İçeriğe geç

Arsız Gönül

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Arsız Gönül

Bölüm 4

Bölüm 4: Kırmızı

Bölüm Şarkısı: Meyal - Balkon.

_____________________________

Sabah gözlerimi zar zor açtığımda yanımda Rüya'nın olmadığını gördüm. Yatakta bir sağa bir sola dönüp biraz oyalandıktan sonra kalkarak hemen yan taraftaki banyoya girdim.

Aynada gördüğüm yansımam yüzümü buruşturmama sebep oldu. Patlak dudağımın etrafı mor mor gözüküyordu. Elime yüzüme su çarptıktan sonra banyodan çıkıp aşağı kata indim.

Merdivenleri inerken bizimkilerin sesi mutfaktan geliyordu. Bende direkt mutfağa geçtim.

Mutfakta Helin'i de görünce gülümsedim.

"Günaydın." dedim hepsi bana bakarken.

"Günaydın havuç kafa."

Helin ile göz göze gelince gözleri dudağımda takılı kaldı. Sonra oturduğu sandalyesinden kalkarak gelip bana sıkıca sarıldı.

Soru sormadı, teselli etmedi, zaten Helin genelde konuşmak yerine sarılmayı tercih ederdi. Bende sıkıca kollarımı ona doladım.

"Kurt gibi açım." diyen Selim ayakta ağzına masadan bir şeyler alıp alıp atıyordu.

"Güneş'im, Aybars'a senin için patates kızarttırdım." dedi Rüya ellerini yıkayıp yanağıma bir öpücük kondurarak.

Gülümsedim ve bende onun yanağına bir öpücük bıraktım.

"Şefiniz sofrayı hazırladı." derken Aybars elindeki menemen tavasını da masaya koydu son olarak.

Hepimizden önce Selim oturduğu gibi yemeğe başladığında kıkırdadım. Cidden fazla acıkmış gibi duruyordu.

Gözlerim boş kalan sandalyeye takıldı bir süre. Poyraz yoktu. Dün akşam her ne kadar kırılmış olsam da nerede olduğunu merak etmiştim.

"Poyraz yok mu?" diye sordu Helin aklımı okumuş gibi.

"Sabah erkenden çıktı, işleri varmış." dedi Selim ağzına bir sürü şey atarken.

"Yavaş ye lan boğulacaksın." diyerek önünden patatesi çekti Aybars.

İki dilim ekmeğe kayısı reçeli sürdükten sonra birini bana birini Rüya'ya uzattığında gülümsedim ona. Selim de bir dilim ekmek alıp çilek reçeli sürdüğünde Helin'e uzattı. Helin başta şaşırmış olsa da gülümseyerek aldı ekmeği elinden.

Bundan iki sene öncesinde Helin'in, Selim'e olan ilgisini fark etmiştim. Sorduğum da ise ergenlikte gelip geçici bir hoşlantı olduğunu söylemişti.

Ama işler pek de öyle ilerlememişti. Selim de Helin'e yakın davranınca, Helin bundan cesaret alarak hislerini söylemişti Selim'e. Selim ise ona, Rüya ve bana karşı nasılsa öyle olduğunu söyleyerek bu konunun kapanmasını istemişti.

O olaydan sonra kimse bu konu hakkında yorum dahi yapmamıştı.

Her insanın bir yerden bir yarası vardı işte. Helin'in ailesiyle arası çoğumuzun aksine mükemmel denilecek kadar iyiydi. Üzerine titreyen bir ailesi vardı. Onun eksik yanı ise aşktan kaynaklıydı.

Sonra durdum ve kendimi düşündüm. Bir insan her yerden mi yara alırdı? Her konudan mı eksik olurdu?

Tabağımdakikeri yedikten sonra kalkarak balkona çıktım. Helin de hemen arkamdan gelerek o da benimle balkona çıkmıştı.

Sigara paketinden bir dal alarak kendi dudaklarının arasına yerleştirdi. Bir dalı da bana doğru uzattığında parmaklarının arasından aldım sigarayı.

İkimizde bir süre konuşmadan sessizce sigaralarımızı içtik.

"Dinliyorum." dedim söyleyecek bir şeyi olduğunu hissederek.

"Poyraz'dan nasıl vazgeçtin?" diye sormasıyla elimdeki sigara balkondan aşağıya düştü.

Yutkundum.

Böyle bir soru beklemediğim aşikârdı. Bu sorunun cevabından da deli gibi korkuyordum.

"Özür dilerim." dediğinde bakışlarımı ona çevirdim.

"Vazgeçtim mi, bilmiyorum." dediğimde kaşları havalandı.

Şaşırmıştı haklı olarak. Ben bile o kadar çok vazgeçmiş gibi davranıyordum ki, ben bile kendimi vazgeçmiş sanıyordum.

