İçeriğe geç

Arsız Gönül

Bölüm 9 · 6 dk okuma

Arsız Gönül

Bölüm 9

Bölüm 9: Hâki

Bölüm Şarkısı: Emir Can İğrek - Geçmiş Geçmişte.

____________________________________

Boynuna doladığım kollarımı hızla çekerek elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim.

"Ne işin var burda?" dedim ona bakmamaya çalışarak.

"Rüya'nın eşyaları kalmış kendisi gelmek istemedi ben geldim almaya." dediği sırada gülümsedim burukça.

Rüya bu kadar mı kaçmak istiyordu bizden?

"Dönmedin yani?" dedim.

"Döndüm."

Bakışlarım bakışlarını buldu bu sefer. Üşümüyordum sanki artık. Sanki karşımdaki buz adam gitmişti.

"Neden?"

"Bilmiyorum."

Bilmiyorum.

"Anladım." dedim ve mutfağa doğru ilerlemeye başladım.

Onun da arkamdan geldiğini hissediyordum. Mutfak da oldukça kirli gözüküyordu. Kahve makinesini sudan geçirdikten sonra iki tane kupa çıkartarak paketin sonunda kalan kahveyi makineye koydum ve sırtımı mutfak tezgahına yaslayarak, sandalyede oturmuş Poyraz'a döndüm.

"Özür dilerim." dedi birden.

Hani bazen bir şeye çok kırılırsınız, dünyaları verseler o kırgınlık geçmeyecek gibi gelir, tam göğsünüzün ortasına bir şey saplanır gibi olur, sonra kırıldığınız kişi iki kelime der ve sanki hiçbir şey olmamış gibi hissedersiniz ya işte tam olarak buydu. Bir özür ile geçmeyecek kırgınlıklar vardı elbet ama benim karşımdaki kişi Poyraz'dı. Ben zaten ne olursa olsun onu haklı çıkartıyordum içimde.

"Ne için?"

Kaşları havalandı böyle bir tepki beklemediği ortadaydı. Bende kendimden böyle bir tepki beklemiyordum. Karşımda görsem bağırıp çağırmak istediğim adam şimdi karşımdaydı ama bağıramıyordum sanki.

"Her şey için."

"Sorun değil." dedim gülümseyerek.

Sorun değil.

"Güneş." dediğinde öten kahve makinesi ile arkamı döndüm ve kupalara doldurdum kahveyi.

"Neden bu kadar sakin karşılıyorsun?" diye sordu ona uzattığım kupayı alarak.

Karşısındaki sandalyeye oturdum bende kupam elimdeyken. Bir süre kupamda dumanı üzerinde olan kahvemi izledim içimde cümleleri toparlayarak. Yanlış bir söz söyleyip kırmaktan o kadar çok korkuyordum ki.

Kırmaktan korktuğun insanlar sana bir vedayı bile çok görüyordu Güneş.

"Ben sana kızmıyorum." dedim bakışlarımı kahveden bir an olsun ayırmadan.

"Yalan yok çok kızdım, her gece söküp atmak istedim seni içimden. Ben söküp atmaya çalıştıkça daha da battım sanki. Yemin ederim çok uğraştım ama bir şarkı dinlememe baktı her şey, altını çizdiğim bir satıra baktı." dediğim sırada gözümden bir damla yaş akıyordu ama gülümsüyordum yinede.

"Ben tüm şarkıları senin için dinlerken senin kafanda şarkılar başkası için çalıyormuş meğer." derken yutkunamadım.

Gülümsedim sonra ona kendini kötü hissettirmemek için.

"Ama kızmıyorum bu yüzden sana. İnsana hiç bu yüzden kızılır mı?"

"Güneş." dedi derin bir nefes verirken.

"Mesela benim şarkılarım senin için çalıyor bir başkasının şarkıları benim için çalsa benim şarkılarım senin için çalmayı bırakacak değil ya. Kalp işte, kalp dediğin adam mı seçiyor sanki?"

Ellerimle oynamaya başladım burnumu çekerek. Bazen en çok gerçekler acıtıyordu canımı. Onları kabullenmiş olmak acıtıyordu.

