İçeriğe geç

Arsız Gönül

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Arsız Gönül

Bölüm 11

Bölüm 11: Siyah

Bölüm Şarkısı: Skapova - Yalancı Sevgilim.🎧

___________________________________

Rüya'nın anlatımı ile...

Sırt çantamı tek koluma attıktan sonra kulaklığımı da takıp eve en yakın sahile doğru ilerlemeye başladım. Aylardır düşünmemek için sürekli bir şeyler ile uğraşıyor kendimi meşgul ediyordum. Kaçtığım neydi? Düşüncelerim miydi, yoksa kaçtığım kendim miydim? İnsan kendinden nereye kadar kaçabilirse o kadar kaçmak istiyordum.

Herkesin kendini koruma mekanizması vardır diye düşünürüm hep. Yüzüne taktığı bir maske. Kimisinin gülüşüdür belki de, kimisinin buz gibi duruşu, kimisinin öfkesi... Benim kendimi koruma mekanizmam ise her zaman her şeyi halledebilirmişim gibi davranmam oluyordu.

Yorucu bir koruma yöntemi.

Sahile geldiğimde etrafta kimseler yoktu, çünkü hava oldukça soğuktu, yağmur yağacak gibiydi.

Kendimi herkesten uzaklaştırmıştım. En çok yakın olmak istediklerimden hemde. Kardeşim dediğim insanlardan. Bu kendime verdiğim bir ceza mıydı yoksa onlara mı?

Ama insanın kalbi acıdığı zaman sanki herkesin canını acıtmak istiyordu. Ya da amacı acıtmak olmasa bile ister istemez acıtıyordu.

Kalbim...

Kalbim acıyordu.

Ayakkabılarımı çıkartıp eşofmanımın paçalarını hafif yukarıya doğru kıvırdım ve karşımdaki denize ilerledim yavaşça.

Ayaklarım buz gibi suya değer değmez içim ürperdi. Ama duraksamadım bir an olsun. Su artık dizlerime kadar geliyordu.

Bu koskoca denizin ortasında yalnızdım. Hayır yalnız değildim, kendimi yalnız bırakmıştım.

Yanıma birinin dikelmesiyle kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm.

Kalbimin hızının arttığını hissederek başımı tekrar denize çevirdim. Nerden bulmuştu beni?

Bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Bir elinde yaktığı sigarası vardı. Saçları dağılmış, gözaltları oldukça kötü görünüyordu. Günlerce uykusuz kalmış gibi bir hali vardı.

"Ne işin var senin burda?" dedim sinirli bir şekilde.

"Allah'ın denizi değil mi? Giremez miyim bende?" dediğinde daha da sinirlendim.

Poyraz gittiği zaman doğal olarak kendimi çökmüş hissetmiştim. Bir gece Aybars'a "Kimsem yokmuş gibi hissediyorum." dediğim zaman bunu çok yanlış yere çekerek kalbimi kırmıştı. Üstelik kendini haklı sanıyordu.

Oysa dostluğun, kardeşliğin yerini aşkın doldurabileceğine inanmıyordum. Benim ifade etmek istediğim şey buydu. Aşkın yeri ayrı, kardeşliğin yeri ayrıydı.

"Denizde boğul! Ben çıkarım." dedim ve arkamı dönüp ilerleyecekken kolumdan tuttu hızla.

Tam ona doğru dönüp laf atacağım sırada beni hızla çevirmek isterken ikimizde dengemizi kaybettik ve suyun içinde bulduk kendimizi.

"Hasiktir." dedi Aybars düşünce.

Tüm sinir ayarlarımı bozup bir de üstüne ıslanmama sebep olmuştu.

"Gerizekalı! Senin yüzünden!" dedim söylenmeye başlayarak.

Ben suyun içinde söylenmeye devam ederken o ayağa kalkıp elini bana uzatınca duraksadım.

Bakışlarım bana uzattığı elinde takılı kaldı uzun uzun. O eli her tuttuğumda güvende hissediyordum her zaman. Sanki her şey mümkünmüş gibi.

"Ben kendim kalkarım." dedim ve dikkatli bir şekilde ayağa kalktım.

"Sen kendin kalkarsın, sen kendin yaparsın, sen kendin halledersin zaten hep." dedi sitemli bir şekilde.

Yutkundum söylediği şeylere.

"Ne anlatıyorsun sen?"

"Diyorum ki, bırak da ben kaldırayım seni, bırak da ben halledeyim ben yapayım ulan!" dediğinde gözlerim yandı.

Yaşlar akmamalıydı.

Güçlü ol Rüya, dedim içimden kendime.

"Eğer her şeyi başkalarına bırakırsam onların halletmesine alışırsam, bir gün onlar gittiğinde hiçbir şeyi halledemem." dedim.

Gerçekten de böyle düşünüyordum.

"Ben gitmem senden."

"Gittin ama." dediğimde gözleri kızarmıştı.

Bakışlarımı kaçırdım hemen. Onun bu halini görmek içimi yakıyordu.

