşk acısı hafiflerdi belki, geçmezdi ama hafiflerdi. Fakat dostunu kaybetmek, kendini kaybetmekle birdi benim gözümde.
Yarım saat kadar dalgaların kıyıya çarptığı suyun içinde öylece sarıldık. Kan bağı yoktu aramızda. Gerçekten abim değildi belki de ama öz abim olacak Kerem şimdi ne halde olduğumu bilmezken, Selim bir abi şefkatiyle sarmalıyordu beni.
Aile her şeydir.
Anne, baba, abi, abla, kardeş her şeydir demiyorum.
Aile her şeydir.
Babam koca bir hiçken ailem her şeydi.
Ailem.
Aybars her şeydi, Rüya her şeydi, Helin her şeydi, Selim her şeydi, Poyraz... Poyraz her şeyimdi.
Dedim ya, aile her şeydir işte.
"Hadi toparlan bakalım gidiyoruz." dedi Selim beni de kendisiyle birlikte kumlara sürüklerken.
"Bizimkilerin yanına mı?"
"Evet merak ettiler onlar da seni."
"Sahi sen beni nasıl buldun?" dedim yeni fark ederek.
"Kızım ilk Rüya sizin eve gitti seni sordu, annen, bilmiyorum, demiş." dediğinde göz devirdim.
Ne kadar da ilgili bir anne.
"Sonra parka baktım yoksun, sahile bakayım dedim buldum işte." dedi, eve doğru yürümeye başladığımız sırada.
Başımı salladım anladığımı belirterek.
"İki sene hiç gelmeyecek mi?" diye sordum ona bakmadan.
"Yaz tatili veya ara tatillerde gelecekmiş." dediğinde sustum.
"Sevdiği biri mi vardı?" dedim bu sefer yine kafamda susmayan sorulardan birini sorarak.
Adımları yavaşlayınca kalbimin acıdığını hissettim. Kaldırabilecek miydim bu kadarını? Sevmemesinin üstüne bir de başkasını seviyor oluşunu kaldırabilecek miydim?
"Güneş." derken ondan önde hızlı hızlı ilerleyerek evin önüne kadar gelmiştim.
Kapıyı çaldım gülümsemeye çalışarak.
Gül Güneş.
Gül ki anlamasın kimse.
Gül ki ağlama.
Ağlamamak için gül.
Kapıyı Rüya açtığında beni görünce direkt tepki bile veremeden boynuma atladı. Arkasından Helin de gelerek bir süre bize baktıktan sonra o da ikimizd birden sıkıca sarıldı.
"Güneş'im." dedi Rüya şefkatle ve başka bir şey diyemedi sanki.
Abisi gitmişti onunda. Her ne kadar ya Aybars ve biz de olsak Poyraz farklıydı Rüya için.
"Güneş mi?" diye salondan koşarak gelen Aybars beni görünce ilk bi duraksadı. Sanki hepsi beni yıllar sonra yeni görüyor gibiydi. Büyük ihtimalle hepsi biliyordu artık hislerimi.
"Ulan bensiz sarılmak ne demek?" dedi kendini toparlayıp üstümüze atılarak.
Üstümde bir yük daha hissetmemle Selim'in de sarıldığını anlamıştım. Beş kişi sımsıkı sarılıyorduk ve içimizden bir kişi bile tek kelime edemiyordu. Sanki konuşsak hepimiz ağlayacak gibiydik.
Ev bazen insanlardır.
Çünkü bilirdiniz, aile her şeydi.
