Bölüm Şarkısı: TNK - Ölelim Mi Beraber? 🎧🪐
___________________________________
3 Ay Sonra...
Hayat ne kadar da garipti değil mi? Bundan bir sene önce Poyraz gittiğinde nefes almak bile zor gelirken şimdi nefes oluyordu bana.
Bu bizim hikayemiz mi, bilmiyorum. Bu sadece bir aşk hikayesi de değil aslında. Hiçbir zaman umudunuzu kaybetmemeniz gerektiğini hatırlatacak bir hikaye.
Karşımdaki muazzam günbatımını izlerken evimde gibi hissediyordum, çünkü sevdiğim adamın kolları arasındaydım. Sevilmek çok büyük bir nimetti, evet ama, Poyraz tarafından sevilmek yıllarca şükür sebebi olacak bir nimetti benimde için.
"Denize mi girsek?" dedi Rüya kafasını yasladığı Aybars'ın omzundan kaldırırken.
"Kızım Ekim ayındayız, götümüz donuyor ne denizi?" diye sitem etti Selim ona.
Gerçekten de hava oldukça soğuktu. Bu havada denize girersek kör kütük hasta olabilirdik.
Soğuk havaları sıcak havalara kıyasla daha çok seviyordum. Sıcak beni bunaltıyordu.
"Üşüdün mü güzelim?"
Kollarını bana dolamış olan Poyraz'a çevirdim başımı. Her yüzüne baktığımda bir tuhaf oluyordum. Sanki her şey bir rüya gibiydi. Hatta rüya olamayacak kadar güzeldi. Sanki sadece kitaplarda, filmlerde olacak bir mucize gibiydi.
Üç ayda herkesi toplamıştı. Aybars konusunda biraz zorlansada o konuyu bile halletmişti. Şimdi hepimiz bir aradaysak en çok Poyraz sayesindeydi. Ve tüm bunları sımsıkı tuttuğu ellerimi bir an olsun bırakmadan yapmıştı.
"Üşümedim canım." dedim gülümseyerek.
"OŞOMODOM CONOM!"
Beni taklit eden Aybars'a göz devirdim. Aramızdaki buzları eritme konusunda en çok Aybars ile zorlanmıştım. Aralarında en kırgın olduğum kişiydi. Yine de sarıldığı zaman kıyamamıştım bile.
"Hayat ne kadar garip." dedi Helin iç çekerek.
Bakışlarımı ona çevirdiğim zaman dalgın dalgın denizi izlediğini gördüm.
Ailesinin yanından tekrar bizim yanımıza gelmişti o da. Selim ile uzun uzun konuşmuşlardı. Ama aralarında aşka dair hiçbir şey yoktu. Bana kalırsa Helin hâlâ seviyordu ama artık sevgisinin ona zarar verdiğinin farkına varmıştı. Ve bazı şeyleri kabulleniyordu.
"Ne açıdan?" diye sordum onu izlemeye devam ederek.
"Bundan üç ay önce kimse kimsenin umrunda bile değildi." dedi burukça gülümseyerek.
"Hepimiz hatalıydık o konuda. Bulduğumuz ilk fırsatta gitmeyi seçtik." dedi Rüya da hüzünle.
"Yav iki dakika dram yapmadan yaşayamıyor musunuz siz?" dedi Aybars bıkkınlıkla.
"Sende iki dakika öküz olmayı bıraksan ölürsün değil mi ama?" diyen Rüya ters ters bakıyordu ona.
Poyraz yavaşça ayağa kalkınca üşümüş hissettim anlık olarak. Bir elini bana uzatınca elini tutup bende ayağa kalktım.
"Yürüyelim mi biraz?"
"Olur." dedim.
Elimi sıkıca kavradıktan sonra yavaşça ilerlemeye başladı deniz kıyısına doğru.
"Hangi renksin bugün?" diye sorduğunda gülümsedim.
"Mavi, Lacivert, Mor."
Yoğun olarak hissettiğim üç renk.
"Sen hangi renksin?"
"Bende tam o üçündenim." dedi gülerek.
Kot ceketimin cebinde olan kablolu kulaklığı çıkarttım. Denize iyice yaklaştıktan sonra ikimizde yavaşça yere oturduk. Kulaklığın bir ucunu kendi kulağıma taktıktan sonra diğer ucunu ona uzattım.
Poyraz da taktıktan sonra çalma listemden rastgele çalmaya basarak telefonu cebime attım.
Bana bundan üç ay önce deseydiniz ki; "Bir gün Poyraz sımsıkı ellerini tutacak, deniz kenarında beraber şarkı dinleyeceksiniz." diye, size büyük ihtimalle küfür eder geçerdim.
Ama şimdi tam olarak da öyleydi işte. Elleri elimdeydi, aynı gökyüzünün altında aynı şarkıyı dinliyorduk.
"Ölelim mi beraber?" dedi şarkıya eşlik edip bana bakmaya devam ederken.
Saçları uzamıştı rüzgar estikçe savruluyordu ve dağınık görüntüsü çok hoşuma gidiyordu.
Bir süre sessiz sessiz denizi izleyerek şarkı dinlemeye devam ettik ikimizde.
"Hop! Hadi gidiyoruz!" diye seslenen Selim'in sesiyle ayaklanarak yanlarına doğru ilerledik.