"Haklısın. Her gün şu siktiğimin kafasında senden başka bir şey düşünmemek gitmekse eğer en âlâ ben gittim. Her sabah uyandığımda, acaba bugün nasıl, diye düşünmek gitmekse eğer gittim. Her gece uyumadan önce bir kez olsun kokunu içime çekmek istemek gitmekse eğer gittim. Her gün okul çıkışlarında, gittiğin kafelerde seni uzaktan uzağa izlemek gitmekse eğer gitmişim ulan ben!" dediğinde gözünde biriken yaşları tutamıyordu ama artık bende tutamıyordum.

"Neden gelemdin o zaman!? Neden gelip yanımda olmadın!? Neden her gün tükenişimi izledin!?" derken artık bağırıyordum.

"Kafa mı kaldı bende? Gelsem kırmaktan, incitmekten korktum. Kafamı sikip attım ben!"

"Senin o kafanı ben sikicem!"

"Yapmazsan gönlüm kalır."

"Öyle mi?" dedim kaşlarımı kaldırarak.

"Allah çarpsın, sen kafama dokun da istersen sev istersen parçala."

Boynunu tuttuğum gibi ikimizi de denizin içine geri çektim. Beklemiyor olduğundan dengesini kaybetmişti hemen.

"Balıklara yem edicem seni!" dedim saçlarını çekerek.

"Kızım balığa ne gerek var sana yem olsaydım. Ayrıca şu saç çekme huyundan vazgeç iki tel kalır kafamda kel sevgiliyle gezersin bak." dediğinde gülmemek için yanaklarımı ısırdım içten.

"Ben kendime uzun saçlı sevgili bulurum ne seninle gezicem." dediğimde gözlerini açtı kocaman.

"O adamların her birini kel yaparım görürsün." dediğinde cidden öyle yapacağına inandım.

"Yapamazsın."

Saçlarını çekmeyi bırakarak bende onun gibi suyun içine uzandım. Denizin kıyısında olduğumuz için sadece saçım ve sırtım suya değiyordu. Kolunun birini üstümden diğer yanıma yaslayıp üzerime doğru eğilmesiyle nefes alışverişlerim düzensizleşti.

Saçından damlayan sular yüzüme düşüyordu. İkimizde aynı anda yutkunduk birbirimize bakarken.

"Yaparım." dedi sadece.

"Ne?" dedim anlamayarak.

"Adamları kel bırakırım."

"Ha.." dedim, ama sanki kelimelerin hepsini unutmuştum.

Bakışlarımı çektim gözlerinden ve kendimi toparlayarak öksürür gibi yaptım.

"Çekil be üstümden." derken kolunu ittirdim fakat tekrar üzerime eğildiği sırada kalkamadım.

"Rüya'm." dedi iç çekerek.

Elini hafifçe kaldırıp yüzüme düşen saç tellerini geriye doğru yavaşça çekti. Gözlerimi yumdum sıkıca. Her defasında bir adama yenilmek böyle bir şeydi sanırım.

"Çok sinirliyim sana. Kafanı tutup seni keçilerin içine atasım var. Sonra keçileri üstüne salıp senin üstünde onları tepind-" daha sözümü tamamlamadan dudaklarımda hissettiğim dudakları ile şoka girdim.

Ben bu adamı keçilerin içine atmaktan bahsederken bu adam beni öpüyor muydu?

Bir kaç saniye karşılık vermesem de sonrasında ellerimi ensesine yerleştirdim.

"Terbiyesizler! Çoluk çocuk var etrafta! Ahlak da kalmamış!" diyen teyzenin sesiyle ikimizde birbirimizden hızla ayrıldık.

Hatta ayrılırken kafalarımız birbirine çarpınca acıyla küfür ettik ikimizde.

"Pardon teyze." dedi Aybars kadına bakarak.

"Sensin be teyze! Gencecik kadınım ben!" diyen kadına baktım.

Neredeyse üstüne toprak atacakları yaştaydı ama şimdi ağzımı açıp ona laf yetiştiremezdim.

Aybars da ağzının içinde söylendi durdu ve ayağa kalktı, bir elini bana uzattığında bu sefer kendim kalkmak yerine bana uzattığı elini tuttum.

"Ne diye pat diye öpüyorsun?" dedim yapay bir sinirle.

"Hiç dayanamadım." dediğinde piç piç sırıtıyordu.

Utandığımı hissederken konuyu değiştirmek istedim.

"Uyumuyor musun sen? Gözlerin çökmüş."

"Uyuyamıyorum."

"Git yat zıbar yoksa elimde kalırsın." dedim kumların üzerindeki çantamı alarak. Üzerim sırılsıklam olmuştu.

"Benimle uyursan neden olmasın?" dediğinde arkamı dönüp ona baktım.

Sanırım bende bunu istiyordum ama hemen affetmek de bana göre değildi. Biraz sürünmese miydi yani?

Orta parmağımı ona doğru uzattıktan sonra çantamı da alıp uzaklaştım yanından. Yüzümdeki mal mal sırıtmayı fark ettikten sonra kaşlarımı çattım. Hemen affetmek yok, boyunun ölçüsünü alacak Aybars efendi, dedim kendi kendime.

Hava buz gibiydi ve ben sırılsıklam olduğum için üşüyordum ama içimdeki yanma hissini nasıl tarif edebilirdim bilmiyorum. İçim sıcacık olmuştu sanki.

Çünkü bilirdiniz, ev Aybars'tı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.