İçeriğe geç

Arketip 11

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Arketip 11

Bölüm 3

Örümcek

Bir insan hakkında karar vermeden önce üç günbatımı kadar bekle

Senle ilk tanışmamızı hatırlıyor musun? O yaz tatili gününü… çocuklar senin pataklarken seni kurtarmıştım. Biliyor musun seni hala o zamanlarda olduğu gibi tatlı buluyorum, saçların hala o günkü kadar yumuşak, bu bile yeter. Kader bence bizi bir araya getirdi, iki yalnız insan. Ah, sen uyanık olsaydın bunların hiçbirini sana anlatamazdım Ao Tian. Ama madem uyuyorsun bende bunları tekrar ve tekrar anlatabilirim.

Küçüklüğümden beri pek arkadaşım olmadı, hatta hiç olmadı diyebilirim. Çocuklar acımasızdır sonuçta, neden beni dışladınız desem kimse bana benim onlara yaptığım gibi doğruları söylemez ama birkaç tahminim var. Bana söyledikleri şeylerden gideceğim. İlki sanırım vücudum, ben hiçbir zaman onların sevdiği kız olmadım her zaman yaşıtım erkek ve kızlardan uzundum ve yapılıydım uzunluğum kütleme oranla tam idealdi belki ama kalın yapılıydım işte kibar bi görünüşüm yoktu. Bi diğeri sanırım tarzımdı yine cinsiyetimde olması beklenen özellikleri taşımıyordum giysilerimde, kadın giyim ürünleri ve makyajdan oldum olası nefret ettim rahat değillerdi açıkçası. Son eleştirdikleri ise saçımdı, saçım kısa olduğu için beni tüm bu özelliklerimle uzaktan gören biri erkek sanıyordu. Ama bunların hepsi asıl sinir oldukları şeye karşı bi koz üretemedikleri için zırvaladıkları şeyler Ao, asıl sorun benim hep onlara doğruyu söylememdi… bi yalanı asla gizlemedim bir kişi hakkında sahte yorumlarda bulunmadım o sevinsin diye. Bu yüzden bana gıcık kaptıkları oluyordu. Onların sevgisi umrumda bile değil tek umrumda olan sensin.

Sen uyanmadan bitireceğim zaten her sen yanımda uyuduğunda seni düşünüyorum diyeceğim şeyler aynı… o gün seni üç çocuk sıkıştırmıştı, saçını kesmeye çalışıyorlardı. Yolda yürürken seni gördüm, seni ilk defa gördüm, ama içimde bi alev yandı seni onların elinden çekip almak istedim ve yaptımda saçını kesmek üzere olan çocuğa vurdum hatırlıyor musun? Diğer ikisi bana her zaman söylenen şeyleri söylediler ‘çakma erkek ucube geldi!’ Ne dedikleri inan sikimde değil çünkü bende yok. Zaten bana her zaman söylenen sözlerdi bunlar… keşke sana karşı da onlara olabildiğim kadar cesur olabilseydim Ao.

Herkese karşı doğruları söyleyen ağzımı, sana gelince kalbim tutuyor.

Ao’nun göz kapakları sıkılaştı,ardından yavaş yavaş aralandılar. Shui’nin dizlerinde yatarken, Shui onun saçlarını tarıyordu. Shui kızarmıştı, gözlerini Ao’nun gözlerinden çekmek istediği belliydi utangaç bi tavır takınmıştı. Ao gözlerini kapatıp gülümsedi ve o Çincenin verdiği o melodik sesle konuştu:

“Zuò zhège nǐ bù huì juédé wúliáo ma? (Bunu yapmaktan sıkılmayacak mısın?)”

“Jué bù (hiçbir zaman)”

Ao kafasını Shui’nin dizlerinden kaldırıp yere oturdu, etrafına bi göz attı. Burası bi mezarlıktı, kabile savaşçılarının yükselen heykelleriyle dolmuş büyük bi mezarlık.