"Benim kırgınlığım kalbinin başkasına ait olmasına değil. Gönlünde başkası yer ediyor diye sana asla kızacak değilim. Öyle bir hakka bile sahip değilim."

Göz ucuyla ona baktığımda dikkatle beni dinliyordu. Gözlerindeki duyguyu anlayamıyordum.

Bakışlarımı tekrar ellerime çevirdim ve devam ettim konuşmaya.

"Benim kırgınlığım bana bir vedayı bile çok görmene. Bir Allah'a emanet ol bile diyemeyişine."

"Güneş." dedi tekrardan. Sanki çok şey söylemek istiyor ama o bile ne söyleyeceğini bilmiyor gibiydi.

"Dinliyorum seni." dedim.

Dinlemek istiyorum seni Poyraz. Bir neden sun bana, öyle bir neden olsun ki; tüm kırgınlığım hafiflesin. Tutunabileceğim bir kaç kelime ver bana. Yeter ki susma. Yetmedi mi bu kadar çok susmak?

"Gidemezdim."

Ellerimde olan kızarmış yeşil gözlerim onun kızarmış kahve gözlerine değdiği sırada ikimizde derin bir nefes verdik.

"Sana nasıl veda edilir bilemedim. Veda etsem daha çok canını yakmaktan korktum belki de. Gidememekten korktum."

Böyle de canım çok yandı Poyraz. Hiç hissetmedin mi?

"Anlıyorum."

"Çok kızdım kendime çok kez elim telefona gitti, aramak istedim, mesaj atmak istedim, otobüse binip yanına bile gelmek istedim."

"Ama aramadın, mesaj atmadın, yanıma gelmedin. Bende bunları istedim ama ben bunları yapamazdım. Yapmazdım demiyorum yapamazdım. Ama sen yapmadın."

Bakışlarından bir bilinmezlik geçti yine o sırada.

"Yapamazdım. İkimize de zarar veremezdim."

"Şimdi geldin ama, ne değişti ki?"

Sesimin titremesinden nefret ediyordum.

"Bilmiyorum Güneş."

"Poyraz biliyor musun, sadece sen gitmedin benden. Bak bu ev bomboş. Benden o kadar çok gittiler ki ben bile kendimden gitmekten korktum."

"Özür dilerim."

Gülümsedim.

"Sen niye özür diliyorsun? İçimde en çok seni haklı çıkarttım ben. Belki öyle olmasını istediğimden, belki öyle olduğundan ama en çok seni haklı çıkarttım."

"Güneş bu kadar iyi düşünmek zorunda değilsin. Bağırıp çağırabilirsin, vurup yıkabilirsin, kırıp dökebilirsin ama susmak bu kadar iyi karşılamak zorunda değilsin." derken bir kez daha neden bu adamı sevdiğimi anladım kendi içimde.

"Bağırıp çağırmak mı? Vurup yıkmak? Kırıp dökmek? Ben kırabilir miyim hiç seni?" dedim.

"Sen kırıldın ama." derken sesinde şefkat duygusu hissettim inceden.

"Kırılmadım ben."

"Kırıldın."

"Hayır, kırılmadım." dedim itiraz ederek.

"Nasıl kırılmadın Güneş? Herkes gitmiş. Nasıl kırılmadın?"

Herkes gitmiş.

Gitmişti sahiden.

Herkes gitmişti.

Ben kimseden gidemezken herkes benden o kadar kolay gitmişti ki hemde...

"Öyle, herkes gitti." dedim gülümseye çalışarak ama sanki becerememiştim.

Kupasını yarılamıştı, yarım kalan kahveyi mutfak tezgahına koyarak bir elini bana doğru uzattı. Kaşlarım havalanırken ona baktım bir süre. Gözleriyle uzattığı elini işaret etti, tut der gibi.

Titreyen elimi bana uzattığı elinin arasına yerleştirdiğim gibi sımsıkı kavradı. Oturduğum sandalyeden kalktım ve peşinden ilerledim. Kendi odasına girdiğimiz zaman az önce okuduğum şiir kitabı yatağın üzerinde duruyordu.