Üç aydır hepimiz aynı evde kalıyorduk. Zaten evden ayrıldığımdan beri ne annem arayıp sormuştu ne de babam. Bazen üzülüyordum, bazen koyuyordu evet ama aramamaları da hayırlıydı elbette.
Bisikletime bindikten sonra eve gidiş yolunda Aybars ile yarışa girmiştik kendi kendimize. Eve ilk varan ben olmanın gururu ile sanki kırmızı kurdele kesiyormuş gibi kapının kilidini açmıştım.
Eve geldiğimiz gibi hepimiz sırayla duşa girmiştik. Allah'tan herkesin kaldığı odada küçük bir banyo vardı da sıra yoğunluğu yaşamıyorduk.
Banyodan çıktıktan sonra pijama takımlarımı üzerime geçirdim ve odama aldığım yeni kokulu mumlarımı yaktım. Kapımın çalmasıyla içeriye Poyraz girince gülümsedim kocaman.
Gün içinde her ne kadar görürsem göreyim ne kadar aynı evde yaşarsak yaşayalım yine de doyamıyordum ona.
"Gelebilir miyim?" dedi kapıdan içeriye bakarken.
Başımı salladım hızla ve kapıyı kapatıp yanıma geldi.
"Saçlarını kurutmamışsın." derken saçlarımı elleriyle düzeltiyordu bir yandan.
Yatağımın üzerinde duran saç havlumu eline aldı ve çok yavaş bir şekilde saçlarımı kurutmaya başladı. Bu hareketi daha çok içime işlemişti.
İçim gidiyordu sanki bu adama her saniye.
Çünkü bilirdiniz, ev Poyraz'dı.
"Teşekkür ederim." dedim kurutması bittikten sonra.
"Rica ederim güzelim." dedikten sonra alnıma bir öpücük kondurdu.
Aniden yaptığı bu şeyler ritim bozukluğu yaratıyordu kalbimde.
"Kızardın mı sen?" dedi yüzüme bakarak.
Kızarmış mıydım?
"Ne münasebet." dedim bakışlarımı kaçırarak.
"Utanıyor musun sen benden?" derken bu halimden keyif aldığı belliydi.
"Ne utanıcam senden?" dedim ama yanaklarım yanıyordu sanki.
"Yanakların dili olsa konuşacak be güzelim." diyip kahkaha atınca ters ters baktım ona.
Ellerini iki yana açtı ve havaya kaldırdı teslim oluyormuş gibi yaparak.
"Yeşil bomba yemeye hazır değilim hayır." derken hâlâ dalga geçiyordu.
Sinirlenerek yatağımdaki yastığımı aldım ve üstüne üstüne vurmaya başladım. Ama bu yaptığım daha da hoşuna gitmiş gibi kahkaha atıyordu. Karşılık bile verme gereksinimi duymuyordu sanki.
"Sinirlendin mi sen?" dedi sanki küçük bir çocukla konuşuyormuş gibi.
Elimdeki yastığı bir anda alıp arkasına atınca durdum. Tam ağzımı açıp laf edecekken elimden tutup benide oturduğu yatağıma çekmesiyle yanına oturdum.
Yüzlerimiz fazla yakın olduğu için nefesini yüzümde hissediyordum.
"İmdat!"
Salondan gelen çığlık sesiyle ikimizde yataktan fırlayarak salona koştuk. Rüya koltuğun üzerine çıkmış çığlık atıyordu.
"Yavrum baktım her yere yok bir şey!" diyen Aybars bile koltuğun üstündeydi.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ne oldu?" diye sordu Poyraz.
"Abi kocaman örümcek vardı zıplıyordu oradan oraya, üstüme bile geldi!" dedi Rüya korktuğu belliydi sesinden.
"Ulan sen ne arıyorsun koltuğun tepesinde?" diye sordu Aybars'a Selim.
"Sevgilimi yalnız bırakmamak için abicim." dedi ama onun da korktuğu belliydi.
Hepsi Aybars'a bakarak gülmeye başladıklarında o da artık kendi haline gülmeye başlamıştı. Sonra gözlerim tek bir kişinin gülüşüne ilişti. Rabbimin bana verdiği nimetlerden biri daha buydu işte, sevdiğim adamın gülüşünü izlemek. Ne kadar da güzel gülüyordu öyle. Sanki evimdeymişim gibi.
Ve evet evimdeydim...
Bu beş kişi ile yeniden evimdeydim.
Çünkü bilirdiniz, ev bazen insanlardı.
Benim doğduğum evi yıkan bir ailem vardı. Sonrasında ise yıkılan evimi tamir eden beş kişi. Canımdan her bir parça...
Aybars bana kan bağı olmadan da bir abim olabileceğini öğretmişti.
Rüya bana yıllardır beni doğuran kadından tatmadığım anne şefkatini hissettirmişti.
Helin bana her zaman başımı yaslayabileceğim bir omuz olduğunu göstermişti.
Selim bana düştüğüm zaman tutunacağım bir dal olduğunu öğretmişti.
Ve Poyraz...
Ve sevgilim... Sen, sen bana aldığım her nefesin şükür olabileceğini öğrettin. Sevildiğimi hissettiğim her anı şükür ederek geçirmeyi öğrettin. Umutsuz olmamayı, sevgimden vazgeçmemeyi öğrettin.
Sevgilim, kalbimi hissediyorum seninle...