İlk tanıdığım günden beri kalbimi raydan çıkartan isimdi Poyraz. Başlarda kimseye söylemesem de sonrasında fark eden Helin olmuştu.

Ondan başkası da bilmiyordu zaten bunu. Kendimle bile konuşmaktan kaçtığım bir konuydu Poyraz. Yalnızken bile düşünmekten korkardım onu.

"Peki nasıl başa çıkabiliyorsun her gün dip dibeyken?" dediğinde aslında kendisi için sorduğunu biliyordum.

Selim'i unutamıyordu.

"Baş edebiliyor muyum, onu da bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey varsa Poyraz ve ben yan yana gelmemesi gereken iki kişiyiz." dediğimde kurduğum cümle canımı yakmıştı.

"Ateş ile barut misali gibi mi?" dedi Helin.

Ateş ile barut gibi.

Kafamı salladığım sırada paketten bir dal sigara daha alıp yaktım hızla. Sigara iyi gelirdi. Bazen bir sigara yakmak, dolan gözleri engellemeye çalışmak demekti. Benim için çoğu zaman öyleydi.

"Hislerin canını yakmıyor mu?" diye sorduğunda o da ikinci sigarasını yakıyordu.

"Poyraz bana bir hikaye anlatmıştı." dedim dumanı gökyüzüne üflerken.

"Ne hikayesi?" diye sordu merakla.

"Dört kelebeğin hikayesini."

Derin bir nefes aldım ve anlatmaya başladım.

"Dört kelebek, bir gün ateşin sırrını çözmek istemişler."

"Ateşin sırrını mı?" dedi garipseyerek.

"Evet. Aralarından biri gitmiş, ateşe uçmuş. Çok yaklaşmamış ama. Sonra etrafında bir tur atıp dönmüş diğerlerinin yanına. "Buldum!" demiş. "Ateş ışık verir." Diğerleri pek inanmamış ateşin sırrının bu olduğuna. İkinci kelebek uçmuş bu sefer ateşe."

"O ne demiş peki?"

"Diğer kelebekten bir tık daha yaklaşmış ateşe. Sonra dönmüş diğerlerinin yanına. "Buldum!" demiş. "Ateş ısı verir." Yine ikna olmamış kelebekler. Üçüncü kelebek uçmuş bu sefer."

Dikkatle beni dinliyordu Helin.

Poyraz'ın bana anlattığı hikayeleri genelde birilerine anlatmayı sevmezdim. Ama ona bir şeyin farkına vardırmak için anlatıyordum bu hikayeyi.

"Üçüncü kelebek daha çok yaklaşmış ateşe. Kanatları yanmış. Döndüğünde, "Buldum!" demiş. "Ateş yakar." Hepsi ikna olmuşlar ama dördüncü kelebek ikna olmamış ve uçmuş ateşe."

"Ateş daha ne yapabilir ki?" dedi heyecanla.

"Yaklaşmış, yaklaşmış, ateşin içine girmiş."

"Eyvah!" diyen Helin karşımda tatlı tatlı şaşırırken gülmemek için zor duruyordum.

"Ateşin sırrını bir tek o kelebek çözmüş, ama dönüp de söyleyememiş ateşin sırrını."

"Ne acaba ateşin sırrı?" diye sordu bu sefer.

"Aşkmış ateş." dediğimde kaşlarını çattı.

"Yani dediğin gibi Poyraz ve ben, ateş ile barut misaliyiz. Ya da kelebek ve ateş misali."

"Ama kelebekler ateşe uçuyor."

"Ama Poyraz ateş değil."

"Poyraz kelebek mi?" diye sorduğunda bu sefer kendimi tutamayıp kahkaha attım.

"Hayır, Poyraz, su."

"Su mu?" dedi hayretle.

"Evet ama bilirsin kelebek yüzmeyi de bilmez." dedim.

"Boğulmayı göze alır mı peki?"

Sorduğu soruyla duraksadım. Ben her geçen gün zaten boğuluyor gibi hissediyordum.

"Ya siz bensiz dedikodu mu yapıyorsunuz!?" diye bize söylenerek balkona giren Rüya'yla ikimiz de sustuk.

Poyraz onun abisi gibi olduğundan bu konuyu onunla konuşmaktan çekinirdim.

"Aşk olsun yani!" dedi ikimize ellerini beline koymuş bakarken.

"Dün akşamki mevzuyu konuşuyorduk." dedim ellerimi havaya kaldırıp teslim oluyormuş gibi.

Kapı çaldığında üçümüz de balkondan salona geçerken Rüya kapıyı açtı.

Poyraz gelmişti.

Tam salona gireceğim sırada ismimi seslenmesiyle duraksadım.

"Güneş."

Arkamı dönüp ona baktım. Saçları her zamankinden daha dağınık gözüküyordu.