“Burda bi tarih yatıyor Shui, ve bizde yakın zamanda belki onlara katılırız”

Shui soğuk ve kendinden emin bi şekilde konuştu:

“İlk önce ben katılacağım Ao. Çünkü ben hayattayken kimse sana zarar veremez”

Bunu dediğine cümlesi bittikten sonra çok utandı ve kafasını çevirdi. Ao onun bu tepkisi karşısında elini Shui’nin omzuna koyarak karşılık verdi. Görüntü olarak birbirlerine çok zıt olan bu çifti görenler asla arkadaş olamayacaklarını düşünürdü belki ama değildi. Shui, Ao’dan uzun, saçları kısa, buğday tenli ve 176 boyunda, balık etli ve yumuşak yüzlüydü buna rağmen gözlerinin o koyu kahve ve sinirli bakışı yüzünden insanlar onu sert sanardı. Ao ise 170 boyunda, siyah uzun dalgalı saçlara, beyaz bir tene, melankolik bakan siyah gözlere sahip Shui’den daha zayıf bi fenotipti. Neyse ne Ao konuşmaya başladı.

“Benim için kendini bu kadar zorlamana gerek yok Shui, en azından ben gibi biri için”

Shui tam karşı çıkmaya hazırlanıyordu ki Ao konuşmasına izin vermeden yeni bi cümleye başladı.

“Ben uyanmadan önce güçlerini kontrol ettin mi? Biliyorsun tahmin ettiğimiz gibi olması çok önemli”

Shui onaylar şekilde göz kırptı, gözlerini kapatarak odaklanmaya geçti canının yandığı belli şekilde yüz kasları kasılıyordu. Shui’nin kolunun dirseğinden aşağısı bi oyun hamuru gibi şekillenmeye başladı, Shui sessiz sessiz çığlık atarken elinin baltayla dönüşmesini Ao izliyordu.

“Bak başardım”

“Bunu görebiliyorum gerçekten harika, aç değilsin değil mi?”

“Aç değilim gücümü kısa sürede keşfettim. Bak kol bacak gibi uzuvlarımı oyun hamuru gibi eğip bükerek silahlara çevirebiliyorum ama sadece mekanik silahlar gidip bi elektroşok cihazı yapamam bunu denedim. Yemek yeme konusunda ise biraz hatalı bi tahmin yapmışız eğer balta,mızrak ya da kılıç kullanıyorsam yemek yememe gerek yok çünkü vücut kütlem azalmıyor. Ama eğer ok ya da mermi gibi şeyler yani vücuttan uzaklaşan şeylere dönüşüm yapıyorsam evet yemek yemeliyim bu sayede vücut kütlem eski haline dönüyor.”

“Bu sıkıntılı bi durum Shui ama bir şey merak ediyorum mesela herhangi bir şey yesen yine geçerli kabul ediliyor mu mesela yağ harcadın ama protein alsan? Ne biliyim sen anladın işte”

“Demek istediğini anlıyorum. Doğru düşünüyorsun, mesela kalkana kolumu dönüştürmek için hem yağ hem de kemiklerimi kullanıyorum ama eğer kolum koparsa oranın yenilenmesi için hem kalsiyum hem de yağ tüketmeliyim.”

“Şimdi anladım… burada umarım ihtiyacın olan her şeyi bulabiliriz şimdilik yanımızdakilerle idare edicez Shui. Durumumuzu anlamışsındır sadece senin ve benim güçlerim bizim planımızı uygulamaya yetmeyecek. Başkalarınıda bulmalıyız, beş kişi daha.”

Bu son söz, Ao Tian ve Shui’nin davasına katılacak yeni günahkarların habercisiydi, ilk habercisi, ama asla son olmayacaktı… bu bilinmeyen diyarda öğrencilerin öğrenmesi gereken daha çok şey vardı.