Kitaplığındaki albümü aldı eline ve elimi bırakmadan yavaşça yatağa oturdu. Bende tam yanına oturdum. Ellerimiz hâlâ ayrılmamıştı. Keşke hiç ayrılmasaydı.

Albümü tek eliyle açarak fotoğraflara bakmaya başladı. İlk sayfa Rüya ve ikisinin çocukluk fotoğrafları ile doluydu. Rüya her fotoğrafta zilli olduğunu belli ediyordu. İlk fotoğrafta dilini çıkartmış Poyraz'ın saçını çekiyordu. Kıkırdadım bu hallerine.

"Küçükken de kuduruktu bu kız." dedi o da gülerek.

Diğer sayfayı çevirdi yavaşça. Bu sayfada da Rüya ve ikisinin büyüdüğü zaman Rüya'nın çektiği fotoğraflarla doluydu. Fotoğrafların çoğunda Poyraz başka yerlere bakıyor ya da söyleniyordu.

Diğer sayfayı açtığında Aybars ve Selim ile lise zamanlarında çekildikleri fotoğraflar vardı.

Önüme gelen bir tutam saçı yavaşça kulağımın arkasına götürmesiyle odak noktamı ona çevirdim. Gözlerimi kaçırdım hemen. Diğer sayfayı açtı o da gözlerini kaçırarak.

Bu sayfa...

Bu sayfada ben vardım. Kendimle karşılaşmayı beklemiyordum. İlla ki fotoğraflarda olurdum elbet ama bu sayfadaki tüm fotoğraflar sadece benden ibaretti. Hepsi haberim yokken çekilmiş fotoğraflardı. Birisi lunaparkta pamuk şeker yerken çekilmişti, diğeri Aybars'a sataşırken ki fotoğrafımdı, diğerinde koltukta uyuyordum, bir diğerinde ise gülüyordum ve Poyraz'a bakıyordum. Kim çekmişti tüm bunları?

"Bunlar..." dedim şaşkın bir şekilde.

"Hepsini ben çektim. Şu bana baktığın fotoğraf hariç. Rüya çekmiş onu. Telefonunda görüp kendime attım." dedi fotoğraflara bakarak.

Beni mi çekmişti? Neredeyse her anımı...

"Uyurken insan fotoğrafı çekmek ifşa sayılır yalnız." dedim uyurken çektiği fotoğrafıma bakarak.

"Böyle güzel ifşa mı olur kızım?" dediğinde yanaklarımın yandığını hissediyordum.

"Niye çektin tüm bunları?"

Elimi tutan eli gevşedi. Bırakacak diye düşünerek elimi çekmek istediğim sırada daha sıkı kavradı elimi. Gözlerimiz birbirini buldu.

"Elimde olsa her anını kaydetmek isterdim."

Yutkundum.

Gerçekten delirmiş olabilir miydim?

"Neden bilmiyorum Güneş. İnan bende çok sorguluyorum ama bir sebep bulamıyorum."

"Ya da bulacağın nedenden korkuyorsun, bir neden bulmak istemiyorsun." dediğimde elimin üzerini okşadı hafifçe.

"Yardım eder misin bana? Beraber bulur musun tüm nedenleri benimle?" diye sorduğunda o yardım isteği sesine yansımıştı.

İçim gitmişti sanki.

"Ederim, nedenleri bulana kadar da gitmem hiç."

"Nedenleri bulduktan sonra da gitme." dedi.

Bana 'Gitme' diyordu.

Oysa o bana 'Git' deseydi bile ben gidemezdim.

Elimi bıraktı yavaşça, kalkacağını düşündüm ama hiç beklemediğim bir şey yaparak başını yavaşça dizlerime yasladı. Sanki o da kendinden bunu beklemiyordu. Bir kaç saniye ne yapacağımı bilemeyerek bekledim. Daha sonrasında ellerimi saçlarına yerleştirdim.

Ve ben o gün, dizlerimde saatlerce sevdiğim adamın saçlarını okşadım.

Bu parayla satın alınamayacak türden bir şeydi.

Bu çok büyük bir nimetti.

Ve işte artık üşümüyordum.

Çünkü bilirdiniz, ev Poyraz'dı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.