"Konuşabilir miyiz biraz?" dediğinde başımı sallayarak tekrar balkona çıktım.

O da arkamdan gelerek balkonun kapısını kapattı. Sandalyeye oturmak yerine yere çökerek sırtımı duvara yasladım. Bir süre yerde oturan beni inceledikten sonra o da aynı şekilde yanıma oturdu.

"Sana acıdığım için sarılmadım." dedi birden.

İçim acıdı sanki.

"Acınacak halde de değilsin."

Gülümsedim.

"Konuşmayacak mısın benimle?" diye sormasıyla ellerimle oynamayı bırakarak ona baktım.

"Sorun değil." dedim.

Cebinden küçük bir pembe renk hediye paketi çıkartmasıyla kaşlarım havalandı hayretle.

Bana mı almıştı?

"Beğenirsin umarım." dediğinde bana uzattığı paketi aldım elinden ve yavaşça açtım.

İçinden gümüş renk zincir bir kolye çıktı. Ucunda minik bir kelebek figürü vardı. Kelebeğin rengi beyazdı. Gülümsedim elimdeki kolyeye bakarak. Çok anlamlıydı.

Sonra ateş ile kelebek benzetmesi geldi aklıma yüzüm düşecek gibi oldu hemen toparladım kendimi.

"Bana acıdığın için mi aldın bu hediyeyi yoksa?" dedim.

"Güneş." dedi yüzünde pişman olmuş bir ifadeyle.

"Ben sana acımıyorum."

"Neden aldın o zaman bu hediyeyi? Neden sarıldın bana? Neden o gece bırakmadın beni?" dediğimde gözlerini sıkıca yumdu.

"Arkadaşlar böyle yapar çünkü. O gece Rüya'yı da bırakmazdım öyle bir şey yaşasaydı." dediğinde yutkunamadığımı hissettim.

Karnıma bir şey saplanıyordu sanki. Beni kardeşiyle bir tutuyordu.

"Arkadaş mı?" dedim hayretle.

Hiç mi hissetmiyordu hislerimi? Bu kadar mı kör etmişti kendini bana? Bunca yılda bir kez olsun bile anlamamış mıydı? Herkese lâl olan Poyraz, bana bir de kör olmuştu.

Oysa ben en çok ona ağlardım. Bir tek ona ağlardım. Ben en çok onu susardım, ama en çok ona konuşurdum.

"Anlamadım?" dedi bu sefer onun kaşları çatılırken.

"Poyraz, hiç mi hissetmiyorsun?" derken gözümden bir damla yaş akıyordu artık.

"Neyi hissetmiyor muyum Güneş?"

Verecek cevap bulamayıp elini tutup sol göğsümün üzerine, kalbime yasladım.

"Hissetmiyor musun?" diye sordum tekrar.

Eli sanki ateşe değmiş gibi çekti elini kalbimin üzerinden.

Bu kadar mı sevmiyordu beni?

"Güneş saçma sapan konuşma." dediğinde güldüm bu sefer.

Saçma sapan.

Saçma sapan dediği benim hislerim miydi?

"Arkadaşız biz. Ben hiç o gözle bakmadım sana." demesiyle içimden bir şey kopar gibi hissettim.

İçim içimden kopmuştu sanki.

Avcumdaki kolyeyi bastırdım avcumun içine.

"Özür dilerim." dedim ve bir şey daha demesini bile beklemeden balkondan çıktığım gibi koridordaki sırt çantamı da alarak çıktım evden.

Arkamdan en son Rüya'nın seslendiğini duysam da dönüp bakamadım hiçbirine. Gücüm tükenmiş gibi hissediyordum. Dokunsalar ağlayacak halde derler ya hani, ben dokunmasalar bile ağlayacak haldeydim ve hüngür hüngür ağlıyordum.

Geçtiğim bir kafenin önünden kulaklarıma dolan müzik sesi ile adımlarım duraksadı.

Ne zaman Poyraz hakkında susmak istesem bir şarkı açardım o konuşurdu benim yerime. Bu da sık sık sustuğum zamanlar açtığım şarkılardan birisiydi.

Meyal'in balkon şarkısı.

Elimdeki kelebek figürlü kolyeye baktım yürüyecek gücü kendimde bulamayıp kaldırıma otururken.

Ah be Güneş, dedim içimden kendime.

Eksik kalmak seninkisi.

Dört duvarın varken evsiz kalmak. Annen yan odadayken annesiz kalmak. Baban varken babasız hissetmek.

Ah be Güneş.

Babasının sevmediği bir kızı hangi adam gelip sevebilirdi ki bu dünyada?

Kelebek kadar ömründe boğulmayı göze alarak suyun sırrını çözmek senin neyine?

Ah be Güneş.

Bölüm sonu

9 yorum