“AAĞAAAĞAAA” bu ses bazı şeylerin iyiye gitmediğini gösterir eğer size doğum gününüzde çok lüks bir şey hediye edilmezse bu sesi sevinçten duymanız pek olası değildir… nitekim tilki ile oğlanın hikayesinde de bu böyleydi…

“Aptal tilki hani bu şey beni ısırmazdı, hay sıçayım çok acıyor”

“Ben sana yavaş yavaş dokun dedim o bi hızkapan bitkisi tabii ki öyle seversen seni ısırır”

Sonam korkuyla:

“Beni zehirlemez dimi?”

“Seni ısırdığı için umarım o zehirlenmez… şaka şaka hiçbir şey olmaz bitki gayet iyi ama SEN! SEN İFLAH OLMAZSIN”

“Sana ne yapsam yaranamıyorum belki kötü bi öğretmensin tilki?”

“Sana sarmaşık ve diğer bitkileri kontrol etmeyi tilki halimle bu kadar öğretebiliyorum özür dilerim mankafa. 15.denemen ve hep hüsranla sonuçlanıyor biraz kendini zorla”

Sonam’ın sinirleri bozulmuştu, bu dünyada da kendisine her zaman söylenen sözlerden biriydi ‘kendini biraz zorla’ Sonam’ın aklına dünya hayatı iyice gelince gözleri doldu, ağlamaklı bi sesle:

“Üzgünüm tilki ben daha iyisine çabalayacağım”

Tilki gözlerini kapatıp, göğsünü kabartmış cevap veriyordu:

“Ee tabi doğru söze ne denir, aferim böyle çalışmaya devam et daha çok yolun var çoook”

Tilki cevap alamadı bir saniye iki saniye sonra 3,4,5 Tilki en sonunda tek gözünü açıp etrafa baktı, Sonam yoktu. Yaptığının karşısındakini üzebileceğini yeni fark etmişti, içinden söylenmeye başladı

Hay aklımı ne yaptım lan ben çocuğun üstüne bu ladar gitmemeliydim zaten elinden geleni yapıyordu lanet olsun gerçekten kötü bi öğretmenim ben. Off onu bulmam lazım

“HEEY! SONAAM DEDİKLERİM ŞAKAYDI ÖZÜR DİLERİM GERÇEKTEN”

Tilki hemen etrafı kokladı ve Sonam’ın kokusunun geldiği yöne doğru ilerledi daha yeni ortadan kaybolmuştu Sonam’ı bulması zor olamazdı ama beklemediği bir şey oldu… çığlık bile atmasına izin vermeden yukarıdan bir örümcek ağı ağzını kapattı, hemen sonra sırtından bi tane daha ağ isabet etti, onu yukarı çekti, bir saniye içerisinde olmuştu ne olduysa, gözünü kapattı açtı ve bi ağacın gövdesine sabitlenmiş halde vuldu kendini. Gözleri bunu kimin yapmış olabileceğini bulmak için fıldır fıldır dönerken, BUM! Yukarıdan bi şey tepe taklak aşağı sarktı… görünüşünü tarif etmek zor. Tepetaklak dururken aşağıya sarkmaması için arkasından topuz edilmiş sarı saçlar, yüzünde bulunan 4 örümcek ve 2 si insan gözü olan 6 göz, sırtından çıkan 4 ekstra kol ve omuzlarından çıkan 2 kıskaç kola sahip örümcek-insan karışımı bi yaratık… görüntüsü buna rağmen çirkin değil, groteskt bi sanat eseri tanımı daha uygun denilebilir.

Yaratık yavaşça ağzını açtı sivri dişlerini gösterip gülümsedi, avıyla dalga geçiyor gibi konuşmaya başladı:

“Merak etme konuşan tilki hehehe, en yakın zamanda baharatları bulup yanına gelicem uzun zamandır düzgün bir et yemedim sen benim specialim olucaksın…“

O rahatsız edici gülüşün ardından ağlarını ağaçlara atarak hızla gözden kayboldu. Tilkinin gözünden yaşlar süzülürken tilki, ilk defa insanca bi şekilde korkuyu deneyimledi… berbattı. Sonam’ın gelmesi için dua etmekten başka çaresi kalmamıştı.

Bölüm sonu

3 yorum